Ben Bu CHP’ye Şaşırmadım!

29

BDP’li Sırrı Sakık’ın geçen hafta T.B.M.M. kürsüsünden yaptığı konuşma bazıları üzerinde şok etkisi yaparken, bazılarınınsa “yok canım o kadar da olmaz(!)” demelerine yol açtı. Sakık’ın konuşmasındaki can alıcı nokta şuydu: “1999 Seçimlerinde baraj korkusu yaşayan CHP lideri Baykal bizimle ittifak yapmak istedi. Bizden aday yapmak üzere 20 adet militan ismi talep etti!” Bu sözler bazı CHP’lilerce tepkiyle karşılansa da mahiyetindeki ve konuşulanlardaki pusluluğa rağmen böyle bir temasın yapıldığı ve toplantının CHP’li Eşref Erdem’in evinde gerçekleştiği bilâhare yapılan açıklamalarla kesinleşti.

İttifak görüşmesinin yapıldığı haberini duyduğumda birlikte bulunduğumuz dost çemberinde, ifadedeki “militan” tabiri açıkça kullanılmamış olabilir ama o mahiyetin içinde de bulunduğu bir temasın yapılmış olduğuna ve işbirliği arayışına yüzde yüz inandığımı söyleyecektim. Birlikte olduğumuz dostlarımın “Sakık’ın bu açıklamasının yalan veya bu arada kafa karışıklığına mahal vermek üzere ortaya atılmış olup olamayacağı” sorularına, daha eski yıllara giderek bunun CHP için hiçte bir ilk olmadığını belirtecektim.

Delillerim ise, İktisat Fakültesi Siyaset İlmi Kürsüsünde doktora çalışmalarımı yaparken partiler üzerinde çalışmalar yapılmış ve ben özellikle CHP’ni incelemeye talip olmuştum. O sırada ve sonraki yıllarda CHP üzerindeki çalışmalarımı sürdürdüğümde görecektim ki “CHP ittifak arayışlarındaki zikzaklarında, varsa, partisinin değer hükümlerine değil sadece kendisine oy sağlaması muhtemel yolların mubahlını tercih etmekte beis görmemiştir!”

Örnek mi? Bu noktayı açığa kavuşturmadan önce Sırrı Sakık’ın dile getirdiği ve yukarıda satırlarıma aldığım işbirliği arayışının varlığını tümden inkâr zımnında bay Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmanın bir AKP-BDP mizanseni olduğunu söylemesidir ki bu, kendi bulunduğu kurumun iç yüzünü bilmemek anlamına gelir. Ve de insana “kendin bilmek gibi irfan olmaz” ata yadigârımızı hatırlatır! Yahut bay Kılıçdaroğlu’nun lideri olmayı plânladığı söylenilen partisinin geçmişinden haberdar olmadığı veya böylesi bir geçmişten haberdar olmanın işine gelmediğini düşündürmektedir!

Belki de partilerinin bir zamanların ünlü isimlerinden Nihat Erim’le meşhur olan ifadesi içinde “bazı şeylerin üzerine şal atmayı” uygun bulmaktadır! Bu da bay Kılıçdaroğlu’nun şahsında, etrafta yayılan mükemmellik iddiaları ve görüntüleri hilâfına, tipik bir Ortadoğu politikacısı proto-tipini yansıtmaya vesile olur…

Neyse! O halde bay Kılıçdaroğlu ve onun gibi CHP’nin geçmişini iyi bilmeyenlere bazı gerçekleri, ipuçlarıyla hatırlatmakta yarar olacaktır. Önce, daha yakın bir zaman dilimi olması bakımından, 1991 yılına dönelim. SHP’nin henüz kurumsal olarak CHP’leşmediği ama kafa yapısının ve kadroların CHP’li olduğu bir dönem…

Erdal İnönü başkanlığındaki SHP için de, 1999 yılında olduğu gibi barajı aşamama korkusu bulunmaktadır. Ve SHP, Güneydoğu’daki oyların kazanç hanesine intikali hesabıyla HEP’le işbirliği yaparak Leyla Zana, Hatip Dicle gibi isimlerin önderlik yaptığı bir kadroyu Meclise taşır. Belki burada parti çıkarı ve yıllardır ulaşılamayan iktidar hesapları vardır ama şurası açık plân ya tam doğru yapılmamış veya yapılmak istenmemiştir!..

Nitekim SHP (=CHP fikriyatı) ilk hesabını doğrular mahiyette Demirel’le yapılan koalisyonla iktidara taşınır. Böylece CHP 1960’lı yıllardan itibaren oy potansiyeli olarak gördüğü Güneydoğu Anadolu bölgesinden yine, ama bu defa bir başka kurum üzerinden Meclise girer. Fakat pazarlıktaki boşluk(!) Meclise taşıdıkları isimlerin daha başlangıçta militanca hareketten kaçınmamalarına zemin hazırlar.

Leyla Zana ve Hatip Dicle önderliğinde bu kadro Meclis kürsüsünden “etnik Kürtçülük” ve “bölücülük” yapmaktan kaçınmayacaktır. Yaşananlar beklenen, bilinen veya verilen taviz midir? Doğrusu burada şüphelerimin olduğunu söylemem tabiatıyla beni bağlar. Ama eğer öyleyse kimseyi de şaşırtmasın derim… Zira bu iki milletvekilinin mütecavizkâr tavırlarının kişisel olmadığı, HEP milletvekillerinin provaktif hazırlıklar içinde oldukları sonraki gelişmelerle de gözlenecektir!

