IMG-LOGO
Röportaj

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. MEHMET İNBAŞI İle Târih Sohbetinin de; Osmanlı Cihan Devleti’nin Sevk ve İskân Politikasını, Fetihlerin Kültür ve Siyâsî Sebeplerini Konuştuk.

21 05 2023

Oğuz Çetinoğlu: Osmanlı Cihan Devleti’nde fethedilen toprakların iskânı konusu hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Prof. Dr. Mehmet İnbaşı: Osmanlılar, yeni fethedilen yerlerin güvenliğini sağlamak maksadıyla iyi hazırlanmış bir iskân yöntemi kullanmışlardır. Başıboş göçebeler veya bir köyün ve kasabanın problemli halkı, Osmanlı Devleti’nin uzak bir bölgesine kaydırılırdı. Fetihlerin devam ettiği ilk yıllarda Osmanlılar, Anadolu'nun her tarafından akın akın kendi topraklarına gelen Müslüman Türk halkın, Balkanlara gönüllü göçünü sürekli teşvik etmiştir. Nüfus fazlasını yerleştirme amacının yanı sıra, askerî ve malî şartlarda, bu iskân politikasını mecburî kılıyordu. Ordunun büyük bir kısmını azab (*) ve yaya adlarıyla, şehirlerden ve köylerden askere alınan Türklerin oluşturduğu Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde, Türk nüfusun askerî açıdan büyük bir önem taşıdığı muhakkaktır.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın iskân politikası ile ilgili bilgilere kayıtlarda rastlayabiliyor muyuz?

İnbaşı: Süleyman Paşa'nın (*) Gelibolu'ya yerleşmesinden sonra, fethettiği yerlerde emniyeti temin etmek maksadıyla Anadolu'dan Türkmenler getirterek iskân ettirdiği bilinmektedir. Bununla ilgili olarak kaynaklarda benzerlik arzetmekle birlikte pek çok kayıt bulunmaktadır. Bu kaynaklardan ilki olan Âşıkpaşazâde'de; (*)

Gaziler geçdi kâfir mülküne hoş

Nice kâfir sarayı etdiler boş 

Çün Rumiline geçdi Müsülmân...

Atası Orhan Gazi'ye haber gönderdi kim devletinle himmetinle Rum ili feth olunmağa sebeb olundı. Kâfirler gayet zebundur, imdî şöyle malum ola kim, bu tarafdan feth olunan hisarlara vilâyetlere ehl-i İslâmdan çok âdem gerekdir. Bu feth olan hisarlar içün içine komağa ve hem yarar gaziler gönderin. Orhan Gazi dahi kabul etdi. Vilâyetine göçer Arab evleri gelmiş idi. Anları sürdi Rum-iline geçirdi. Birinci zaman Gelibolı nevâhisine sakin oldılar...’ 

Şeklinde yer alan kayıtlardan Süleyman Paşa'nın (*) iskân faaliyeti hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Benzer bilgiler diğer kaynaklarda da yer almaktadır. Bunlardan Hadîdi'de;

‘...Bir iki gün içinde daşınub er

İki binden ziyade geçdi leşger, ...

Hem alduk Rumeli'nin üç hisarın 

Tekturtağı, Gelibolı diyarın,

Gaza içün bize leşger gerekdür.

Hisarın hıfzı içün er gerektür...’

Şeklinde manzum bir kayıt yer almaktadır. Aynı şekilde Neşrî'de (*) de;

‘...Süleyman Paşa (*) Rum-ili'ne geçti, evvel atası Orhan Gazi'ye haber gönderdi kim devletli sultanımın himmetiyle Rum-ilini fethetmeye sebep olundu. Küffarın gayrette zebunluğu vardır dedi. Ve bu tarafta feth olan hisarlarda konmağa çok âdem gerek. Lütf edip yarar yoldaş gönderesiz dedi. Orhan Gazi dahî bu sözü işitip ferahnak oldu. Karesi (*) vilâyetinde göçer arab olurdu. Göçer evlerle gelmişlerdi. Anda olurlardı. Anları Orhan Gazi sürüp, Rumiline geçirdi. Bir zaman Gelibolu nevâhisinde sâkin oldular... Yevmen fe-yevmen durmadan feth içinde oldular. Ve bu taraftan Karesi (*) vilâyetinin halkı dahi gelir oldular ve gelenler yurt tutup gazâya meşgul oldular...’

