Hayvanlaşmak da Bir Sonuçtur!

79

Bazen gün içinde gelişen olayları takip ederken başınız dönüyor. Bilhassa içinde yaşadığınız toplumda hangi konunun daha ehemmiyetli olduğu hakkında kararsız kalıyorsunuz. Genele bakıldığında ise karşımıza çıkan, çoğu defa, kısıtlı tepkiler yanında toplumun ya fevkalâde duyarsız ya da sadece şahsını ve kendi dar çevresini ilgilendiren meselelerle meşgul olduğu! İnsanları bu yönde çokça haksız da bulmak da mümkün değil.

Bir taraftan hayat gailesi, diğer taraftan çevrenin baskıları ve nihayet günün getirdiği yorgunluk insanları günümüzün kolaycılığı olarak değerlendirdiğim iletişim araçlarına mahkûm ediveriyor… Böylece karşısına geçtiği televizyon veya bilgisayarın rüzgarsız ortamında sörf yapmaya başlıyor, taa ki uyuklasın!.. Böylesi bir kolaycılık içerisinde de, kısıtlı bilgi ve görgü kurallarının çırpınışları içerisinde kendini sadece “homurdanma” mutluluğu ile sorumlu hissediyor. Ötesi! Ötesi mi dediniz?

Buna ne gerek var!.. Doğru ve yanlışı ayıklamadan hüküm vermek veya başkalarının kestiği ahkâm yönünde bilirkişilik yapmak daha kolay değil mi? Yahut sosyal ortamın sağladığı kolaycılıkla sadece kendini ilgilendirenlere bakıvermek ve ötesini boşlamak, şu hayatın zorlukları içerisinde daha bir rahat değil mi!.. Böylece bir de çevresinin dertleriyle hemdert olmanın sıkıntılarından uzaklaşmış olurken çevrenin, toplumun nihayet insanlığın içine sürüklendiği çukurun da kendisinden uzaklarda olmasının rahatlığına kavuşmuş olunuyor. Kim bilir belki de doğrusu bu!..

Bu satırlarımı kaleme alırken hafta içinde bazı televizyon kanallarında, siyasi ve magazin boyutu olmadığından olsa gerek, şöyle bir gündeme gelip kaybolan, bazı gazetelerde ise kısa başlıklar ile verilen bir haberin sarsıntısını yaşamaktayım. Zira, bana göre, şu mesele bu mesele önem taşıyabilirdi ama ileri sürülenler gerçekte insanoğlundaki çürüyen değer hükümlerinin ne boyutlara uzadığını belgelemesi açısından pek çek konudan daha ehemmiyetliydi.

Olaydan tam da anlam veremediğim bir konuşma ile haberdar olmuştum. Toplu taşıma araçlarının birinde arkamdaki dörtlü koltuklarda oturan, öğrenci olduklarını sandığım, dört gencin yüksek sesle, etraflarına aldırmadan(!) yaptıkları konuşmalarından duymak durumunda kaldığım bir olayın akşam haberlerinin birinde kısa bir konu başlığı ile geçiştirilmesi karşısında doğrusu sabahki konuşmayla haberi bağdaştıracaktım. Önce inanamadım sonra da “insanoğlunun ne derekelere düştüğünü” düşünmeye başladım.

Sabahleyin otobüste konuşan ve aralarından biri kız olan gençlerin, alaylı bir tarzda “yaauu kız oyuncu bulmuş da erkek oyuncu bulmakta zorlanmış(!)” diye kıkır kıkır anlattıkları olay meğerse adında bilim olan bir üniversitemizde tez konusu olarak verilmiş! Evet akademisyenler(!) tarafından izin verilen, bir porno filminin çekimiymiş!.. İnsan inanmakta zorlanıyor. Ama olayın gündeme girmesiyle birlikte konunun savunmasını yapanların buna “özgürlük” adı altında tabii ve olması gereken olarak kisve giydirmeye çalışmaları, sizleri bilmem ama beni ürpertti! Sonara bu savunma çizgisindeki şahsiyetlerin kimlerine bakmak ihtiyacını duydum. Beni ilgilendiren bu mahutların yaşayışları değil de “aydın kisvesi giydirilişine” üzüntü duydum. Acıdır, evet işte bunlar bizim aydınlarımız kisvesi içinde hareket edenlerdi! Evet bunlar, birkaç konu sonra bu defa heykelleri putlaştıranlar olacaklardı!..

