Adını Doğru Koyalım

45

BDP’nin Parlamentoya milletvekili sokması ve grup kurması, büyük oranda aldığı oylarda PKK’nın tehditçi rolünün olduğu bilinmesine rağmen, terörün sonlanması açısından bir ümitti. İşin doğrusu BDP’nin TBMM’de olmasına böyle bakıyorduk. Ama daha ilk günden itibaren, aralarından ümitvar olduğumuz isimleri de “Kürt ırkçılığının ve ateizminin” içine çekmeyi bir şekilde başaracaklar ve önceki görüntüleri uzlaşıcı, dengeleyici ve hatta parlamenter âdaba uygun görünenleri kendi çizgilerine alacaklardı!

Bunun iki tarzda değerlendirilmesi mümkündü. Daha ılımlı görünen isimler ya gönüllerindeki kan kırmızıyı, yıllar boyu,  iki yüzlülük yaparak saklamayı becermişler veya içine dahil oldukları grupta korkunun yenilgisini yaşamaktaydılar!.. Ve böylece BDP’nin TBMM’deki temsilcileri, her geçen gün biraz daha açık bir şekilde PKK’nın güdümünde olduklarını belgeleyen davranışlar sergilemekten kaçınmayacaklardı. Nihayetinde, PKK’lı teröristlerle aynı zeminde olduklarını, onlardan farklılaşmadıklarını, hatta onlara zemin hazırladıklarını veya PKK tarafından hazırlanmış güzergâhın palyaçoları olduklarını belgeleyen sarmaş dolaş “yol kesme(!)” olayındaki görüntüler ortaya çıksın!..

Yol kesme mi? Acı acı güldürmeyin insanı! Buna ancak kendileri kadar ahmak olanları inandırabilirler. Bu oyunun senaryosunun müştereken hazırlandığı açıkça ortadadır. Biri Parlamentoda konuklamış, diğeri terörist kıyafetini çıkarma gereğini bile duymayan bir kucaklaşma artık belgelenmiş bir delilden başka bir şey değildir. “Efendim ben askeri de kucaklardım!” palavrası ise Gaziantep’imdeki terörist saldırıdan sonra oradaki törene katılmamaları ile kendini yalanlamıştır. Geliniz adını doğru koyalım. Eğer teröristlerin bu vatana ihanet içinde olduklarını söylüyorsak onlara arka çıkanlar ve onlarla sarmaş dolaş olanlar da aynı ifade kapmasındadır. Öyle görülüyor ki şimdi görev, dönüp dolaşıp TBMM’ne gelecektir.

Eğer savcıların açtığı tahkikat sonrasında “teröristlerle gülücüklerle koklaşıp öpüşmede” bir suç unsuru görülmezse, söyleyecek çok şey var! Amma bize yine de “şeriatın kestiği parmak” misali susmak düşer. Suç unsur bulunur ve “dokunulmazlıkların kaldırılması” gündeme gelirse, işte o zaman adam gibi adam olmayı sorgulayabileceğimiz bir ortam doğabilir. Çünkü ülkemizde tesir sahaları geniş, demokrasinin her haltı yemeye müsait olduğunu savunan bir yığın okumuş-yazmışımız bulunmaktadır. Kısaca Şemdinli-Derecik bölgesindeki plânlı kucaklaşma bir gerçeği, anlamayanlara da, açıkça ilân etmiştir ki PKK-KCK-BDP profesyonel bir sacayağıdır ve konun adalet mekanizmasınca bir an önce çözülmesi gerekmektedir. Fakat görünen o ki ifadeleriyle BDP’li sarmaş dolaşçı iki bayan mebus, adalete de meydan okumakta beis görmeyecek kadar pervasızdırlar!..