Şeklinde yer alan kayıt, Âşıkpaşazâde'nin (*) verdiği bilgilerle hemen hemen aynıdır.

Diğer kaynaklardan Lutfi Paşa, Anonim Tevârih-i Âl-i Osman ve Kâtib Çelebi'de de benzer bilgiler yer almaktadır. Süleyman Paşa'nın (*) 1357'de vefatından hemen sonra da, Rumeli'ye göç devam etmiş, Rumeli'deki uç güçlenmiştir. Orhan Bey'in oğlu Süleyman (*) için Bolayır'da yaptırdığı imarete ait 1360 yılına ait vakfiyede, bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çiftliğin kurulduğu görülmektedir. Yunan kaynakları da bu göçü doğrulamaktadır.

Çetinoğlu: Anadolu’dan Rumeli’ye nüfus iskânı yaparken yerli halkın durumu ne idi?

İnbaşı: Osmanlı fetihleri devam ettiği sürece şehirler dışında yaşayan Hıristiyan halk, Balkanların daha iç bölgelerine ve dağlık kesimlerine doğru hareket etmişlerdir. Fütuhat sırasında köy ve kasabalarını terk ederek başka bölgelere kaçanların yerlerine, Anadolu'dan büyük ölçüde Türkmen unsuru nakledilmiştir. Bu göç harekâtı daha ziyade Bulgaristan'a doğru olmuştur. Köylü nüfusunu ayrıntılı olarak veren mufassal tahrir defterlerinde (*), Doğu Balkanlarda, Varna'dan Tuna'ya kadar uzanan bölgede Yörük köylerini, yerli Hıristiyan Bulgar köylerinden ayırt etmek kolaydır. Her şeyden evvel aslı Anadolulu olan Türk köylerinde, köy adları, baba-oğul adları, Müslüman-Türk adlarıdır ve bu köyler, yerli Hıristiyan-Bulgar köylerine göre genellikle daha ufak ve fakir köylerdir. Bulgar köylerinde birkaç Müslüman haneye rastlanmaktadır. Bunların İslâmiyet’i yeni kabul eden yerli Bulgarlar olduğu, baba adının Abdullah yazılması ile anlaşılmaktadır. Genel olarak Müslüman olan Bulgarlar, yine kendi köylerinde yaşamaktadırlar. Türklerin bölgeye göçleri ve yerleşmesi, Balkanların nüfus ve ekonomik şartları sebebiyle hızlı bir şekilde gelişmiştir.

Çetinoğlu: İskân politikasının iktisâdî boyutu düşünülüyor muydu?

İnbaşı: Osmanlı Devleti’nde devletin gelirlerini artırmak amacıyla ve eski bir idarecilik ananesinin tecrübelerine dayanan basit ve pratik usullerle reayayı (*), en verimli sahalarda ve rasyonel bir şekilde çalıştırmak maksadıyla yapılan tehcir (*) ve iskânların yanında, yeni fethedilen harap bir memleketi şenlendirmek, askerî sevkıyatı ve erzak tedarikini kolaylaştıracak şekilde, yollar boyunca köyler ve kasabalar kurarak nakliyat ve seyahati teşkilâtlandırmak ve nihayet yabancı bir memlekette diğer düşman unsurlar arasına yerleştirecek Türk ve Müslüman muhacirler ile, siyâsî ve askerî emniyeti sağlamak gibi gayeler ile de, devletin sürgün usulüne sık sık müracaat ettiği görülmektedir. Rumeli'nin iskânı hususunda alınmış olan tedbirlerin içinde en dikkati çekeni, bu bölgeye daha ilk günlerden itibaren külliyetli konar-göçer unsurların aktarılmış olmasıdır.

