Basiretsizlik mi Hamakat mı Yoksa!…

33

Bir taraftan ekonomik darboğaza doğru sürüklenme işaretleri, öte yanda siyaseti istikrarsızlaştırma için  elden gelenin yapılmakta oluşu…

Bu haftaki konum için hangisinden başlamalı diye düşünürken baştan beri Türkiye’nin 1 Mart Tezkeresi ile çok şeyi kaybettiğini savunduğum konunun birinci elinden, ABD’ile yürüten askeri müzakerelerde Türk heyeti başkanı Büyükelçi Deniz Bölükbaşı’nın, “1 Mart Vakıası” adlı kitabını okumaya başlamıştım. İkinci Dünya Savaşı zaman dilimi içerisinde elimize fırsat geçmişken gözgöre göre Yunan’a teslim ettiğimiz 12 Adalar anlatımlarıyla büyüyen bir neslin çocukları olan bizlerin, Atatürk’ün  ” yurtta sulh cihanda sulh” anlayışını siniklikle eşdeğerleştirmesine tahammül etmesi mümkün değildi. Ama 1 Mart Tezkeresi günlerinde, iki yönüyle de, o kadar çok şey söylenmişi ki! Yine de insanın içinden bir acaba geçiyordu!.. Tıpkı 12 Adanın Yunana tesliminin İnönü’nün dahiyane (!) dış politikasından kaynaklandığı iddiasının doğurduğu soru işaretleri gibi. Bu yüzden kabulü gerektiğine inandığım ve savunduğum 1 Mart Tezkeresi ile  “Türkiye çok şey kaybetti mi ?.” Yakut Türkiye ABD’nin içinde bulunduğu durum dolayısıyle istediklerini alırdı!” düşüncemin doğru olup olmadığını müzakereleri bire bir yaşamış olan Sn.Bölükbaşı’nın kaleminden test etmem önem taşıyordu…

Yanılmamıştım. Ve Türkiye’nin dününden geleceğine sevdası olan herkesin bu kitabı okuması gerektiğini tavsiye etmemin boynumun borcu olduğunu düşündüm kitabın sayfalarını çevirdikçe. Zira Türkiye’nin siyasi dönüm noktalarından biri yine heba edilmişti! Sayfaları çevirdikçe içimden geçen hamakat mı, basiretsizlik mi, yoksa ihanet mi diye sorduğum çok oluyordu. Bunun cevabı okuyucuların kendilerinin vermelerinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Ama o günlerde devlet adabına uymayan önce yeşil ışık yakıp, sonra “kusura bakmayın bu demokrasi ” demenin Türkiye Cumhuriyetini yönetenlere yakışmadığını açıkça söylemek istiyorum. Birileri muhalefet etmiş olmak için Tezkereye karşı olabilirlerdi,  kimileri ise bağlı oldukları kimlikleriyle hareket etmeyi tercih edebilirlerdi ama Amerikalı akademisyen Michel Rubin’in Middle East Quarterly dergisindeki  şu satırları, umarım insanımızı ürpertmeye yeter. “Bazı Iraklı Kürt işadamı ve politikacıların ifadelerine göre, KDP lideri Barzani, topraklarına Türk askerlerinin girmesini engellemek amacıyla, Türkiye’nin güneydoğusundan gelen AKP’li milletvekillerini, bazan parayla da, ret oyu kullanmaya özendirmişti.”  (Bkz. a.g.e. S:137) Bu ifadelerin ne anlama geldiğinin yorumunu yapmağa gerek duymadan tam Tezkere öncesi günlerde bazı gazete sayfalarına düşen “Barzani, yandaşlarına TBMM’de 75 milletvekillerinin kendilerine destek verdiğini ve Tezkerenin geçmeyeceğini söylüyor” ifadelerini hatırlamakta fayda var.

