Bizler Hatırlayacağız Ya Gençlerimiz!

46

Bugün Arap dünyasında çoktan olması gereken bir hareketlikten söz etmeyi düşünmüştüm. Fakat sonra birden vazgeçtim. Zira daha beklediğim ve belli noktaya gelmesini ümidini taşıdığım haklı halkın direnişinden söz etmek için zamanımızın olacağını tasarlayarak “güzel insan” sıfatlarına yakışan iki kadim dostumdan ve eserlerinden söz etmeye karar verdim.

Bunlardan biri Gürbüz Azak… Bilmem Denizli’nin Acıpayam ilçesinde doğarak eğitim çağında İstanbul’a göç eden ve hiçbir şekilde üzerinde eğretilik hissettirmeyen bir şekilde tam bir İstanbul beyefendisi hüviyetini iktisap eden bu güzel insanı vicahen tanıma şansına ulaştınız mı? Ulaşmadınızsa, sanırım şansızsınız demem çok şey ifade edecektir. O, eğitim sistemimizin tek boyutluluğu içerisinde, güzel sanatların Batılı sınırlara mahkûm edilmeye çalışıldığı bir ortamda camiamızda geleceği görerek dünden bugüne yol arayan istisna ufuk insanlardan biridir…

Sanat dünyasındaki gönül zenginliğinin ihtişamından doğan feyzin, mükemmel çizgi anlayışıyla bütünleşmesi veya tam tersi çizgisinin kendisini geçmiş yüzyıllarımızdaki ihtişama taşırken iç dünyası çağlayanına kapılması bugün tanıdığımız Gürbüz Azak’ın ilk işaretleridir. Güzel Sanatlar Akademisindeki günleri tek boyutluluğu aşan ve iç dünyasının getirdiği çizme, çizerken dünle bugün arasında bağ kurarak ufka yönelmenin ateşi, bir yerleri aşmak tutkusuyla bütünleşince Gürbüz Azak’ı çizgiyle sınırlanmaktan çıkaracak ve onu çok yönlü bir İstanbullu münevver yapacaktır.

Daha 1960’lı yıllarda yazılı basında boy gösterirken bir taraftan grafikerliğin sınırlarını zorlamakta ve o yıllarda örneği az bulunan çizimlerindeki derinliği ile de yayın hayatına sunulan kitaplara hayatiyet kazandırmaktadır. Bütün bu zorlamalar içerisinde Gürbüz Azak, kabına sığmayan iç dünya zenginliği ile çiziyor, okuyor, araştırıyor ve Türkiye ile dünya olaylarını irdeleyerek yazıyordu…  Evet yazıyordu da!.. Sadece grafik dünyasındaki araştırıcı zenginliğinin ona sunduğu “3000 Türk Motifi” adlı muhteşem eseri bile onun zirvede yer almasına kifayet edecekken, o, gazetelerde yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yöneticiliği yapmakla da kalmıyor ve köşe yazıları yazıyordu. Ve böylece sanat dünyasının zenginliğini yazı hayatıyla birleştirerek ülkesinin bütün sosyo-kültürel meseleleriyle iç içe bulunmanın zaruretini üstlenirken tam bir Türk münevveri sıfatına layık olacak tarzda, üzerine düşenin ötesine yükseliyordu.

Onunla konuştuğunuzda, eğer onun yaşadığı dünyalarla ilgiliyseniz, önünüze daima yeni ufukların açıldığını görmek yanında karşılıksız veren bir insanın tabiatından yararlanmak bakımından da önemli bir şansa ulaşacaksınız demektir.. Eserleri mi? Hangi birini sayayım? Şöyle aklımdan geçen kitaplaşmış eserlerine bakıyorum, saymadım ama sanat sahasındakilerden biyografilere, siyaset dünyamıza ve nihayet yaşananlara uzanan yirminin üzerindeler… Her birinin ayrı bir lezzeti var. Üslûbu ve Türkçesi ile artık günümüzde giderek sayısı azalanlardan olan bu düşünce adamının satırlarındansa her dem öğreneceklerinizin olduğu ayrı bir gerçek.. Eğer onun herhangi bir kitabını okumadınızsa bence kayıpta olan, sanırım, o değildir…

Bütün bu güzel eserler arasından bugün biri için bu satırları kaleme alıyorum. Üç yüz sayfaya yakın olan eser, belli yaşlara varmış olanlara şüphe etmiyorum bilmedikleri yanında çok şeyi hatırlatacaktır ama asıl olan bu kitabın çocuklarınız veya torunlarınız tarafından okunulması, hatta başucu kitabı hüviyetine kavuşturulması. Babıâli Kültür Yayıncılığı tarafından 2008 yılında yayınlanmış bulunan “Bütün Sırları İle Türkler” adlı eserin geç elime geçmesine doğrusu hayıflandığımı söylemeliyim. Ama “hiçbir şey geç değildir” düsturundan yola çıkarak bu eseri gençlerinize okutmanızı tavsiye etme fırsatını yakaladığımdan memnunum.

