Bazı İstismarlara Rağmen

24

Bazı konular vardır iyi niyetle uygulamaya koymanıza rağmen bir de bakarsınız düşündüğünüz sonuçların tersine gelişmelere sebep olmaktadır.. Bunun ferdî hayatımızdaki boyutlarının tesirleri, neticede kişisel oldukları için sınırlı olduğu düşünülebilir. Oysa toplum hayatı ile ilgili olanların tesir sahası, ister istemez, yaygınlaşmakta ve hatta iyi niyetle atılan adımlar olumsuzlaşarak kalıcı kötü alışkanlıklara vesile olmaktadır. Bunun bir örneğine, Ekim ayının ilk günlerinde gerçekleştirilecek bir Uluslararası Sempozyum dolayısıyla geçen hafta Mardin’e yaptığım seyahatte rastladım.

Önce şunu ifade etmeliyim. Bu yıl içersinde Kültür Konseyi adına birkaç kere gidip gelme imkânını bulduğum Mardin’de, Mardinliler için büyük bir şans kabul ettiğim çok değerli vali, sn Hasan Duruer’i tanıma imkânını elde ettim. İlk tanışmamızda daha şehre atanalı 45 gün olmuştu ama Mardin’i, eminim ki birçok Mardinliden çok daha iyi tanımış ve bu şehir için yapılması gerekenleri gönlünde yer edecek şekilde olgunlaştırarak hamlelerine başlamıştı.

Değerli valiyi, bitmez tükenmez enerjisini geçmiş yılların tecrübeleriyle, özellikle anıt eserlere yaklaşım şuurunu mükemmelleştiren Urfa’daki vali yardımcılığının verdiği gönül zenginliği ile bütünleştirerek Mardin’e hizmet etme kararlılığı içinde bulmuştum. Kırk beş günde aldıkları mesafe akıllara durgunluk verecek çaptaydı. Hedeflerini belirlemişti. Mardin’i bölgenin turizm cennetlerinden biri haline getirecek atılımlar yapacaktı.

Bunun için de Mardin önce aslî çehresine kavuşmalıydı. Sonra konaklama imkânlarının sayı ve kalitesi artmalıydı. Tabiatıyla sadece bu Türkiye’nin ve daha büyük boyutuyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun en önemli sorunu olan işsizlik meselesine yeterli çare olmayacaktı. O halde yörenin sanayi yatırımlarına da ihtiyaç vardı. Bir başkası eğitim meselesiydi… Ve daha neler… Geçtiğimiz hafta Mardin’deyken çeşitli kimselerle yaptığım temaslarım yukarıda saymağa çalıştığım konuların her birinin olumlu gelişmelere doğru şekillenmesi için vali beyin ve ekibinin, adım adım değil, inanılması kolay olmayan bir cehd ve azimle mücadelelerini sürdürmekte olduklarını ispat ediyordu. Birçok konuda gözle görülecek mesafeler alınmıştı. İnşallah bunları bir başka yazımda uzun uzun dile getireceğim.

Şimdi burada üzerinde durmak istediğim konulardan biri, şehirdeki işsizliğin giderilmesi için atılan adımlara yöre halkının verdiği olumsuz tepkiyle ilgili olacaktır. Yukarıdaki satırlarımda da temas etmiştim. Mardin’in önemli sorunlarından biri de işsizliktir… Yörede bir Organize Sanayi Bölgesi bulunmakta ama ne yazık ki yıllardır yeterli yatırım imkânları buraya celp edilememektedir!

Konuyu sorunlardan biri olarak ele alan vali bey, çeşitli temaslarla bölgeye yatırımların getirilmesi için çalışmalar yapar. Vali beyle bu defaki görüşmemizde öğrenecektim ki tesislerini Türkiye’nin gelişmiş bölgelerinden sökerek yurt dışına taşımağa karar vermiş olan bazı firmalar yanında başkaca yeni kuruluşlar da Mardin’e gelmeğe karar vermişlerdir. Bunlardan biri tekstil fabrikasını sökerek Mardin’e getirmiştir bile. Montajı tamamlanan fabrika yöneticileri işçi arama safhasına varmışlar ve ilanlar vermişlerdi. İhtiyaç 300 kişi civarındaydı. Ancak günler geçiyor ve yeteri kadar başvuru bir türlü gerçekleşmiyordu!. Öyle ki 300 kişilik işçi ihtiyacına karşı başvuranların sayısı sadece 110 kişide kalmıştı.

