Dostluklar, Ziyaretlerle Pekişir

46

30 Kasım 2007’de Marmara Balık Lokantasında tertiplediğimiz “Hacı Uğurlama Yemeğiyle” birkaç üyemizi hac yolculuğuna uğurlamıştık.

Hac dönüşü, bu üyelerimizi evinde ziyaret etmek ve hac anılarını dinlemek için birkaç aile ile sözleştik.

Çarşamba akşamı, İbrahim E. YENİCE Ağabey’in evinden ziyarete
başladık. Gerçi ekibimiz ziyarete biraz gecikmeli başladı ama neyse ki
fazla gündeme gelmedi.

İbrahim Bey, etrafa pozitif enerji saçan, güler yüzlü bir
ağabeyimiz. Güler yüzüyle bizleri kapıda karşıladı. O esnada, yakın
dostu birkaç eğitimci de ziyaretine gelmişti. Onlarla da tanıştıktan
sonra eğitim ağırlıklı bir sohbet ortamı oluştu. Öğrencilerde, son
zamanlarda öğretmene karşı saygının giderek iyice azaldığından
bahsedildi.

Emekli bir eğitimci olan İzmit’teki Savaş Kırtasiye’nin sahibi
beyefendi bir anısını anlattı. Geçende dükkanıma kırtasiye malzemesi
almak için bir öğretmen geldi. Arkasından da o öğretmenin öğrencileri
geldi. Öğrencinin, arkadan hocanın omzuna dokunarak “naber hoca ya
dediğini duyunca kendimi zor tuttum. Bizim zamanımızda böyle bir şeyin
olması mümkün değildi dedi. Bu bana bir zamanlar gençler arasında
yaygın olan “hey corc! versene borç.” hengamelerini
fısıldayan tipleri hatırlattı. Emekli okul müdürlerinden Fahri Erturan
Bey de ne kadar disiplinli bir okul müdürü olduğundan bahsetti. Bu
arada Ahsen Bey, “Eksiğimiz var mı?” derken Dr. Şefik Abi de geldi ve
kadro tamamlanmış oldu.

İbrahim Ağabey, çok rahat bir hac yolculuğu yaptıklarını, Allah’ın
tüm Müslümanlara bu yerleri görmesini nasip etmesini temenni etti.
Ziyaretimizden çok mutlu olduğunu, Aydınlar Ocaklı olmanın
ayrıcalıklarından hac farizasında da çok istifade ettiğini, bir çok
Aydınlar Ocağı mensubuyla tanıştığını ve onların birikimlerinden
faydalandığından bahsetti.

Bu arada benim telefonum çalmaya başladı. Arayan Mustafa TOKA idi.
“Hasan Bey! Saat 21:30 oldu. Nerde kaldınız?” diye sitem ediyordu.
Haklıydı da. 21:00 gibi size geliyoruz diye sözleşmiştik. Ziyaretlerde
bazen gecikme olabiliyor. Mustafa Ağabey, ilkeli ve prensiplidir.
Çizgisinden asla taviz vermez. Üstelik de denetim kurulu başkanımızdır.
Telefonda, “Abi yoldayız, kaza oldu, yarım saate kadar geleceğiz”
dedim. Çıkmadığımızı nasıl söyleyeyim. Yoksa bizi eve almayabilirdi de.

İbrahim Ağabey’le vedalaştıktan sonra TOKA Ağabey’e varmak için yola
çıktık. Gecikmeli de olsa ikinci ziyaret noktamıza ulaştık. Allahtan da
bir tepkiyle karşılaşmadık. Mustafa Ağabey önceden hazırlıklarını
yapmış. Eve varan öncü birlik olarak, sonradan gelecekler için hemen
kalite kontrol yapmaya başladık. Daha sonradan gelenler bize sataşmaz
mı? Neymiş efendim masadakileri götürmüşüz. Olacak şey mi? Yönetici
sorumluluğumuzla bizler neler düşünüyoruz bir de onların düşündüğüne
bakın. Ben, bunun bir iftira olduğunu söyledim. Mustafa Ağabey’in
hizmette kusur etmediğini, serviste, profesyonellere taş çıkarttığını
resimlerle belgeledim. İstenildiğinde ibraz edebilirim.

Mustafa Ağabey, çok rahat bir hac yolculuğu yaptıklarını,
kendilerinden önceki hacıların tavsiyelerine harfiyen uyduklarını, bol
bol Türk Bayrağı rozeti dağıttığını, kaldıkları otelle Kabe arasındaki
mesafenin haritada 400 mt. olduğunu halbuki kendisinin yaptığı
ölçümlerde mesafenin gerçekte 700 mt. olduğundan bahsetti.

Selçuk Ağabeyin 23:30 gibi kokoreççiye gidelim teklifi yoğun gündem nedeniyle başka bir güne ertelendi.

Mustafa Ağabey de, ziyaretimizden çok mutlu olduğunu ve haccın
manevi hazzını tatmayanların da en kısa sürede tatmasını temenni etti.

İnsanlar arasında sevginin yerleşmesine yardımcı olan en önemli
sebeplerden birisi ziyaretlerdir. Dinimiz, ziyaretlere çok önem
vermiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde “Allah için bir
hastayı veya bir müslümanı ziyaret eden kişinin cennetteki yerini
hazırladığını haber vermiştir
” (Tirmizi, Birr 64).

Ziyaretler, sevgi ve güven duyulan gelişen, bireyleri birlik ve
beraberlik içinde yaşayan toplumların doğmasına neden olur. Kişiler,
ziyaret yoluyla birbirlerini daha yakından tanırlar. Sıkıntılarını ,
dertlerini öğrenirler. Birçok konuyu aralarında görüşüp, birlikte karar
verme imkanına sahip olurlar. Toplum içinde yalnız olmadıkları hissini
kazanır ve istikbale huzur ve güven içinde bakarlar. Üzüntülü ve
sevinçli anlarında yanlarında gördükleri dostları, onlar için mutluluk
kaynağı olur.

Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın 24 yıldır nasıl dimdik ayakta olduğunu şimdi daha iyi anlamış bulunmaktayım…