1991 yılındaki bu işbirliğini 1999 yılındaki temaslarla bütünleştirerek anlatan eski bölge milletvekillerinden Sedat Yurttaş; “1999 Seçimleri için en az 3 görüşme yapıldı. Bu temaslardan Eşref Erdem’in evindeki toplantıda, teklifin Deniz Baykal’ın bilgisi altında yapıldığı beyan edildi. Prensipte de anlaşma olmuştu. Sadece kaç kişi meselesine kalınmıştı. Hatta bu temaslarda 1991’de yapılan ittifakın yararları konuşuldu. Neticede bahsi geçen isimleri bizler tanıyorduk, ama onlar, “militan” da olsa bunlar bilmediğinden Parlamentoya taşınmalarında mahzur görülmediği açıkça ifade edildi. Kısaca S. Sakık beyin söylediklerini doğruluyorum.” demektedir.

Bu sözleri veya davranış biçimini nasıl anlamak gerekir? Bence, CHP’nin adı militan konulsun veya konulmasın demokratik hayata girilme adımlarının atıldığı andan itibaren uç güçlerle işbirliği arayışlarında olduğu, hatta partilerine destek olabileceği ümidiyle militan güçlerin kuruluşuna yataklık yaptığıdır!. Bu davranışların başlangıcının 1960’lı yıllara kadar uzandığı ise siyasi tarihimizin gerçeğidir.

Meselâ T.İ.P’nin kuruluşunda, özellikle Güneydoğu Anadolu’daki teşkilâtlanmasında CHP kadrolarının önemli rol oynadığı çok açıktır. Ancak bir anlamda “boynuz kulağı geçme temayülü taşıyınca” CHP’nin sol kadroları tek başına kucaklamasındaki rahatlık ortadan kalmağa başlayacaktır. CHP için, demokrasiyle başlayan tarihi geçmişleri dikkatle irdelendiğinde görülecektir ki, anarşinin sosyal ve siyasi zeminin tabii kurgusu haline gelmiş olması, bir anlamda nemalanılacak bir ortama kaynaklık etmektedir!. CHP zihniyeti açısından iktidarda olunmadığında anarşinin nereden, nasıl geleceği ile hangi boyutta olacağının önemi yoktur! Tıpkı işbirliğinin kimlerle ve nasıl yürütüleceğinin de önem taşımaması gibi!

İşte bu bapta tek partili yönetimin Faşizminden “Ortanın Soluna” dümen kırılmıştır. Yeni yol arayışlarından medet umularak zemin genişletilmek istenmiştir! Hareketin başarısı için de, 1970’li yıllara doğru, Prof. Dr. Muammer Aksoy’un içinde bulunduğu Mülkiyeliler Cuntası tarafından Bülent Ecevit’in CHP liderliğine getirilmesi kararlaştırılacak ve çalışmalara başlanacaktır.

O yıllarda Ankara’da Mülkiye ve ODTÜ menşeli yürütülen eylemlerin bir ayağının, o sıralarda en çok ses getiren, kargaşa yaratan Doğu Mitinglerine yön verdiği açıkça gözlenendir. Doğu Mitingleri yıllarca CHP kadrolarınca  desteklenecektir!.. O günlerin Doğu Mitinglerini, bakınız İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker, tevil koksa da nasıl dile getiriyor: “Doğu Mitingleri, doğrudan doğruya T.İ.P tarafından tertip edilmiştir ve o tertibin ruhu T.Z. Ekinci’dir. Ama başta, bunlara bilhassa CHP’nin karıştırılmasına muvaffak olunmuştur.

Silvan mitingi, Batman mitingi, Tunceli mitingi, Ağrı mitingi, Ankara mitingi hep aynı gayeyi taşımıştır: Bölgecilik ruhunu ateşlemek. Ancak bir süre sonradır ki CHP oyuna geldiğini anlamış, İsmet paşanın kesin direktifiyle Doğu bölgesindeki bu mitinglere katılmama emrini vermiştir. CHP elini, eteğini çekince de toplantılar cılızlaşmış, sonra kaybolmuştur.”(*)

Yukarıdaki satırlarda ne kadar tevil edilirse edilsin CHP’nin en başından beri Doğu Mitinglerinin, yani Kürtçülük hareketinin, bilerek veya bilmeyerek(!) hep içinde olduğudur ve her halde en yetkili bilenlerden biri tarafından da itiraf edilmektedir. Söylemek istediğim bir başka nokta şudur. Sırrı Sakık’ın söyledikleri bir iki kelime farklılığı içinde kesindir ve bir gerçeği ifade etmektedir.

Zira açıkça görülmüştür ki CHP işbirliği yapacağı kadrolarda, eğer varsa(!) kendi değer hükümlerinden, hatta ideolojisinin temel değerlerinden ziyade kullanacaklarına ve buradan hareketle varacağı hedeflere yönelmekte sakınca görmemiştir, görmemektedir!. İşte T.İ.P’in kuruluşuna giden güzergâha temel oluş, anarşik uygulamalarda işbirliği içinde olmak böylesi bir anlayışın tezahürüdür. Yani gerektiğinde, dün olduğu gibi, bugün de bazı militanlar  veya benzerleri CHP’ce Meclise taşınabilir!..

 

 

*Dr. Celâl E. Bozkurt “Kemalizm, Marksizm ve Ecevit” Boğaziçi Yayınları (1976) s:410