Başkanlık Sistemi Tartışılırken

29

Yeni bir Anayasa hazırlama konuşmaları başladığında Başbakan Erdoğan’ın yapılacak değişiklikler arasında Başkanlık Sistemi için “neden olmasın!” ile başlayan ifadelerinde konuya yeşil ışık yakması derhal yeni bir tartışma ortamının doğuşuna yol açtı. Oysa son genel seçimler öncesinde Prof. Özbudun ve ekibine AKP tarafından hazırlatılan Anayasa taslağında böyle bir görüşün ve tercihin olmadığı hatırlardadır. Şimdi durup dururken bu konuya neden girildiği belki sorgulanmaz ama bu, 1946 yılından beri sürdürülen çok partili sistemde partilerimizde demokrasinin temel unsurlarından ziyade liderokrasinin varlığını örtbas etmeye de vesile olamaz! Sanırım Türk parlamenter hayatının genel yapısının yasama ile yürütme organları arasında tam bir demokratik dengenin bulunduğunu kimse iddia edemez.

Şöyle bir düşünelim daha seçimler öncesi aday adaylarının tercihlerinden, bakanlara ve partili milletvekillerinin inisiyatif kullanmalarına kadar uzanan lider hegemonyasının ne boyutlarda olduğunu söylemeye herhalde ihtiyaç bile yoktur. Ama herhalde tek bir örnek olarak Parti Meclis Gruplarının toplantılarını hatırlamak bile yeterlidir. Görüşleri ve vatandaşların dertlerini dile getirmesi gereken vekiller bu Meclislerde iktidarlarsa Başbakanın, muhalefette ise Başkanlarının dinleyicisi ve de alkış tutucusu hüviyetini hiçte aşmış değillerdir. Bu vekil dinleyiciler için ön sıralarda bulunmaksa ikbal açısından faydadan ari değildir!.. Bu yapı içersinde şimdi bir de Başkanlık sistemini değerlendirmeğe alınız. Ortaya çıkanı tahayyül bile etmek kolay değildir. Üstelik unutulmamalıdır ki bugün 1982 Anayasası ile yetkili ama sorumsuzlukla donatılmış olduğu gözlenen Cumhurbaşkanlığı makamı  tartışmalara açıktır..

1982 Anayasası üzerindeki tartışmaların, zaman zaman yapılan değişikliklere rağmen, hemen neredeyse ilk günden itibaren sürdüğü bilinen bir gerçektir. Bu noktadan hareketle yıllar önce Boğaziçi Sohbetleri Toplantılarının bir devamı mahiyetinde “Boğaziçi Fikir Hareketi” sıfatıyla bugün T.B.M.M. de milletvekili olan bazı ilim zevatın da yer aldığı uzun çalışmalardan sonra hazırlanan ve 4 ana bölümden oluşan bir Anayasa Taslağı Ankara Hilton Oteli salonlarında müzakereye açılmıştı. 7 Haziran 1995 tarihinde kamuoyunun dikkatlerine arz edilen çalışmada, bugünkü yetkili ama sorumsuzluk hüviyeti içersindeki Cumhurbaşkanlığı makamı da irdelenmiş ve ülkemiz yapısına en uygun sistemin Başkanlık mı, yoksa Yarı Başkanlık sistemi olacağı tartışılmıştı. Teklif edilen sistemde, daha ziyade ülkemize Yürütme Bölümü çerçevesinde “Yarı Başkanlık Sisteminin” daha uygun olacağı tarzındaki aşağıdaki görüş dile getirilmişti. İşte öngörülen teklif:

Madde 44 – Cumhurbaşkanı beş senede bir, milletçe, genel seçim seçmenlerince, siyasi partilerin göstereceği, partisinden istifa etmiş adaylar veya partisiz adaylar arasından, seçmen toplamının en az %50’sinin oyları ile seçilir. Cumhurbaşkanı adayının 40 yaşını bitirmiş, yüksek öğrenim görmüş, milletvekili seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Aynı zat iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.

(Bu arada yemin metni de düşünülerek kaleme alınmıştı ama konumuzla doğrudan irtibatlı olmadığı için onu satırlarıma alma gereğini görmüyorum.)

Madde 45 – Cumhurbaşkanı Devlet’in başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini, Türk Milletinin birliğini temsil eder.