Çetinoğlu: İskân edilen nüfus üzerinde devletin gözetimi söz konusu mudur?

İnbaşı: Osmanlılar, Balkanlara nakletmiş oldukları bu gruplarla, yakından ilgilenmişlerdir. Eski Osmanlı kroniklerine (*) göre, Süleyman Paşa (*) tarafından Gelibolu ve havalisine yerleştirilen Türkmenler daha ziyâde Karesi (*) bölgesinden getirilmiştir. Balkanlara adım atan Osmanlıların hızlı bir şekilde ilerlemesini kolaylaştıran sebep, coğrafî olduğu kadar siyâsî olaylardı. Tuna vâdisi boyunca Osmanlıların ilerlemesi kolay olmuş ve kısa sürede Eflak ve Moldovya'ya kadar fetihler uzanmıştır. Bunun yanında Bizans'ın gücünü kaybetmesi, Bulgar kralları arasındaki saltanat mücadelesi ve Duşan'ın ölümünden sonra Sırbistan'ın Balkanlardaki nüfuzunu kaybetmesi gibi siyâsî olaylar, Osmanlı ilerlemesini hızlandırmıştır.

Çetinoğlu: Fetihlerin yalnızca askerî güçlerle gerçekleştirilmediği, başka etkenlerin bulunduğu iddialarını değerlendirir misiniz?

İnbaşı: Balkan yarımadasındaki hâkimiyetin hızlı gelişmesinin sosyal, kültürel ve siyâsî sebepleri vardır. Zira Osmanlı Devleti, Bizans ve Haçlıların getirdiği feodal (*) toprak rejimi ortadan kaldırarak araziyi mîri (*) esaslar dâhilinde işletmeye koymuştur. Ortodoks halka geniş imtiyazlar tanımıştır. 16. asra kadar Balkan yarımadasındaki halkın çoğunluğu gayr-i Müslim idi. Ama bu yapıya rağmen ideolojisi İslâm'dı ve İslâm için savaşıyordu. Nitekim Balkanların Boşnak ve Arnavut gibi iki önemli grubu 15. Yüzyılın ikinci yarısında İslâm dinine geçtiler.

Çetinoğlu: Dinî faktörlerin rolü oldu mu?

İnbaşı: Balkanların fethinden sonra bir tarafta doğu Müslüman ve Grek Ortodoks dünyası, diğer tarafta batıda Katolik dünyası olmak üzere aralarında çok güçlü bir rekabet vardı. 14. yüzyılın ikinci yarısından beri, bilhassa bu bölgeleri kontrolleri altında tutan Katolik güçler, Osmanlı yayılması ve yerli halk ile birleşip bütünleşmesi karşısında şaşkına döndüler. Bu şartlara göre Balkan Hıristiyanlarının Osmanlılarla barışı ve yakınlaşması politik bir durumu da ortaya çıkardı. İslâmî kurallara göre sadece Müslümanların değil, Batı Hıristiyan dünyasının üç ana kolundan birisi olan Ortodoksların da bu birlikte yer alması, Osmanlıların Avrupa'daki yayılmasında etkili olmuştur. Fatih'in kendisini Ortodoksların hâmisi ilân etmesi ile bu politika, daha da güç kazandı.

Çetinoğlu: Bosna’daki Hıristiyanların özel bir durumu vardı…

İnbaşı: Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Üsküp'te (*) Grek Ortodoks kilisesinin yanı sıra, Yahudiler ve Katolikler de bir arada yaşamaktaydılar. Nitekim Bosna'da bulunan Fransisken Papazlarına temel insan haklarını veren ve onların Bulgaristan'da faaliyetine hoşgörü ile yaklaşan Fatih Sultan Mehmed Han idi.