Bunun üzerine düşünülen tedbirlerden biri, çalışabilecek yaşta ve güçte olmasına rağmen fakirlik ilmühaberi ile “yeşil kart” sahibi olan kimselerin bu iş yerinde sigortalı olarak iş imkânına kavuşturulmasıydı. Bunun için de harekete geçilecekti. Fakat yeşil kart sahibi bu insanların büyük kısmı, bedava ve oturdukları yerde sahip oldukları imkânları çalışmayla yer değiştirmeye hiçte yanaşmak niyetinde değildiler! Yani ya iş talebinde bulunmuyorlar veya işi, parayı beğenmiyorlardı! Açıkça ortaya çıkan iyi niyetle düşünülerek gündeme getirilmiş olan “yeşil kart” meselesinin tembelliğe, hazırcılığa vesile olduğuydu! Sigortalanarak çalışma şansını veren iş imkânı, tembelce elde edilene karşı tercih edilmiyordu!

Burada tam bu noktada acı bir istismardan söz etsem çok mu ağır olur dersiniz? Bir başka açıdan bakıldığında, acaba devletimiz “yeşil kart” uygulamasıyla hazırcılığı ve tembelliği teşvik ederken ülke kaynaklarının kötü kullanılmasına vesile mi olmaktadır? Düşününüz bazı yatırımcıları ikna ediyor ve yörenize yatırım sağlıyorsunuz, sonra işsizlerin bol olduğu mekânda çalışacak insan bulamıyorsunuz! Peki, o zaman yeni yatırımcılara ne anlatacaksınız? Bence çözümü… Çalışma yaş ve gücünde olan kimselere yapacakları iş bulunması ve onların çalışmak istememeleri halinde “yeşil kartlarının” iptal edilmesidir… Ne desiniz?

Gelelim bir başka soruna. Mardin, insanlarındaki o uzlaşıcı yumuşaklığına karşılık ne yazık ki eğitim konusunda da Türkiye genelinde büyük sorunları olan bir yerleşim yeridir. Her şeyden önce genç nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak yeteri kadar derslik bulunmamaktadır. Vali beyden öğrendiğime göre şehrin 2700 dersliğe ihtiyacı vardır. Vali beyin Mardin’e atanmalarından itibaren yaptıkları çalışmalarla bunların 700 adedinin bu yıl içinde giderilmesi için önemli adımlar atılmıştır. Meselâ vali beyin yanında tanıştığım İstanbul’da mukim değerli bir Mardinli işadamının 2 okulla, bir dispanserin temellerini atmak üzere şehre gelmiş olması örneklerden biridir.

Doğrusu kentine böylesine gönülden bağlı iş adamlarıyla karşılaşmak insana huzur veriyor, ama bir de işin başka veçheleri bulunmaktadır. Konuşmalardan öğrenecektim ki Türkiye’nin pek çok yerinde başarılı iş hayatlarını sürdüren ünlü hem de çok ünlü bazı Mardinli zenginler, işin gösterisini tercih ederek “at üzerinden orak biçmeyi” tercih etmeğe devam etmektedirler. Ancak Mardin’in eğitim meselesinin sadece sağlanacak dersliklerle kapanacağını düşünmek de yanlıştır!. Mardin son Üniversite sözel ve sayısal sınavları sonuçlarında şehirler sıralamasında 75’inci ve 78’inci durumdadır! Şüphesiz sınavların yapısı ve sair konular ne kadar doğrudur tartışmaya açıktır ama böylesine zengin bir anıtsal yapıya ve güzel insan yapısına sahip kentin bu seviyelerde oluşu sanırım düşündürücüdür!

