Dış Politikamız Başarılı mı Değil mi!

28

 

Başarılı mı, başarısız mı gölgesi içerisinde Türkiye’nin dış politikasını tek yöne bağlayarak değerlendirmenin doğru olmayacağını çeşitli zamanlarda yazılarımla veya ifadelerimle belirtmeğe gayret ettim. Son zaman diliminde, Türkiye’nin coğrafî açıdan kaçınılmazı Orta Doğu’da yaşanan gelişmeleri göz önüne getirerek, hâlen sürdürülen Türk dış politikasını teorisyen veya akademisyen düşüncesidir tatbikatla bağdaşamaz anlayışıyla itham etmek ve başarısız kabul etmek, eğer meseleye yıllardır süregelmiş tek boyutlu zaviyeden bakıyorsanız(!), doğru görünebilir. Çünkü Türkiye, bir anlamda Lozan Anlaşmasından sonra, zaman zaman farklılaşma denemeleri yapmışsa da, başına takmış olduğu “at gözlüğü” ile hep yukarıdaki mantıkla tek dünyaya bakma saplantısı içinde olmuştur.

“Arada farklılaşma denemeleri” ifadelerimin içinde Menderes’in Bağdat Paktı ile 27 Mayıs Darbesi öncesi, o günlerin SSCB’ne yapmayı plânladığı ziyaret düşüncesi ilk aklıma gelenlerdir. Sonrasında Ecevit – Erbakan ikilisinin Kıbrıs konusunda, bana göre yarım kalan, çıkışları hatırlanacaktır. Nihayet T. Özal’ın Batı dünyasını ihmal etmeyerek Türk ve İslâm dünyasına yönelen arayışları ve de bir alternatif olarak düşünülebilecek Karadeniz Ekonomik İşbirliği “KEİB” konusundaki önderliğini kast ediyorum.

Türkiye’nin dış politikaları başlangıçtan itibaren Lozan’da verilen sözler ve bağlantılar dolaysıyla, sonraları ise 2nci Dünya Savaşının getirdiği “iki kutuplu dünya” zorunluğu yüzünden, dış politikalarında giderek daha bağnazlaşarak tek boyutluluğa bürünmek mecburiyetini duymuştur.  Bu bakış açısından görülense, sadece ve sadece medeniyetin beşiği(!) kabul edilen Batı dünyasına müteveccihtir. Günümüzde de, hâlâ dünün bakış açısıyla yetişmiş Hariciyecilerin konuşmalarına bakınız, aynı fasit dairenin döngüsü içerinde pek çok kimseyi göreceksiniz. Bunlara ne yazık ki muhalefet partilerimiz de, sanırım sadece muhalif görünmek arzusunun da dışında, saplantılı bir çerçeveden bakarak katılmakta beis görmemektedirler. Bir de “aman ha!” tehdidini eklemeyi ihmal etmeyerek…

Küreselleştiği belirtilen dünya güzergâhında,-ki dün de farklılaşma zeminde olunması gerekirdi-, bugün hâlâ aynı tek pencereli bakış saplantısı içinde olmak, eğer kasıt yoksa, sadece dünyadaki gelişen dış politika anlayışlarını kavrayamamaktır. Üstelik genel olarak siyasetin tek başına risklerini düşünsek, dış politika gerçeğinin ne kadar çok yönlü risklerle kuşatılmış olduğunu kavramak daha da kolaylaşacaktır. Böyle bir zeminde Türkiye’nin son yıllarda uygulamağa çalıştığı dış siyasetini gözlediğimizde, giderek genişletilen coğrafî zeminde, tabiatıyla bir o kadar da risk faktörünü taşıdığı ortaya çıkacaktır. Bununla AKP iktidarı döneminde atılan her dış politika adımının “doğru” olduğu düşüncesini ileri sürdüğüm anlaşılmasın. Şüphesiz fevkalâde yanlış bulduğum, bu da yapılır mı diye değerlendirdiğim pek çok davranışları var. Fakat dış politika aktörlerinin sadece görüşenler olmadığını, daha başka bir ifade ile hedeflenen politikaların muhatabının açık ve gizli pek çok tarafı olduğunu bilmemiz gerekir. Bu taraflara, 2nci Dünya Savaşı sonrasın 50’ler civarındaki üye ve o günün şartlarıyla kurulmuş BM Teşkilâtının bugün sayıları 200 geçmiş üyesiyle hâlâ dünün şartlarının varlık yapısıyla hayatiyetini sürdürdüğünü, buna, değişen güç dengelerinde hâkim devlet veya devletlerin de katıldığını göz ardı etmemek gerekir.