Çetinoğlu: Rumeli fetihleri, Osmanlı gelişmesine nasıl tesir etti?

İnbaşı: Osmanlıların Avrupa'ya çok erken geçip yerleşmeleri, devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde büyük bir âmil oldu. Boş ve zengin topraklar bulup buralarda yerleşmek maksadıyla birçok göçebe unsurlar, fakir köylüler, Rumeli'nin zengin topraklarını elde etmek isteyen sipahiler, Orta Anadolu'dan ve Karesi (*), Saruhan, Aydın ve Menteşe gibi sahil beyliklerden Trakya'ya geldiler. Böylece Osmanlı Devleti Rumeli'den aldığı güçle devamlı kuvvetini artırdı.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın Rumeli’de hızla yayılmasını sağlayan özel sebepler var mıydı?

İnbaşı: Osmanlı fetihlerinin Balkanlarda bu kadar hızlı yayılmasının diğer bir sebebi de, bunun gerçekleşmesinde önemli rol oynayan tarikat şeyhleri ve halkla daha yakın temasta bulunan dervişlerin faaliyetleridir. Bu dervişlerin rollerini üç noktada toplamak mümkündür:

1-Fetihteki rolleri; Bu insanlar geçimlerini sağlamak için gönüllü olarak sefere katılıyorlardı. Bunlar Osmanlı Beyliği'ne gelerek bey ile ilişki kurup yanlarındaki, bazen 50-60 bazen de 150-200 kişilik derviş gruplarıyla beraber Bizans topraklarında birtakım fetihlere katılıyorlardı. Bunun en güzel örneklerinden birisi Geyikli Baba'dır. (*)

2-Türkleştirme ve İslâmlaştırmada etkin rol oynuyorlardı. Bu dervişler geçimlerini temin ederken yerleştikleri yerlerde zaviyeler kuruyorlardı. Bu zaviyeler, ya kendileri tarafından veya beyler tarafından yaptıkları fetihlere karşılık olmak üzere, toprakları kendilerine vakfediliyor ve bu şekilde orada yerleşiyorlardı.

3-En önemli fonksiyonları ise, Osmanlı hâkimiyetinin meşrulaştırılmasıdır. Bu insanlar maiyetlerindeki dervişlerin dışında çok büyük kitlelere hitap ediyorlardı. Hatta Osmanlı yüksek bürokrasisi, yüksek askerî erkânı içerisinde de bunların müritleri olan kişiler vardı. Bu şeyh ve dervişler, Balkanlarda kurmuş oldukları zaviye ve tekkeler vasıtasıyla bölgenin gayr-i Müslim halkını etkiliyor ve âdeta Osmanlı ordusunun gelip bölgeyi fethetmesinden önce bir anlamda, halkı psikolojik olarak fethe hazır hâle getiriyorlardı.  Bu zaviye şeyhleri, dindeki müsamahalı tutumlarından dolayı Hıristiyanların daha kolayca ihtida (*) etmelerini sağladıkları gibi, fetih hareketlerine de katılıyorlardı.

Çetinoğlu: Fetihler, Türk-İslâm kültürünün yayılmasını sağladı mı?

İnbaşı: Osmanlılar tarafından iskâna tâbi tutulan Türkmenler, Anadolu'dan Rumeli'ye dillerini ve kültürlerini de getirdiler. Bunların çoğu yeni isimler altında, yeni köyler ve yerleşim birimleri kurdular. Bu yönüyle Osmanlı fetihlerinin geçici macera ve çapulcu hareketi değil, kesin bir yerleşme ve yurt tutma gayesini hedeflediği aşikârdır. Dolayısıyla Balkanların fethi sırasında buradaki bazı muayyen bölgeler, yoğun bir göç ve iskân hareketine sahne olmuş, kurulan iskân birimleri ile boşalmış topraklar şenlendirilmiş ve işlenmeye başlanmıştır. Buralara iskân edilen Türkmenler, zamanla buralarda han, hamam, köprü, medrese, zâviye (*), imaret (*), tekke, cami ve mescit gibi Türk-İslâm eserleri inşa etmişler ve böylece Balkanları bir Türk yurdu haline getirmişlerdir.