Deniz Bölükbaşı “1Mart Vakıası” adlı kitabıyla Tezkere süresi öncesi müzakare safhasını bütün teferruatıyla ele almak ve kamuoyuna sunmakla müzakerelerdeki milli sesi dile getirmek kadar büyük bir hizmet yapmıştır. 22 Temmuz seçimleri sırası ve sonrasında sık sık kendilerini  dinlemek imkânını bulmuştum, ama konuyu bu kadar muhtevalı olarak yakalayabilmek  için böyle bir hatıra dökümüne ve de yorumlarına ihtiyaç vardı. Böylece dünya hakimiyetine giden yolda ABD’nin olaylara, hatta müttefik gördüklerine bakışını, ama çıkarların karşı konulmaz ihtirası içersinde karşısında milli direnci gördüğünde nasıl geri adım attığını da anlamak imkânı belgelenmiş olmaktadır.

Irak savaşı öncesi ABD’nin yaptığı hazırlıklar sırasında Türkiye’ye olan ihtiyacının ilk talebinden (Ocak 2003) iki ay boyu süren müzakereler sonrasında Türkiye lehine nasıl şekillendirildiğini görmek bence şaşırtıcı değildir. Ama Türkiye’nin o günlerdeki fısıltı gazetesi veya çeşitli mercilerin yönlendirici kasıtlı yanlış bilgi aktarımlarıyla nasıl sadece TBMM’ni değil, kamuoyunu da olumsuzlaştırdığını anlamak için gizlilik safhası dışındaki bütün gelişmeleri günyüzüne çıkaran bu kitabı ibretle incelemek gerekecektir.

Şimdi önemli bulduğum ve o günlerde yanıltıcı olarak kullanılan bazı konuların başlıklarını okuyucularımla paylaşmak isterim:

Temel Sorun: Türk askerinin Kuzey Irak’a girmesi

Kuzey Irak’ta Türk askeri mevcudiyeti kavgası ve Yağmur Hattı

İkinci Büyük sorun ” Kürt Gruplara Silah Sağlanması”

Türkmenlerin Korunması

Hukuki-Teknik; Hukuki-Adli konular

“Askeri Mutabakat Metni”; “Siyasi Belge”; “Ekonomik Yardım Paketi”

Bütün bu anlaşma metinleri Tezkerenin “Kabülü halinde kazanımlarımız ve risklerimiz ile Reddi halinde doğacak sonuçlar” başlıklarıyla Dış İşlerimizde bir kere daha değerlendirilerek “1 Mart Tezkeresi TBMM’ne sunulmuştur. Mecliste usulî tartışmalar içersinde Tezkere Gizli Oturum sonrasında 3 oy farkla red olunacaktır. Ama aynı Meclis 20 gün sonra ABD’ye hava sahasını açarak bilfiil savaşı destekleyecektir! Hemde  füzelerin kendi topraklarından atıldığı bir destekleme ile!.. Sonrasında Türkiye, Çok Uluslu İstikrar Gücüne önce davet edilmeyecek, sonra da kendisine olmazlar sunulacaktır! Kısaca görülen o ki yine kaybeden genel çerçevede Türk dış politikasıdır.

Bu kayba yol açan sebepleri ise yazar “1 Mart Sürecenin Muhasebesi” başlığı altında inceliyor. Alt başlıklarda sunlar var:

Uluslararası Meşruiyet Sorunu ve Tartışmalar

AKP grubunun bölünmesi

Barzani Etkisi

Genelkurmayın Sessizliği

Endişe ve tereddütleri körükleyen “Mit” ler

ABD ile Mutabakat Yoktur İddiaları

Özel danışmanlar ve “Arka Kapı” diplomasisi

Bülent Arınç Faktörü

Kısaca kaybedilenlerin yansımalarını anlamak için Deniz Bölükbaşı’nın Doğan Kitap’tan çıkan 1 Mart Vakıası kitabını ibretle ve acilen başka konuları erteleyerek, okumak gerekir…