Konuyu Mardin’in yerlisi bir eşrafla konuşmamızda üzerinde durulması gereken hususlardan birinin öğretmenlerle ilgili olduğunun altı çiziliyordu. Ben genelde bütün müesseselerde bir seviye fıkdanından söz ederek meseleye başka boyut kazandırmak istemiştim ama söylenilen, yerli öğretmenlerin yöre halkı karşısında yeterinden fazla tavizkâr olduklarıydı. Hatta, çok açık ifadelerle, “Mardinli bir öğretmenin Mardin’li bir çocuğa meselâ benim çocuğuma karşı davranışlarında eğiticilikten çok tavizkâr bir öğretme anlayışındadır! Aksi düşünülemez!” Bu sözler açıkça bazı şeyleri ifade ediyor olmalıdır sanırım!

Yine aynı kişinin ifadeleri içersinde şu sözler de bulunmaktaydı. “Şehrimizde Mardinli olmayan öğretmenlerin hem çocuklarımıza karşı davranışları, hem de başarıları olumlu yönde daha farklıdır.” Sorun sanırım az faklılıklarla da olsa bazı yörelerde benzerlikler göstermektedir.  Bu konunun çözümü için aklıma gelen, acaba sorunun çözümü için valilere verilecek yetkiyle yakın iller içersinde öğretmenler arası becayiş müessesesi uygulanamaz mıdır? Bu benim düşüncem tabiatıyla. Böylece MEB hem büyük bir yükten, hem de milletvekillerinden gelecek baskılardan kurtulmuş olur. Ama siyasilerin işine gelir mi? O başka.

Mardin şüphe etmiyorum Güneydoğu Anadolu’nun çok yönlü olarak merkez şehirlerinden birisi olmaya hem layık, hem de tabiî olarak namzet şehirlerinden birisidir. Çok eski yıllara dayanan ilk ziyaretimden bu yana düşündüğüm, Mardin’in haiz olduğu kültürel değerlerle bölgesinin Safranbolu’su veya Kastamonu’su olmaya, hatta bu şehirliler darılmasınlar onlardan daha zengin bir potansiyeli ile onları aşabilecek konumdadır. Ve Mardin şehri ve ahalisi, sahip oldukları valileri sn. Hasan Duruer ile öylesine bir şans yakalamışlardır ki bunun kıymetini bilmelidirler.

Doğrucası her ziyaretimde çeşitli kesimlerden Mardinlilerle yaptığım birçok konuşmada edindiğin intiba da “böylesi bir kıymet bilirlik” ifadeleri taşımaktadır. Çok ilgi çekici olması bakımın bir önceki Mardin ziyaretimde restore edilmiş bazı yerleri bize göstermekte olan sn vali beyle bir binanın önünde durmuş aslî yapıyı bozan ek bir kat hususunda konuşuyorduk. Bu sırada yaşlı ev sahibi olduğunu söyleyen bir hanım pencereden başını çıkararak “valim sana bu Mardin’e yaptıklarından dolayı malım da katım da feda, bana sadece bir yer göster ben hemen çıkıp giderim” deyiverdi. İşte halkımızın gönlüne girince meselelerin çözümündeki adımlar böylesi güzelleşiveriyordu…

Kısaca ülkemizin pek çok konuda sıkıntılarının olduğu, iyi niyetle atılan bazı adımların istismarlarının yapıldığı, ne yazık ki, bilinendir. Ancak ülkemizin ayakta kalmasının sırrı da bazı güzel insanların gönül zenginlikleri ve hizmet aşklarıyla çok şey yapmaya hazır olmaları yanında, devleti temsil etme vasıflarını bununla bezemeleri ayrı bir kıymet taşımaktadır. İşte Mardin’in şansı da, gönül zenginliğini vazife aşkıyla bütünleştirmiş Hasan Duruer gibi bir valiye sahip olmasındadır.