Bugün İçimden Yazmak Gelmiyor!

29

Bu hafta doğrusu Mardin’de adı Bilge konulmuş olan köyde yaşanan, korkunç kelimesinin bile hafif kalacağı, olaydan sonra yazı yazmak içimden gelmiyor… Geçtiğimiz günlerde müsvedde çalışmalarını tamamlamış olduğum Hatıratımın düzeltmelerini yaparken 1950’li yıllarda başlayarak sonraki yıllarda da devam ettiğim ve çoğu defa “Bence” başlığını koyarak bir anlamda kendimle dertleşme mahiyetindeki, yazılarımı bir kere daha okumak imkânını buldum. İzin verirseniz 20’li yaşlardan 30’lu yaşlara gidiş seyrindeki o günün gençlerinden birinin kendini ideolojik bağnazlıktan soyutlayarak, neredeyse bugün yaşanan insanlık dışı olaylarla olan kavgasının ıstırabını yaşayarak neler düşünmüş olduğunu sizlerle paylaşmak isterim. Kim bilir, belki iletişim araçlarının saplantılı körlüğüne kadar uzanan günümüzün bazı kesimlerine bir düşünce çağrısı olur… İşte noktası, virgülüne dokunmadan 60’lı yıllardan satırlarım…

İnsana ve İdealizme Dair

“İnsanı şahsiyet yoksunu hâle getirmek için inançsızlığı yaşama tarzına dönüştürmeli!. Böylece o kişi çok şeyini kaybetmiş olacaktır ve başlangıç, bir ufacık nokta olsa da, olayların akış seyri inançları sarsılan kişiyi “Hiçliğe” doğru sürükleyecektir. Hiçlikse idenin kördüğüm olduğu, bir başka deyişle sıfıra müncer olduğu bir noktadır. Gaye insan, bir aksiyon adamıdır. Oysa inançsız yaşamak veya yaşamağa zorlanmak, gayenin, idealizmin sona varışını ortaya çıkarır. İnsanoğlu neden yaşar? Yüzyıllar boyu bazı dönemlerde ve bazı şahsiyetlerce cevap bulunan bu suali iç dünyasında yaşamayan kişiye, sanırım söylenecek en hafif şey “veyl!” kelimesinde şekillenecektir. Hedef “Gaye-İnsan” olmaktır, ama engebelerle dolu hayat yolunda buna herkesin ulaşması mümkün olmayabilir. Ancak asıl olan arayıştır ki, bu hareket hedefe yönelebilisin… Hareket noktası, ideale koşan insanın iç dünyasının kurtuluşudur. Doğru veya yanlış olarak düşünülebilecek yöntemler insanoğlunu, güçlü ve salim bir yola çıkarabilir. Oysa inkâr, şu veya bu sebeple, kişinin yıkımını hazırlar. Herkesin aynı ideali taşıması şüphesiz düşünülemez. Ancak bir ideali hedeflemek, inanmanın parçası olarak kişiyi yok oluştan kurtarır. Bu yüzden mücadelede başka kamptan olanların açık tavrı, daime yanınızda görünen inanmamışlardan daha yürekli, karakterli ve ahlâklı bir görüntü verir. Bu durumsa yaşama ahlâkının bozulmasına yol açacaktır ki bu da, sadece o kişiyi şahsiyetsizleştirmekle kalmayacak, fikrî mücadelenin de zaafa uğramasına yol açacaktır.

Son yüzyıllarda İslâmiyet’in başına gelenler, o toplulukların bilgisizliği kadar idealizm yoksunu aydınlardan da kaynaklanmaktadır. Zira kendi iç dünyasıyla çatışanların şaşkın, mütereddit, zayıf ve yaratıcılıktan yoksun bir karakter taşıyacakları o kadar aşikârdır ki… Böylece dış görüntüsü ile idealizme sahip görünen kişilik, her gün biraz daha egosuna saplanarak sadece kendini değil, çevresini de yok olmağa doğru sürükleyecektir. Böylesi bir ego bağlantısı, inkârla ve inançsızlıkla eşdeğerdir. Varılan nokta maddeleşen kimlik, maddeninse sonsuz boşluğu ve zaafıdır.. Artık idealizm o kişi için şekilden başka bir şey değildir. Ama dış görüntüsü itibariyle hâlâ birilerinin kullanmakta olduğu bir araçtır!…”

İnsan Üzerine Düşünce

“Yeryüzünde Hakk namına iş gören varlık; Allah’ın hâlifesi… Şekil ve suretiyle ne kadar mükemmel ve güzel; ruh ve mânâ tarafıyla da ne kadar derin ve engin!… Fakat onun bu ulviyeti, et ve kemik külçesinden ibaret olan maddesiyle değil; insanlığı, aşkı, ihlâsı ve hakiki mânâdaki kemâli ile… Esasen yaradılışın gayesi: Marifettullah’ı tahsil, Allah’ı bilmek, Allah’ı bulmak, Allah’a ermek!..”

Bilgelik ise bu sıfatlara gidişin güzergâhı. Ama görülen o ki ismini koymakla her şey hâlledilmiyor.

İşte 1960’lı yılların başlarında kaleme aldıklarımdan bir kesit.. Sanırım dünle bugünü yakalayabilmek için birkaç kere daha hatırlarıma dönmemde yarar olacak…