Mardin-Malatya Çizgisinden Güzellikler

23

Hafta sonunda İstanbul’da değildim. Güney Doğu Anadolu’muzun iki güzide şehrinde bulunma şansını yakalamıştım. Öncelikle bu yılın ilk aylarında başlattığımız “Mardin Kültür ve Musiki Sohbetlerinin” İkinci Dönem çalışmalarının ilkini vesile ederek Mardin’de bilebildiğim STK’larla temas kurarak bu sohbetler için gerekirse yeni bir yol ve yöntem belirlemek amacını güdecektim. Doğrusu bu ziyaretlerin benim için, bölge ve de tabiatıyla Mardin’le ilgili çok önemli bilgiler verdiğini ve bildiklerime öğrendiklerimin ilâvesiyle çokta yararlı olduğunu söylemeliyim. Bölge idare ve idarecileriyle bazen örtüşen, bazense çatışan bilgilerin idarecilerimiz açısından ancak halkla bütünleşerek tamamlanabileceğini ve tamamlanmakta olduğunu bir kere daha müşahede ettim.

Onbeş günde bir Cuma günleri saat 18.00’de gerçekleştirilen “Mardin Kültür ve Musiki Sohbetlerinin” bu defaki misafirleri Prof. Dr. Mustafa Fayda ile Dr. Fahrünissa Bilecik idi. Bu iki değerli ismin Kubbealtı Vakfının değerli büyüğü İlhan Ayverdi hanımefendinin dünyada mânevî eğitim karşılığı kullanılan terimlerden “Din Eğitimi”, “Mânevi Eğitim” veya “Karakter Eğitimi” ifadelerinden bu sonuncusunu tercih ederek araştırma yapınız” dileklerine uygun olarak başlatılan araştırmaya 6 gencin de katılımıyla Türkiye’miz ve genel olarak dünya açısından önemli tespitler yapılarak çözüm önerileriyle konu kitaplaştırılmıştı. Böylesi önemli bir konunun takdimi için Mardin’e davet edilen iki değerli konuşmacının toplantısında sevindirici olan hususların başında, bir alışkanlık haline gelmesinin ilk adımları olmasını ümit ettiğim, 100 kişi civarında dinleyici alan salonun ilk defa ayakta kalınacak tarzda dolmuş ve konuşmacıların son sözüne kadar kimsenin yerinden kımıldamadan dinlemiş olmasıydı.  Üstelik bu defa belirgin bir şekilde salonda sadece devlet bürokrasisi mensupları değil halkın temsilcileri de bulunmaktaydı.

Üç ana bölümden müteşekkil olduğu söylenebilecek sunumda Mustafa Fayda hoca girizgâh diyebileceğim bapta “İnsana Bakışı ve Müslüman İnsanı” belirleyecek izahatta bulundu. İkinci konuşmacı Fahrünissa Bilecik ise sunumunu araştırmanın temeli olan üç başlık altında gerçekleştirdi. Konu başlıkları “Toplumu Tehdit Eden Maddî ve Mânevi Tehlikeler”, “Mânevi Eğitimin Dünyadaki ve Türkiye’deki Uygulamaları” ile “Öneriler ve Örnekler” tarzında idi. Tehlikeler olarak belirlen 7 başlığın örneklerle ifadelendirilmesinden yola çıkılarak dünya genelinde ve Türkiye’de alınmağa çalışılan tedbirler yanında araştırmanın değerlendirilmesi yapılacaktı. Sunulan tedbir teklifleriyle çalışmanın bazı yer ve zeminlerde hayata geçirilmekte oluşunun ifade edilişi, doğrusu toplumumuzu yüzyıllardır ayakta tutan temel unsurun STK’lardan başlayıp oralarda tekemmül edeceğini delillendiren güzel bir örnekti. Ve bizlere “darısı devletimizin müesseselerine” dileğini temenni ettiriyordu..