Bildiklerimizi hatırlamak veya sahi bunu bilmiyordum, demek bile hepimiz için ayrı bir şans olsa gerekir… Neyse ben kitabın sadece bölüm başlıklarını vereyim, ötesi size ait olsun… Kitabı ister üslûpla bezenmiş bir ansiklopedi olarak kabul edin, ister bizim dünyamıza tanıklık eden bir eser, onu bilmem!.. Ama bu kitap tanımıyorsanız Gürbüz Azak’ı size tanıtacak, tanıyorsanız bu dünyada azalan münevverlerden, affedersiniz “kelaynaklardan birini” size daha da yakınlaştıracaktır.

Şimdi gelelim bölüm başlıklarına: Osmanlı İkliminde Meraklı Bir Gezinti – Osmanlı Türklerinin Bilinmeyenleri – Türklerde Görgü – Uygarlığı Diri Tutan 50 Güneş Adam – Seyahatnamelerde Anadolu – Osmanlı Bitiyorken Büyük Diriliş ve Beş Gerçek Hikâye – Müslüman Türk Devletleri – Osmanlı Öncesi Edebî Hareketler – Anayurt, Göçler, İlk Türk Devletleri ve nihayet 200 sayfayı aşan muhteşem “Türk Kültür Sözlüğü”

İtiraf etmeliyim ki 2010 yılının Sonbaharının yıllar sonra benimle buluşturduğu bir başka dost ve güzel insan Üstün İnanç oldu. Onu yıllar sonra görmenin güzelliği içerisinde sohbetimizi sürdürürken elime son iki kitabını tutuşturdu. İkisi de romandı: “Makedonya Gamzesi” ve “Yazıklar Çıkmazı.” Üzüldüm önce. Nasıl olurdu da birbirimizden bu kadar uzak kalmıştık!. Kitaplarından haberim olmamıştı. Her şeyden önce şurası muhakkaktı ki, bu romanlar ve tabiatıyla yazarı “seviyesiz magazin” anlayışına hitap etmediği için olmalı, bizim mahut basın tarafından dikkate alınmamış ve tabiatıyla üzerlerinde pek fazla konuşulmamıştı! Yoksa ben mi farkına varmamıştım? Neyse, kitaplarını okuyacağıma söz verdim…

İttihat ve Terâkki dönemi ile Jön Türkler hareketini nefis ve akıcı bir roman üslûbu ile veren İstanbullu yazar Üstün İnanç, tarihin gerçek yüzüne ışık tutmaya çalışmakla kalmayarak İstanbul’un dününe uzanarak bu güzel şehrin daûsılasını canlı tutmaya gayret eder bu kitaplarında… Eserde asıl önemli olansa, Batılılaşma ve ayakta durma arayışındaki Osmanlı siyasilerinin ve aydınlarının nasıl ikilemli gel-git ve açmazlarla karşı karşıya kaldıklarına, nihayet Batılı bir oyunun taşları haline geldiklerine ışık tutmasıdır.  Eseri bitirdiğimde daha ziyade tiyatro eserleriyle takdir ettiğim aziz dost Üstün İnanç’ı arayarak “Makedonya Gamzesi” adlı romanının senaryo haline getirilmesi gerektiğini söyleyecektim. Aldığım cevap. Böylesi bir magazin seviyesizliği(!) içerisinde “kim bilir?” idi!.

Ama söylediği bir başka şeyse, eğer bunu beğendimse “Yazıklar Çıkmazı” adlı romanını okumalıydım. Okuyacaktım… Tabiatıyla, okudum da! Okuduktan sonra, doğrusu adımıza üzüldüm! Kolaycı soldan ve Batıcılardan, büyük ve de büyük ödüller almak üzere, şarlatanlıklara imza atmak, memleketine küfür etmek veya siyaset dünyamızda yer almış olan şeflere yağcılık yapmak varken ülkemizde yaşanan sancılı meselelere el atmak senin neyineydi sevgili İnanç!.. Hele böylesi İstanbul sevdası ile dolu kültür birikimine sahi gerek var mıydı? Tarihimizi “belden aşağı” çekerek bol para kazanmak varken, tıpkı Gürbüz dostumuz gibi doğruları aramanın âlemi var mıydı?

Neyse aydınımızda seviye arayışlarımız bir tarafa, işin gerçeği Üstün İnanç’ın yukarıda bahsini ettiğim ve okurken gerçekten büyük zevk aldığım iki eserinin de mutlâka senaryo haline getirilerek kamuoyunun dikkatlerine sunulmasının gerektiğidir. Ama, hiç olmuyorsa, değerli okuyucularımın kendilerine olduğu kadar gençlere de tavsiye edecekleri Üstün İnanç’ın, yine Gürbüz Azak’ın kitabını yayınlayan BKY’den edinerek okumaları ve okutmalarıdır. Hem hatırlayacak, hem de okumaları halinde gençlerinize bazı cevaplar bulmak mecburiyetinde kalacaksınız. Ama bence değer..