Mardin’den Esintiler

29

Geçen yazılarımda Mardin’de gerçekleştirmiş olduğumuz “Birlikte Yaşama Kültürü ve Mardin Örneği” konulu sempozyumdan söz etmiştim. Ama Mardin’e gidip de orada yaşayan ve yapılmakta olan güzelliklerden söz etmemek doğrusu haksızlık olurdu. Daha önceki yıllarda iki defa görme şansına sahip olduğum Mardin’e, bu yıl içersinde geçen haftaki ziyaretimle birlikte beş defa gitmişim.

Hani bazı yöreler vardır, her gittiğinizde size yeni bir şeyler söyler yahut tam tersine yine mi oraya diye içiniz sıkılır!… İşte Mardin’i düşündüğümde, doğrusunu söylemem gerekirse ziyaretlerimin aralarında uzun zaman dilimleri olmamasına rağmen, her ziyaret hem yeni şeyler görmeme hem de Türkiye’nin değerli yöneticilere sahip olması halinde nelere kadir olabileceğine dair ümitlerimin yeşermesine imkân veren güzellikler taşımıştır.

Evet, bu yıl Mardin’e değerli vali sn Hasan Duruer’in davetleri üzerine değerli kardeşim Cevdet Küçük’le ilk defa Mart ayının ortalarında gitmiştik. Vali beyinin Mardin’e atanmasının üzerinden sadece 45 gün geçmişti, ama Mardin’de gördüklerimiz karşısında hayrete düşmemek elde değildi. Atanmalarının ardından sayın vali, önce şehrin dününden bugüne gelişmesini halkı ve anıtsal kimliği ile araştırmış ve değerlendirmişti. Sonra da şehrin Güney Doğu Anadolu’muzun sosyo-kültürel merkezlerinden biri haline getirilmesi için nelerin yapılması gerektiğini istişare ederek, ülke sevdalısı gönül adamlığı vasfıyla, yöreyi aslî hüviyetine kavuşturmak üzere harekete geçmişti.

Kendilerini tanıdığımda yörede yapmağa başladıkları yanında plânladıklarının heyecanını yaşamasındaki tavrını kelimelerle anlatabilmem mümkün değildir. Gözlediğim, fikrî olgunluğuna yüksek tahsilini yaptığı İstanbul’un Beyazıt ve çevresindeki STK’lardan aldığı feyizle ulaşmıştı. Sonrasında valilik donanımına kaymakamlıkları yanında Urfa’da yörenin muhteşem dünyasından istifade ederek anıtsal eserlere gösterilmesi gereken hassasiyeti tattığı vali yardımcılığı sırasında ulaşmıştı. Ve Mardin onun için muhteşem bir sevdalı birikimin gün yüzüne çıkarılmasının uygulama noktası idi..

İşte bir gönül adamının eski Mardin’in Doğu-Kuzey aksını ele alarak başlattığı “Mardin’i yeniden eski hüviyetine kavuşturma hamlesi” daha ilk ziyaretimizde belirlemiştik ki öyle kelimelere sığdırılarak ifadelendirilemezdi. Nitekim Ekim ayının ilk haftasında yaptığımız ziyarette bir kere daha gözleyecektik ki yapılanları, gerçekleştirilmek üzere hedeflenenleri tek tek sıralamağa kalkmak sayfalar alabilir…

O halde ben bu yazımda, iyi bir idareci olmak yanında güzel bir gönül adamı olan Mardin valisine, ondaki bu hassasiyeti gören, gözleyen ve ona bütün varlıklarıyla destek veren Mardin halkına, ki bu arada Mardin sevdalısı Sabahattin Evrensel beye ve üst kademeden en alttaki çalışanına kadar bütün yardımcılarına, başarılarının devamını dileyerek yörede var olan ve daha da güzelleşen anıtsal varlıklara dönmek istiyorum.