Keyfiyet bakımından dolu dolu geçen iki günlük Mardin ziyaretimden sonra yolumda Malatya’dan yapılan davete icabet vardı. Diyarbakır-Elazığ üzerinden Malatya’ya yaptığım kara yolu seyahatim iki genç görevli kardeşimin refakatinde olacak ve sohbetimiz yol boyu aşağı yukarı, 3,5 saat kadar sürecekti. Malatya’nın tarih dolu ilçesi Battalgazi’nin değerli iki yöneticisi, Kaymakam Abdülmuttalip Aksoy ile Belediye Başkanı Selâhattin Gürkan’ın gönül gönüle sürdürdükleri ve birbirini tamamladıkları, daha önce şahit olduğum pek çok güzel çalışma yanında bu defa mükemmelliğini buram buram yaşayacağım, davetini daha önceden aldığım “3’ncü Uluslar arası Kervansaray Buluşmalarına” katılacaktım. Bu benim için ayrı bir şanstı.. Belediye Başkanının makamına adımımı attığım andan itibaren başlayan o Anadolu insanın muhteşem misafirperverliğinin örneklenmesi şüphesiz ülkemiz insanının en güzel yüzüydü. Ama beni mutlu eden biri devletin, diğeri doğrudan halkın temsilcisi olan iki yöre idarecisinin yapmakta oldukları hizmetin şuuruna aynı frekanstan sahiplenişleri ve büyük bir çaba yanında inanılması güç bir özveri içersinde birbirini tamamlamak için gösterdikleri, neredeyse insanüstü gayretti..

“Melita’dan Battagazi’ye Tarih, Arkeoloji, Kültür, Sanat Günleri” toplantılarının ilk günkü açılış törenlerinden sonra Korucuk Parkında halkın imece usulüyle evlerinde yaptıkları yöre yemekleri ikrâmının, bizzat halkın elinden gerçekleştirildiğini öğrendiğim öğle yemeğinin “Birlikte Yaşama” şuurunun halkla bütünleşeceğini vurgulayan güzel bir örnek teşkil ettiğini söylemek gerekir. Fakat bu muhteşem olay “aydınlarla (!) dolu medyamızda ne kadar yankı bulmuştur! İşte o ayrı bir olay. Çünkü ne yazık ki gerek ulusal gerekse yerel basınımız için, meselenin sosyo-kültürel değil magazine dönük yapısı öneme haizdir!..

Açılış safhasından sonra başlayacak oturumlar sürecinin ilkini oturum başkanlığını Malatya Valisi sn. Doç Dr. Ulvi Saran’ın yapacağı “Bölge Kalkınmak Kültür Varlıklarının Yeri” toplantısına 4 değerli bilim adamı tebliğ sunacaklardır. Aynı gün içersinde 11 Sergi ile birlikte Çalıştayların faaliyete geçirilmesi, konulara önemli sanatkârların öğrencileriyle katılarak önderlik etmeleri yanında, üç gün boyunca özellikle halkın geniş çapta katılarak el becerilerini arttırmağa çalışmaları gerçekten muhteşem denilecek bir gelişmedir. Panellere, çalıştayların ve sergilerin eşlik etmesiyle yetinmeyecek olan toplantının mimarları Battalgazi Kaymakamı A. Aksoy ve Belediye Başkanı S. Gürkan ile arkadaşlarının yöre halkı için hazırladıkları başkaca sürprizler de vardı. Bunlar eğlendirerek bilgilendirme amacı ihmal edilmeksizin uygulanan ve halkla kucaklaşmayı sağlayan film gösterileriyle üç gece ayrı ayrı sanatkârların katılacakları konserlerdi.  

