Fethi Gemuhluoğlu’nu Anmak

32

Anadolu insanının büyüklerini anmak, gelecek nesillere aktarmak gibi vefa yüklü davranışlara sahip olmaları ne büyük bir güzellik… Geçtiğimiz hafta Ağın’da, Fethi Gemuhluoğlu ile Niyazi Y. Gençosmanoğlu’nu anmak üzere Ağın Haber Gazetesince tertiplenen, her yönüyle mükemmel, toplantıda bulunma şansına ulaştım. Toplantıdan ve yörede geçirdiğimiz güzelliklerden daha sonraki yazılarımda söz edeceğim. Bugünse, bizler için Fethi ağabey olan büyüğümüz hakkında yaptığım konuşmamın, ağırlıklı olarak gençlerle ilgili bölümlerinden, bazı satırları sizlere aktarmak istiyorum. Sanırım böylece onu tanıyanlar ağabeyi bir kere daha yad ederken, tanımayan gençlerimiz de onun dünyasında gençliğimizin nasıl bir yer işgal etmiş olduğunu hissederler. İşte konuşmamdan kısa alıntılar…

“Fethi ağabey, sohbetleri, fikirleri ve insan sevgisi yanında, ama daha çok da millî değer ve benliğine bağlı insan sevgisi, gönül adamlığı ile maziden gelen coşkun bir ırmağın, zamanındaki son kalesiydi. Onda konuşmak, öfke, hırçınlık ve şikâyetler hep ezelden ebede bir uzantı, bir akıştı…  Yüreği çağıl çağıl çağlayan millî bir sevgiyi yansıtmaktaydı. Bazen ve hatta sık sık öfkelenir, sert konuşur, karşısındakinin kalbini kırmaktan çekinmezdi. Ama bu sertlikte, bir dostun bir ağabeyin ve hatta bir babanın evlâdına “daha iyi olması için” duyduğu hassasiyet vardı…

Onun her şeyi, kendinden başka her şeyi affetmeye hazır, yürek dolusu sevgisiyle Anadolu gençlerine eğilişini, titremeden veya gözlerim dolmadan düşünebilmem mümkün değildir. Türk çocukları onun için bitmez tükenmez birer hazineydi. Bu çocukların kökten kopmamış olanları, millî eğitimin içine sürüklendiği kargaşa sonrasında ancak “yanlış imalât” olarak ortaya çıkmaktaydılar. Bu çocuklar “Anadolu toprağının son Osmanlı hasadı” ve Türkiye’mizin geleceğiydi. Kimi zaman etrafındakileri şaşırtır ve satıhta bulunanları “anlaşılmaz suallerle” sarsardı. Oysa aradığını bu yolla kolayca ve gönül gözüyle yakalamış olurdu.

Dünya hayatını sadece bir hizmet uğruna kabullenmiş, kendisi için mütevekkil, davası içinse celâlli bir ruh adamıydı Fethi ağabey. O sayıları az olan ve git gide de sayıları azalan dünyaya geliş sırrı, “gönlünü insanlara, bilhassa vatan için yetiştirilmek üzere kendisine başvuran gençlere açmak” veya varlığını bütün unsurlarıyla sunmak olan bir ermişti. O sadece evet sadece vermek, milletinin, ülkesinin geleceği ile mükellef olacağına inandığı gençlere madde ve mânâsı ile vermek üzere yaşardı. Türk Petrol Vakfı’nın varlığı Fethi Gemuhluoğlu için bir hayattı, bir nefes alma mercii idi. Orada genç Türk çocuklarının istikbâli için yol gösterici, mürşid olma yanında maddî kaynağı değerlendirmek şansını yakalamıştı.

Fethi Gemuhluoğlu 20 nci yüzyılda yetişen bir Alperen’di. Üstelik bu vasfını yaşadığı çağın gerekleriyle bütünleştirmesini bilen bir Alperen’di, demek doğrulardan bir doğrudur… Nefis Türkçesindeki zenginliği yudum yudum tadabilmek içinse, biraz garip gelecek ama çağladığı zamanları yakalamak daha uygundu… Çünkü onun öfkesinde dengesizleşen dil sapmasını değil, tam tersine kelimeleri yerli yerine oturmuş muhteşem Türkçeyi yaşardınız.

İsterseniz bir an düşünelim!.. Sistem, ekonomi, demokrasi, devlet… Bütün bunların temelinde yatan insan değil mi? O hâlde! İnsanı düzeltmedikçe, insanı ahlâklı, dürüst, çalışkan ve de diğergâm kılmadıkça neyi, nasıl düzelteceksiniz? Zira kişi ailesi, çevresi, cemiyeti, topluluğu ve ülkesiyle bütünleşerek şekillenir. İnsan çevreyi, çevre de insanı geliştirir… Ve onun için Fethi ağabey birçok kimse için kolay olmayacak bir ifade ile insanlara, gençlere; “Cebinizde kalan son lirayla simit alıp karnınızı doyuracağınıza, onunla bir filme veya tiyatroya gidin…” diye seslenir! Bu görüş nasıl bir zaman dilimine işaret etmektedir! Ve ne kadar da zamanının ilerisindedir..

İşte onun için Fethi ağabeylere ihtiyaç duyulan yeni zaman dilimlerinde, O’nun gibi kimseler daha çok aranıyor. Zira Alperenler kendileri için yaşamazlardı. Onlar, insanları başıboş bırakmazlardı. Yoldan çıkanlarla mücadele etmeğe baş koyarlardı… Ve şimdi, asıl eksik olan bu…

O’nun çağlayan ruhu çoğu zaman istismara açıktı. Bunu bilir; öfkelenir ama yine de genç fideler dikmekten katiyetle yılmazdı. Bilirdi ki, iyiler ve kötüler hep olacak; iyilere giden yoldansa ümit kesilmeyecektir. Önce Hakk için, sonrada milletinin Hakk yolundaki geçmişinin geleceğe bir temel teşkil ettiğine inanarak, gönülden mücadele ederken bir gün pişmanlık ışıklarının doğacağına inanırdı. İki yüzlülük onun için, utançların ve ahlâksızlıkların en kötüsüydü.

Peki, ya bugünü görseydi, ne derdi!.. Menfaat kavgasına iğrenerek bakardı. Madde onun için el kiriydi. İnsana bulaştıkça daha da çok kirletirdi. O yüzden “maddeye sahip olun ama o size sahip olmasın” derdi. Günümüzde gürleyen sesleriyle, insanın içine işleyen bakışlarıyla kirlenmiş, ihanet çizgilerine yapışmış kişilere şamar gibi inecek ve insanları sarsacak ifadeler taşıyan Fethi ağabeylere ne kadar da çok ihtiyaç var… Bu kirlenen insanlıkta çok şey değişir miydi!.. Belki hayır. Ama hiç değilse birçoğumuza, bu topraklar için çırpınanlara, bir melce imkânı doğardı…”

İşte toplantıda yaptığım konuşmadan kısa bir bölüm. Doğrusu onunla beraber olabilmek benim için büyük bir şanstı. Ve şimdilerde daha iyi biliyorum, görüyorum ki Fethi ağabey gibilerin sayısı azaldıkça gençlerimizin mânâ alemindeki öksüzleşmeleri çoğalmaktadır…