Afrika’nın Genç Ülkeleri

29

“Siyasetçi hangi konumda olursa olsun, ne yazık ki sadece kendisi ve yansıyan gölgesinden müstefit oluyor!” Bu sözler, sn. Cumhurbaşkanımız Gül’ün ikinci Afrika ülkeleri ziyareti öncesinde dile getirdikleri karşısında dilimden dökülenlerdi. Çünkü sn. Gül, Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirme atılımlarının ilk defa AKP hükümleriyle başlamış olduğunu vurgulamış ve önceki dönemlerde adeta hiçbir atılımın yapılmadığını ima etmişti! Evet AKP hükümetlerinin, özellikle sn Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığıyla başlayan döneminde önemli adımlar atıldığı inkâr edilemez. Gelişmeleri, AKP hükümetlerinin iç politikadaki bazı uygulamalarını katiyetle tasvip etmememe ve Kıbrıs politikası hariç olmak üzere dış politikadaki seyri beğendiğimi dile getirdiğimi dikkatli okuyucularım hatırlayacaklardır.

Bilhassa komşu ülkelerle kurulmaya çalışılan diyalog ile Asya’nın ve Afrika’nın Genç Ülkeleriyle sürdürülen bağlantı arayışları takdire şayan atılımlardır. Şurası muhakkak büyük devlet olmanın en önemli unsurlarından biri ve başlangıcı, öncelikle konum itibariyle komşuluk ilişkisi içersinde bulunduğunuz ülkelerle olan münasebetlerinizin mümkün mertebe sıfır ihtilaf noktası yanında ekonomik açıdan yoğunluk taşımasından, hatta ittifaklardan geçer.

Konuda hâkim devletleri bir taraf koyacak olsak bile Gelişmekte Olan Ülkelerin meselâ Çin, Hindistan ve Asya Kaplanları olarak adlandırılan Genç ülkelerin gelişmelerindeki safhaları gözlemek yeterlidir. Ancak atılan adımlardan söz ederken sn. Cumhurbaşkanımızın ifadelerinden hareket edildiğinde ortaya çıkan olumsuz anlam yanında vefa duygusunu da sarsan “bizim iktidar dönemimizde” anlayışının, en hafif tabiriyle, devletin devamlılığındaki süreci de görmezliğe gelmek anlamı taşıdığı açıktır…

Özellikle belli dönemlerde Batı dünyası dışındaki ülkelere, istisnalar bir taraf bırakıldığında, neredeyse yıllarca varlıkları bile dile getirilmekten kaçınılan Müslüman Ülkelere ve hatta Genç Ülkelerin bir bölümüne yapılan atılımları görmemek gerçekçi de değildir. Ayrıca bu anlayış devlet politikalarını bilmemek veya inkâr anlamını taşır ki ikisi de devlet adamlığı vasfına yakışmaz. Ayrıca, aksi yani geçmişi tebcil edici ifadeler kullanmak “rakip anlayışa(!) veya partiye teveccüh anlamını taşır, ki o bizim işimiz değildir!” diye düşünülüyorsa, ki sanmak istemiyorum, çok daha vahimdir.

Zira anlayışımıza göre “devletimiz ebed müddettir!”. Özetle sn. Cumhurbaşkanımızın ifadelerini herhalde yanlış duydum veya anladım, diye düşünmeyi tercih ediyor ve Afrika’nın Genç Ülkeleriyle sürdürülen temasların Türkiye’nin büyük devlet olma anlayışıyla örtüştüğünün altını çizmek istiyorum…

Yukarıdaki düşünceler beni yıllar öncesine götürdü…1970’li yıllara… Hafızam beni iki kutuplu Dünya Düzeninin en ağır şartlarda ve çeşitli zeminlerde süren çatışmalı yıllarına taşıdı… İşte o günlerin ABD’si ile SSCB’nin, ağırlıklı olarak Genç Ülkeler adıyla anılan ve 2’nci Dünya Savaşı sonrasında yavaş yavaş millet ve de devlet olma yolunda adımlar atan Asyalı, Afrikalı Ülkeler üzerindeki sömürgeci davranışlarını gözden geçirdiğim çalışmamı düşünerek bazı noktalarını gözden geçirmeğe karar verdim.

İlki 1974 yılında, ikinci baskısı 1978 yılında yapılan “Amerikan ve Rus Emperyalizmi” adlı çalışmamın birinci baskısında, iki kutuplu olarak yaşanan düzene yeni rakiplerin gelmekte olduğu belirttikten sonra Japonya’yı, Çin Halk Cumhuriyetini ve de bugünün AB’si yani o yılların AET’sini, kısıtlı sayfalar içinde de olsa, incelememin sayfalarına aktarmıştım. Aradan 4 yıl geçtikten sonra 1978 yılındaki ikinci baskıda bu üçlüyü, vardıkları hedefleri dikkate alarak ve çok daha geniş araştırmalara gerek duyulacağı düşüncesiyle, tekrar satırlarıma aktarmaktan sarf-ı nazar etmiştim…

Japonya ve AB’nin o günkü safhalarına halen günümüzde çokça bilinen konumları dolayısıyla bugün tekrar temas etmek istemem. Ama Çin Halk Cumhuriyeti için 1974 yılındaki tespitlerimi, gerek ilgi çekici olması bakımından gerekse bugünle kıyaslamak açısından okuyucularımın dikkatlerine sunmak isterim. İşte özetle yaptığım tespitler…

a-Belirli sınır meselelerinin çözümlenmesi ile topraklarının güvenlik altına alınması ve de Çin’in bölünmez parçası kabul ettiği toprakları ele geçirmek.