İlk günkü açılış programında, özellikle halkın muhteşem ikramına katılamamın üzüntüsünü duyarak yer alamamıştım ama katılanların övgülerini dinleyerek toplantıların tertibinde emeği geçenlerle, haddim olmayarak, iftihar etmiştim. Çünkü bizim idarecilerimiz artık önemli bir safhayı halkıyla bütünleşerek aşmaya başlamışlardı… İkinci günden itibaren katıldığım  “Bölge Kalkınmasında Sanatın Yeri”, “Türkiye’de Sanat ve Türk Sanatının Kimlik Sorunu”, “Tarih, Coğrafya, Arkeoloji Sempozyumu” başlıkları altında 25 bilim adamı ve sanatkârın konuşmacı olarak katılacakları oturumlar gerçekleştirilecekti. Ülke meseleleri ihmal edilmeksizin ve fakat ağırlıklı olarak yöre temelli sunumların ilmi muhtevalarının ulaştığı seviyelerini gözleme imkânım, açık söylemem gerekir ki ülkemizin geleceği açısından beni ümitlendirdi. Belli yaşlara varmış hocalar yanında genç nesillerin sahalarındaki araştırma yetenekleri bilim dünyamızın geleceği açısından kötümser olmanın gereksizliğini ortaya çıkarıyordu. Ümit edelim bu genç nesil, önlerindeki bilim adamı kisvesi giymiş bazı ağa-babalar(!) gibi, ideolojik saplantılara duçar olmazlar ve Battalgazi toplantılarda sunum yaptıkları seviyeleri de aşarak bilim dünyamıza katkıda bulunurlar…

Bu güzide toplantılar sırasında insanı üzen başlıca olay, bu kadar seviyeli toplantıların dinleyicilerinin parmakla sayılacak kadar az oluşuydu. Üzüntüm ikinci günün konser programında yer alan bir pop sanatçısı hanımın çılgınlar gibi alkışlandığı ve hemen her tarafı doldurmuş her seviyeden halkın yine çılgınlar gibi bağrış-çağrış bu şarkıcı bayana iştirak edişleri karşısında daha da artacaktı. Ama neyse ki aynı halkın gençleri günler boyunca heykel, seramik, özgün baskı, ekslibris, sulu boya, grafik tasarımı, çini, ebru, çocuk sanatları, film atölye çalışması, foto safari gibi çalıştaylara yoğun katılımlarıyla bir başka işareti daha vermişlerdi!.. Kısaca halkımız  aydınlara “bana neyi verirseniz onu almaya hazırım” diyordu. O halde!..

Misafirperverlik mi? Doğrusu Anadolu veya Trakya halkımızı yakından tanıdığınızda böylesi bir soruyu gündeme getirmek hem ayıp, hem de incitici olur. Çünkü en alt kademesinden en üst noktasına kadar, kozmopolitleşen büyük şehirlerimizin aksine Anadolu’da halkımızın her ferdinin varlığındakini gönülden ikrâma hazır olduğunun örneklenmesi ilk günkü misafirperverlik anlayışından itibaren Battalgazi Toplantılarında bir kere daha, bir kere daha açıkça ve her dem gözlenendi… Tabiatıyla başta Malatya valisi olmak üzere Battalgazi Kaymakamı ve Belediye Başkanının özverili önder aydın kimliklerinin yol göstericiliğinin bu kaybedilmeyen gönül bağındaki rollerinin de altının çizilmesi gerekir.

Özetle Mardin ve Malatya’da dört gün boyunca gözlediklerim, halkıyla bütünleşen idareci kadrolarıyla Türkiye’nin geleceğinden, bazı aydın(!) safsatalarına ve de iletişim araçlarının tepeden bakan davranışlarına rağmen, hiçte ümitsizliğe düşülmesinin gerekmeyeceğidir. Çünkü artık valisinden kaymakamına, belediye başkanından en ufak idarecisine bir zamanların yanına ulaşılamayan ve hatta burunlarından kıl aldırmayan idarecilerinin yerine halkıyla kucaklaşan, onunla bütünleşen idareciler gelmeğe başlamıştır. Bu ise bazılarının hâlâ kavrayamadıkları benimse 1950’li yıllardan beri şahit olmaktan gurur duyduğum ve yakından tanıma şansına ulaştığım halkımın güzelliklerine demokrasinin güzelliklerinin eşlik etmesinden başka bir şey değildir.