O halde AKP’nin, daha ziyade de sn Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanı olduktan sonra, yürüttüğü dış politika hedeflerine, yukarıda ana hatlarını belirtmeğe çalıştığım nokta-i nazardan bakmak gerekecektir. Öncelikle belirlemek gerekir ki, sizin hedef olarak ele aldığınız meselâ “komşularınızla sıfır sorun” anlayışının açık ve de gizli muhatapları da vardır. Açık muhatap tek tek komşularınızdır ama öte yandan o coğrafya üzerinde hedefleri ve ihtirasları olan başkaca ülkeler de düzenleyici, tahrikçi, kışkırtıcı vb rolleri gizli veya açık olarak benimseyerek politikalarınızın oluşmasına sebep teşkil edebilirler. Bu olumlu yahut olumsuz bir sonuç verebilir!.. Tıpkı Suriye’deki gelişmeler de olduğu gibi.

Fakat böylesi bir ortamın varlığını, sırf muhalefet etmek için olumsuz tarzda değerlendirmeyi bir tarafa bırakın, değil muhalefet partisinin genel başkanına yakışması sokaktaki adama yakışmayacak kelimelerle ifadelendirmek, herhalde bize mahsustur ve de en basit tabiriyle “görgü fıkdanı” kelimeleriyle izah edilebilir. Tabiatıyla bunu, çirkin kelimeyi bir taraf koyacak olursak, hâlâ küreselleşen dünyayı kavrayamamış bir anlayışın “ya iktidarda olsaydı(!)” diye düşünmemize vesile oluşunu da bir şans olarak görmek mümkündür. Neyse. Asıl meselemiz saplantılı bir siyasî bakış açısını vurgulamak değil. Türkiye’nin bir süredir zorladığı, T. Özal döneminde mesafe de aldığı yeni dış politika anlayış ve arayışlarında, AB hedefinden uzaklaşarak değil, yeni açılımlara yelken açmasının gerekliliğidir. Böylesi atılımlarla dolu bir ortam Türkiye’yi içine kapalı, kendi dünyasını sadece Batı ile bütünleştirmede gören ve başkaca bakış açıları olmayan bir yapıdan kurtaracağı gibi yeniden saygın ve büyük bir devlet yapar.

Yeni atılımlarda beklenmeyenler veya hatalı davranışlar olmayacak mıdır? Bunu düşünmek mümkün bile değildir. O halde bir tarafa AB’ni aldığınızda, diğer taraftan KEİ’ye yönelecek, onun güçlenmesi için yeniden önder adımlar atacaksınız. Öte yandan, birilerinin şaka gibi dile getirdiği düşünülse de, neden olmasın diyerek Şangay Beşlisi olarak adlandırılan Şanagay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) zemininde yer alma imkânlarını zorlayacak ve ASEAN’ın ve tabii olarak Afrika Birliğinin içinde, şu veya bu sıfatla, Türkiye’ye yer edindirmeğe çalışacaksınız. Açıkça sn Davutoğlu’nun Türk Dış Politikasına getirmek istediği bakış açısı da budur, diye düşünüyorum. Yoksa sizi tezyif ederek AB kapısında bekletenlerin sadece oyuncağı olmakla kalmaz, yine 1980’li yıllara gelinceye kadar yaşandığı üzere “kendi çelik çomağımıza” mahkûm ediliriz. Doğrusu ve yanlışı ile, eğer büyük devlet olacaksak, Japonya’dan bütün Asya’yı kat ederek AB’ne ve de Afrika ile Lâtin Amerika’ya uzanan dış politika hareketliliğine sahip olmamız gerekir. Komşularımızla sıfır sorun politikası mı? Siz Türkiye olarak adımlarınızı atınız, göreceksiniz ki zaman sizin lehinize gelişecektir. Çünkü hiçbir devlet yoktur ki bütün komşularıyla gerek iktisadî gerekse siyaseten sadece sorunları büyüyebilsin..