b-Batı ülkelerinin ve Amerika’nın nüfuzdan istifade ederek, artmakta olan Sovyet nüfuz sahalarında kendine güç sağlamak ve Asya’daki en büyük güç olmak.

c-Komünist blokta Sovyet nüfuzunu kırarak, ileriki yıllarda Çin nüfuzunun Dünya Komünizmi üzerindeki hâkimiyetini sağlamak.

d-Genç Ülkelerde ve Az Gelişmişlerde, ihtilâlci hareketleri destekleyerek, Sovyetlerin ve Batı’nın bu ülkelerdeki nüfuz sahalarını ele geçirmek. Bu ülkelerde Çin modeline uygun sosyal, politik ve ekonomik bünyeli devletlerin oluşmalarını sağlamak…

e-Kendisinin bir süper güç olmadığını belirterek, süper devletlere karşı ortak bir dava gütmek ve bundan istifade ile kolay nüfuz sahaları elde etmek.

1970’li yılların Çin’inin beş ana başlık altında toplamağa çalıştığım hedeflerinin 40 yıl içersinde, iktisadî ve sosyal büyüme yanında dünya çapında ve de özellikle Afrika’nın Genç Ülkeleri nezdindeki emperyal gelişmesinin büyük oranda gerçekleşmiş olması, sanırım birçok okuyucum tarafından teyid edilecektir.

Gelelim Afrika’nın Genç Ülkelerine. Bu ülkelerin, bugünlerin öncesinde nasıl bir sosyo-kültürel yapı içersinde olduklarını, yine yukarıdaki çalışmamdan hareketle okuyucularımın dikkatlerine sunacağım. Gönül dilerdi ki sn. Cumhurbaşkanımız, bu ülkelerdeki gelişmelerin altını çizmekle kalmasınlar ve de geçmiş zaman dilimlerini vurgulayarak 1980’li yıllardan itibaren Türkiye tarafından yapılan teşebbüslerin hakkını vermiş olsalardı!..

Sadece Afrika dikkate alındığında, Kuzey Afrika’da bulunan 5 Arap devletiyle birlikte bugün Genç Ülkelerin sayıları 52’e ulaşmıştır. Ancak birçoğunda hâlâ var oluş çalkantıları devam eden bu ülkelerin, 40 yıl önceleri ne durumda olduklarını, izninizle, satırlarıma almak isterim.

Toplum yapıları: “Hemen hepsi iktisadî bir azgelişmişlik içinde bulunan Genç Ülkelerin bu durumları, biraz da sömürgeciler tarafından iktisadî gelişmeye elverişsiz kılınan sosyal yapılarıyla kaimdir.”

Siyasi bünyeleri ve rejimleri: “Genç Devletlerde darbelerin çoğunluğu, dışarıdan gelen fikirlere, ideolojilere açık bulunuşları ve toplulukların henüz millet kimliğine tam ulaşamamış oluşları dolayısıyla, çoğunlukla albay ve hatta teğmen rütbesine kadar inen bir askerî kesim tarafından gerçekleştirilmektedir. Bağımsızlık elde edilen bu toplumlarda kurtuluşu sağlayan lider önce tabu haline getirilir. Sonra seçkin kadrolar arasında klikleşmeler başlar. İktidar giderek merkezleşir ve ülke tek elden yönetilmeye yönelir. İktidar bürokratlaşır ve sonuçta iç çatışmalar darbeye yol açar…

Ekonomik yapıları: *Gıda sorunu ve beslenme yetersizliği ile karşı karşıyadırlar. *Tarımda yetersizdirler. *Yüksek Oranda nüfus artışıyla karşı karşıyadırlar. *Doğal kaynaklara sahip olmakla beraber düşük enerji üretimi ve de bağlı olarak endüstrileşmede gerilik içindedirler. *Önceden bağlı oldukları Sömürgeci devletlere karşı ekonomik bağımlılık taşırlar. *Aşırı ticari sektör ve gelişmemiş bir orta sınıfa sahiptirler ki bu da çoğu kez azınlıkların elindedir. *İlkel bir ekonomik yapıya sahiptirler. *İşsizlik çok yüksek olmanın yanında artmağa devam etmektedir. *Düşük bir milli gelir ve kalkınma hızı içindedirler.

Bugün Genç Ülkelerde yukarıda belirlediğimiz hususların tam anlamıyla değişmiş ve gelişmiş olduğunu söylemek durumunda değiliz. Ancak şu veya bu yönde belli mesafeler alırken dış, daha çokta eski sömürgeci güçlerin istismar arzularının devam etmesinin verdiği bilinçle, sahip oldukları doğal kaynakların ne anlama geldiğinin idrakine varmışlardır. Çin’se, daha 1970 yıllardan itibaren önce ideoloji aşılamak ve de sosyo-kültürel bağımlılıklar kurmak hedefiyle Genç Ülkelerdeki faaliyetlerini arttırma teşebbüslerini sürdürmüştür. Yani buralardaki potansiyel varlığın farkındadır ve Afrika’nın Genç ülkelerinde sömürgeci olmamanın farklılığını da kullanma ustalığına sahiptir!..

Konu sanırım ayrı bir yazı konusu olmak durumundadır. Ve şurası da unutulmamalıdır ki artık eskisi kadar kolayca istismara açık olmayan Genç Ülkeler, 21’inci yüzyılın gelişmeye ve büyümeye en açık ülkeleri konumundadırlar. Türkiye ise belki Çin’den bile daha avantajlı bir konumla hem kültürel yapı itibariyle, hem de sömürgeci olmayan varlığı ile Afrikalı Genç Ülkelerin kalkınmalarında, gelişmelerinde çok büyük bir role sahip olma şansına maliktir…