Aslında hemen aynı zeminde gerçekleşmiş olan bir diğer, hani BDP’lilerce “alıkonulma”, -ki bence “misafir etme”-, olayını da dikkatle irdelemek gerekecektir. CHP’li Milletvekili Hüseyin Aygün’ün olayına senaryo demek istemiyorum ama o olayda pek çok çelişkilerin olduğu da gerçektir. Önce kaçırılma sırasında PKK’li militanların ifadelerinde “soruşturma yapılacağı”, “yasal süreç uygulanacağı” gibi başlarından büyük ifadeler kullanılmıştı. Ama Bay Aygün kısa sürede bırakıldığında anlaşılan o ki bu iddialı ifade gerçekleşmemiştir. Üstelik terörist liderleri arasında önemli yeri olan Bahoz Erdal, ertesi sabah kaçıranları aradığında, sanki olaya ilk defa muttali oluyormuş gibi ifadeler kullanmıştır! Yani!.. Hadi onu bir taraf koyalım Bay Aygün’ün salıverilmesi sonrasında yaptığı beyanda âdeta PKK’lıların “uzlaşıcı ve artık silâhlı çatışma istemedikleri(!)” gibi bir değerlendirme yapmıştır ki bu, doğrusunu söylemeliyim ki üzerimde, sanki bırakılmanın bir şartı gibi bir intiba uyandırdı. Üstelik Bay Aygün’e göre de kendisini misafir edenler “Zor kullanmayan saygılı arkadaşlardı. Kendisini dost bir Milletvekili olarak görmüşlerdi. Hatta ona sarılıp öpmüşler ve kardeşlerini unutmamasını istemişlerdi!” Kısaca Bay Aygün, ilk beyanında bu tertemiz(!) teröristlerin neredeyse masumiyetlerini dile getirmişti! Fakat aynı Aygün bir gün sonra Savcılıkta verdiği ifadede, eğer basına yanlış aksetmediyse, suç duyurusunda bulunmaktadır! Doğrusu bütün bunlar insanın kafasını karıştırmaktadır.

Bu birbiri ardına gerçekleşen iki olayda da doğrusu insanın içini acıtan sapmalar olduğu muhakkak. Fakat bunlar Güney Doğu ve/veya Kürt sorunu olarak ifadesi bulan olaylarda Türkiye’nin meseleye vardığı noktadan daha derinliğine bakması gerektiğini de ortaya koyuyor. Çünkü birileri içeriden “demokrasiyi”, “uzlaşmayı”, oportünizmle bütünleştirerek ve dışarıdan da dost görünmelerine rağmen, Türkiye’nin güçlenmesini hazmedemeyenler, ülkemizin altına çok değişik yöntemlerle, dinamit koymaya devam ediyorlar. Öyle ki Güney Doğu Anadolu’muzun, bağrına binlerce Kürt kardeşini basarak onlara iş ve aş sağlayan huzur kenti Antep’imi de, hem de Bayram günü, kana bulamaktan kaçınmayacaklardı. Bu acı, tek kelimeyle dile getirilemeyecek kadar önemlidir. Adına ihanet veya alçaklıktır da diyebiliriz ama bu onlardan da öte…

Zira Gaziantep’te asırlardan beri olduğu gibi bir iç içelik ve birliktelik ortamı yaşanmaktadır. Bunu bozmanın yolu ihanet çizgisidir. Bu gerçekleştirilmiştir.  Geçekleştirilen alçaklığa sahiplenmek istemeyen PKK’nın tavrının aldatıcı olduğu açıktır. İnkârı daha önceleri de kullanmışlardır. Fakat daha önemlisi, bütün bir milleti ve de siyasi partileri bir araya getiren acıya birileri, sadece yazılı olarak “kınayarak ve lanetleyerek” katılmışlardır! İşte bu nokta sormak istediğim var. Terörist cenazelerine koşturanlar, Gaziantep’te masum insanları katleden davranış sonrasında neden Antep’e diğer siyasi parti yetkilileri gibi koşturmamışlardır? Korktunuzsa sizi bu devlet, bugüne kadar olduğu gibi hatta şehitler vererek de, korumasını bilmiştir ve yine korumasını bilecekti.Hayır, biz cenaze namazında, inançlarımız itibariyle bulunamazdık demek istiyorsanız, o zaman aranızda dindar ve/veya mütedeyyin görünenler vardı bari onları görevlendirseydiniz. Ama samimiyet!..

Bütün bu acı veya ıstırap uyandıran olaylara rağmen bir şey, benim Gaziantep’limin, yüreği yana yana da olsa, gösterdiği itidaldir ki bu yüce milletin hasletlerinin tükenmeyeceğinin temel direğidir. Fakat yine de, itidal içerisinde de olsa, son olaylara geliniz doğru ad koyalım…