Yukarıdaki ilk konuyla ilgili olarak gazetelerdeki satırlar biraz daha ürperticiydi. Yazılı basının bir bölümü, nüfusu 7 milyarlara yönelmiş dünya halkının sanal âlem bağımlılığında “sefahat sitelerinin” günümüzde en fazla bağımlılık taşıyan siteler haline geldiğini yazıyorlardı. Verilen rakam 2 milyar civarındaki insanın porno sitelerinde gezindikleri ve bu sektörün(!) kazancının yılda 200 milyar Dolarlara ulaştığı idi. Havsalamın zorlandığı bu rakamları düşünürken 2 milyar civarındaki porno bağımlılığın gerçekte Dünya nüfusu açısından ne anlama geldiğini hesaplamaya çalışmaktaydım.

Zira 7 milyarlık dünya nüfusu içerisinde konuyla illiyet bağı kuramayacak küçük çocukların, gerçek anlamdaki dindarların, pek çok sayıdaki yaşlıların ve nihayet henüz maddi açıdan böylesi bir teknolojik imkâna ulaşması mümkün olmayanların da hesaba dahil edilmesi halinde 2 milyarın neredeyse dünya nüfusunun üçte ikisi anlamı taşıyabileceğini ürpererek tasarladım!.. Dünya nüfus içerisinde acaba Müslüman ülkelerin ve de Türkiye’nin konudaki durumu nedir diye düşünmeyi ise, doğrusu ya, pek istemedim. Çünkü çıkacak sonuçtan ürktüğümü hissettim.

Bunları hesaplarken tekrar ülkeme döndüğümde “porno” bir filmi tez olarak verebilen, bunu yapmayı ahlâkî değerlerinde hiçbir sapma olduğunu düşünmeden tez olarak işleyebilen gencimizi ve nihayet bütün bu gelişmeleri “özgürlük” kavramı ile bütünleştiren aydınlarımızın “ar damarlarının” kalıp kalmadığını sorgulamak bile istemedim… Özgürlük adına kabul edilmiş olan konu eğer densizlik değilse, toplum halinde yaşamanın ortaya koymak durumunda olduğu ölçü neydi?

Bazı insanların “değer hükümleri” olmayabilirdi! Ama toplumu genelde ayakta tutan değerlerin böylece yok edilmesine birilerinin karşı çıkacağını da, sanırım, bunlara anlatılması gerekecektir. Hele özgürlük bağnazlığında böylesi bir müptezelliği “modernlik ve ilericilik” bağlamında, neredeyse 200 yıldır ellerine geçirmiş oldukları vesayet zincirine rağmen değerlendirmeye kalkanların, neden hâlâ başarısız olduklarını birileri bu zavallıların kafalarına sokmalıdır.

Bütün bunlar bir tarafa konulsa bile, birlikte yaşama unsurunun tabii seyri içinde bu aydın kisvesi taşıdıklarını sananlardan, en azından saygı ve sevgi demiyorum, ama hiç değilse başkalarının haklarına riayet konusunda bir görevleri bulunduğunu sanırım hatırlatmak gerekir. Üstelik bunlar için özgürlük sınırsızlık anlamı taşıyorsa(!) o zaman bu kimselere kanunsuzlukların hangi hudutlar içinde kalacağının bir kere daha hatırlatılması gerekecektir. Meselâ terörü, katli, rüşveti nerelere yerleştirmek gerekecektir?

Kısaca ne demokrasi, ne modernlik, ne medenilik, “dilediğince maddeye bağımlı ve başkalarını umursamamak” anlamını taşımaz. İnanmasalar da bazı kimselerin manevî değerlerinin olduğunu, birilerinin bu aydınlara(!) anlatması gerekecektir. Yoksa insanın hayvandan çok farlılığı kalır mı? Yoksa hayvanlaşmanın da yaşadıkları hayatın tabii bir sonucu olduğunu düşünmektedirler?..