Önce ilk ziyaretten itibaren tespitlerimle yola çıkmak istiyorum. Eski Mardin’in bir zamanlar Cumhuriyet Meydanı olan ama gecekondular ve toprak dolgularıyla meydan olmaktan çıkmış kesimde istimlâklere ve yıkımlara ihtiyaç vardı. Ve buna öncelik verilmişti. Eski hükümet binasının yeniden aslî hüviyetine kavuşturulması hedeflenenler arasındaydı Aynı yörede Sabancı’ların himmetiyle eski Süvari Kışlası restore edilmiş, Şehir Müzesi hüviyetiyle şehre sunulmak üzere son çalışmalar yapılmaktaydı.  Nitekim müze 1 Ekim günü törenle açılacaktı.

Sanırım önemli olansa, bölgenin altı ay önce ilk gördüğümüzle karşılaştırıldığında, hayali bile mümkün olmayan şekilde düzenlenmiş olmasıydı. Kalanlarsa, hükümet binasının gerçek hüviyetine kavuşturulması ile Artuklu Üniversitesine, Mimarlık Fakültesi olarak tahsis edilmiş olan yapının restorasyonu idi. Ayrıca eski şehrin birinci kısmı olarak ifadelendireceğim bölgede yollar eski parke taşlı hüviyetine kavuşturulmakla kalmamış, ilk ziyaretimizde gördüğüm çirkin mi çirkin elektrik direkleri, sarkmakta olan teller, yollar üzerinden akan kanalizasyonlar yeraltına alınmıştı. Üstelik baştan başa restore edilmekte olan dar Mardin sokakları arasında var olan abbaraların bir çoğunun kendi orijinal yapılarına dönüştürülmesi de ayrı bir başarıydı..

Neyse gelelim Mardin’deki başkaca anıt eserlere. Bunlardan biri sn vali ile ilk ziyaretimiz sırasında yağmur altında ve de çamurlara bata çıka sokaklardan geçerek gezdiğimiz 1900’lü yılların başında Osmanlı Dönemi yapılarından muhteşem kapı ve taş işçiliğiyle Kız Enstitüsü olarak kullanılan bina idi. Burada elden geçirilmesi gerekenler vardı ve Ekim ayına kadar da tamamlanacaktı. Oradan Zinciriye Medresesine geçmiştik. Eser Selçuklu dönemi, 1385 yılı, yapısı. Vakıflar İdaresince gerçekleştirilen ve bittiği söylenen restorasyon, ne acı, tam anlamıyla felâketti!… Konuştuklarımız, restorasyonun yeniden elden geçirilmesi mecburiyeti taşımakta olduğuydu

Daha sonraki ziyaretimiz, benim için daha önceki yıllardan unutulmaz olarak hatırladığım, Artuklu döneminde başlayıp Akkoyunlular zamanında biten, 15-16’ncı yüzyıl eseri Kasimiye Medresesi idi. Bilâhare Sitti Radviyye veya Hatuniye Medresesi olarak anılan ve 12’nci yüzyıl sonu tam bir Artuklu yapısı olan Medreseler sıradaydı. Bu ikincide Peygamber efendimizin ayak izinin makamı bulunmaktaydı. Alt katında dert veya zikir odası olarak belirtilen Medresenin üst katının 4 odasında yıllardır 4 ailenin yaşamakta olduğunu öğrendiğimizde, geçmiş yılların ihmal ve harabatiliğini düşünmekten kendimi alamamıştım…

Mardin’e her gelişte bir kere bir kere daha Ulu Camii ziyaret etmemek, herhalde büyük bir eksikliktir. Şehirde cami olarak yapılan 4 eserden en önemlisi, 12’nci yüzyıl Artuklu mimarisi örneklerinden Ulu Cami’yi, içindeki Sakalı Şerifi ziyaret edecektik. Çarşı içinde bulunan cami’ye giderken Mardin’in o kendine has çarşısından müstefit olmak şansını da yakalamıştık…

Mardin’in önemli anıtsal eserleri arasında neler yok ki? Saymağa kalksak herhalde 50’li rakamları bulmak mümkün… Her seferinde bir kaçını gezerek Mardin’i biraz daha ve biraz daha gönlünüze sindirerek sevmekse sanırım başka bir dünyaya yelken açmaktır. Her yeri içinize sindirerek gezebilmek içinse herhalde en az 10 günü Mardin ve yöresine ayırmak gerekecektir..