Cumhurbaşkanı, yürütmenin başıdır. Meclis’te temsil edilen ve en çok milletvekiline sahip parti içinden Başbakan’ı atamak veya atadığını vazifeden affetmek, Başbakan tarafından Meclis üyeleri dışından gösterilen Bakan adaylarını ayrı ayrı tasvip edip ayrı ayrı Meclis’in güvenoyuna sunmak, Bakanlar Kurulu teşekkül ettikten sonra toplantılarına katılmak, yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek, milletlerarası anlaşmaları onaylamak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek, Genel Kurmay Başkanını atamak, Bakanlar Kurulunca teklif ve Meclis’ce kabul edilecek sıkıyönetim veya olağanüstü hâli ilan etmek, seçtiği kişilerle Devlet Denetleme Kurulu üyelerini teşkil ve çalışmalarını yönlendirerek neticelerinin gereğini yaptırmak, sakatlık, kocamışlık sebebiyle belli kişilerin cezalarını tahfif ve affetmek, üniversite rektörlerini seçmek Cumhurbaşkanının görev ve yetkisidir.

Madde 46 – Cumhurbaşkanı, yetki ve görevlerini kullanmak veya kullanmamaktan dolayı, yürütmeye katıldığı ölçüde sorumludur. Sorumluluğuna TBMM’nin en az 400 üyesinin müttefikan karar vermesi şarttır. Bu yolda teklif yapıp da teklifi kabul edilmeyenlerin üyeliğinin düşmesine TBMM’nin toplantı ekseriyeti karar verebilir.

Tabiatıyla yukarıda Cumhurbaşkanlığı makamı için teklif edilen hususu “Genel Esaslar”, “Temel Hak ve Hürriyetler”, “Yasama ve Yürütme” ile “Mali Hükümler” den oluşan 4 Bölümün bütünü içersinde ele alarak değerlendirmek gerekir.

Ayrıca üzerinde durulması gereken noktalardan biri Prof. Dr. Levent Köker’in bir yazılarında belirttikleri gibi; “Başkanlık sisteminin en tipik örneğinin ABD’de olduğudur. Fransız sistemi Yarı Başkanlık olarak adlandırılsa da, özünde parlamenter yanı ağır basan, ayni yürütme organının yasama organına karşı organik olarak bağlı bulunduğu ama Cumhurbaşkanının parlamentoyu fesih yetkisine de sahip olduğu bir sistemdir. Dünyanın pek çok yerinde uygulana Başkanlık sistemi,  ABD modelinden yola çıksa da, kayda değer şekilde biçim sapmalarına uğramıştır. Bu sapmaların en belirgin tezahürü ise ABD’de özgürlüklerin güvence altına alınması için düşünülmüş olan kuvvetlerin kesin ayrılığının prensiplerinin yok edilerek sistemlerin “otoriter” rejimlere dönüşmeleridir.”

Bu görüşü tamamlayıcı mahiyette olmak üzere, 1995 yılında yapılan Anayasa çalışmaları sırasında Türkiye’nin mümtaz siyaset ve fikir adamlarından olan Mehmet Turgut şu ifadelerle temas etmişti:

“Başkanlık sisteminde belli şartlar içinde ve belirli bir zamanda tek adam hâkimiyeti vardır. Bizim ölçülerimiz ise prensipsiz ve belirsiz zaman içinde tek adamlar yetiştirmeye müsaittir. Başkanlık sisteminin doğru-dürüst işlediği ve sonuç alındığı memleketlerde federasyon veya eyâlet sisteminin hâkim olduğu görülmektedir. Türkiye’de ise böyle bir sistem, memleketimizin yapısı, jeopolitik ve jeostratejik durumu ile bağdaşmaz. Biz bir Ortadoğu ülkesiyiz. Ortadoğu, biz hariç, kimlikleri tespit edilmemiş milletlerle, tarihi ve coğrafî sınırları mevcut olmayan devletlerin âdeta kontakt noktasıdır.”

İşte tam 15 yıl önce başta Aydın Bolak bey olmak üzere ülkemizin önde gelen simalarının uzun bir ön çalışma yaptıktan sonra Ankara’da kamuoyunun dikkatlerine sunduğu 50 maddelik Anayasa çalışmasında Cumhurbaşkanlığı makamıyla ilgili olarak düşünülenler bunlardı. Aralarında bugün TBMM’de yer alan bazı isimlerin de olduğu bu çalışmaları bir hatırlama ve de hatırlatma vesilesi olsun düşüncesiyle tekrar satırlarıma alma gereğini duydum.. Belki unuttuklarını hatırlarlar ve yapacakları çalışmalara kaynak olarak düşünürler veya başkalarının dikkatlerine sunarak tartışmaya açarlar ümidini taşıyorum. Tabiatıyla dün dündür, bugünse bugündür demiyorlarsa!..

Kim Bilir!..