Fakat biz zamanla yarışmakta kararlıydık. Sırada Mardin Müze evi, Şehidiye Medresesi, çeşitli dönemlerden kalan hamamlar vardı. Nihayet restorasyonu ilk ziyaretimiz sırasında bitmemiş, fakat bilâhare tamamlandığın da ne yazık kültürel uygulama değil para dikkate alınarak Vakıflar İdaresince ihaleye çıkarılan, son görünümü ile Çıfıt çarşısına dönmüş, 17-18’ci yüzyıl Osmanlı yapısı Surre Han veya Kervansaray bulunmaktaydı.

Mardin için söylenecek çok şey var… Biraz da şehrin dışına çıkarak buralardan bahsetmek gerekir. Onlardan biri Deyrul Zafaran Manastırıdır. Şehri 5 km kadar doğusunda bulunan yapı, 4’üncü yüzyılda taş işçiliğindeki ihtişamıyla dikkat çeker. Burası 1932’li yıllara kadar Dünya Süryani Ortodoks Patrikliği merkezi hüviyeti ile de ünlüdür. Ve Dara!.. Eski Mezopotamya bölgesinin ünlü kenti Dara, Mardin’e 30 km kadar uzaklıktadır. Arkeolojik çalışmaların devam ettiği yöredeki kaya mezarlar ve hapishane değil su sarnıcı olduğu iddiamızı tevsik etmeğe çalıştığımız muhteşem kaya oyuğu, görülmesi gerekenlerdendir.

Mardin’e 68 km uzaklıkta olan Midyat için söyleyeceğim eski Midyat’ın, Mardin’in iç bölgelerine göre daha az bozulmuş olduğudur. Midyat’ta Deyrulumur Manastırı, eski bir konaktan Devlet Konuk evine dönüştürülmüş muhteşem yapı ve ayrıca telkâri gümüşçülüğün güzelliklerinin sunulduğu çarşı görülmesi gerekenlerdir. Bu arada restorasyon açısından güzel ve fakat işletmecilik açısından kötü Gelüşke Hanına da gitmek gerekebilir Fakat sadece gözlemek için..

Mardin ve çevresinden söz ederken Nusaybin’den dolayısıyla 4’üncü yüzyılda yapıldığı ileri sürülen Mor Yakup Kilisesi ile Hz. Muhammed’in torunlarından Zeynel Abidin Külliyesi de görüleceklerdendir. Kilise ile ilgili restorasyonlar devam ediyor. Ve Zeynel Abidin külliyesi için söylenecekse, ne yazık ki “Yarabbi biz restorasyonlar adına bu kadar kötü işleri nasıl beceriyoruz” olabilir… Bu arada bir önceki ziyaretim sırasında gittiğim Mardin’e 50 km kadar uzaklıktaki Savur’dan da bahsetmeliyim. Eski Mardin gibi bir yamaca yerleşmiş Savur, kalesi, eski Ulu Camii, içinde çok sayıda ailenin barındığı Hacı Abdullah bey konağı ve Romaniye Kilisesi ile görülmeğe değer.

Fakat bu son sefer iki zirve ziyaretim olacaktı ki, bunlardan biri yıllardan bugüne neredeyse yedinci kez geldiğim ve askeriye tarafından kullanıldığı için bir türlü çıkamadığım ve içimde ukde olarak kalan Mardin Kalesi, diğeri de bir kaynak suyun bölgeye hayatiyet verdiği kaynak Beyaz Su denilen sahre yeri idi. Kale için söylemek istediğim, artık böyle muhteşem mekânların askeri amaçlı değil de turistik vasıflarıyla kullanılır hale gelmesinin düşünülmesi zamanın çoktan gelip geçmekte olduğudur. Çünkü artık çağımızda bu tip mekânlardan hareketle askeriyeye hizmet etme şansı çoktan ortadan kalkmıştır ve ne yazık ki Kale, giderek bu yapı içersinde kendi kendine çökmektedir!..

Mardin’le ilgili olarak anlatılacak daha çok şey var. Meselâ Kızıltepe ve de oradaki Ulu  Camii, Mazı Dağı vs.. Ama herhalde gidip görün demek en doğru olanı…