Sultan Birinci Murad’ı müteakiben Yıldırım Bâyezid döneminde Rumeli'nin Türkleşmesi amacıyla daha büyük ölçüde Türkmen unsurun nakledildiği bilinmektedir. Bu nakil sırasında, devlet tarafından kendilerine zengin topraklar verilmek, bütün akrabalarıyla göçecek olanlara yurtluk (*), toprak, tımar (*) gibi imtiyazlar tanınmak suretiyle muhaceret teşvik edilmiştir. Yıldırım Bâyezid devrine ait ilk iskân kaydı 1400-1401 yıllarında tuz yasağına uymayan aşiretlerin nakledilmesi ile ilgilidir. Bu hususta Âşıkpaşazâde'de; (*) ‘...Saruhan ilinin göçer halkı var idi. Menemen ovasında kışlarlar idi. Ol iklimde duz yasağı varidi. Anlar ol yasağı kabul etmezler idi. Bâyezid Han'a bildirdiler. Han dahi Ertugrıl'a haber gönderdi kim. Ol göçer evleri her ne kadar var ise iyice düzene alasın. Yarar kullarına ısmarlayasın. Filibe (*)  yöresine gönderesin. Ertuğrıl dahi atasının sözlerini kabul etdi. Ol göçer evlerü gönderdi. Geldi Filibe (*)  yöresine kondurdular. Şimdiki dem de Saruhan Beğlü dedikleri anlardır. Paşa Yiğit Beğ (*), o kavmin ulusu idi. Ol zamanda anlarun ile bile gelmiş idi.’ şeklinde bir kayıt vardır. Bu bölgeye yapılan iskân neticesinde, 1516 yılına bir Tahrir Defterinde (*) merkezi Tatarpazarı olan nahiyenin Saruhan Beyli adıyla kaydedilmesi, kuruluş aşamasında buraya yoğun bir Türk unsurunun yerleştirilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yıldırım Bâyezid, Rumeli'nin Türkleşmesinde büyük gayret sarf etmiştir. Nitekim Üsküp (*) ile Niş arasındaki araziye Müslüman Türkleri yerleştirmiştir. Timur'un Anadolu'yu istilasından sonra da göçler yoğunlaşmış, fetret devri (*) sırasında kuvvetli ve nüfuzlu Türk unsurlarını kendi yanlarına çekmek isteyen taraflar vasıtasıyla da, Rumeli'ye Türkmenler sevk edilmişlerdir. 1397'de Mora'da Argos'un fethinden sonra Anadolu'dan bir kısım Türkmen ve Tatar göçmenleri getirilerek Üsküp (*) ve Teselya civarına yerleştirilmişlerdi. Rumeli'ye nakledilenler arasında Tatarlar da bulunmaktaydı. Nitekim Kırım'da iktidar mücadelesini kaybeden Aktav Han / Aktay Han, kendine tabi akraba ve kabilesi ile Tuna'yı geçip Sultan Bâyezid'e iltica etmiş ve onun tarafından Filibe (*) havalisine yerleştirilmişti. Speros Vryonis bunu ‘tipik bir askerî fetih, fakat sayıca oldukça fazla etnik bir göçebe hareketi’ olarak yorumlamaktadır.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın sevk ve iskân politikasının özelliklerinden söz eder misiniz?

İnbaşı: Osmanlıların Balkanlardaki faaliyetleri ile ilgili olarak, meşhur târihçi Lorga'nın ‘şaşılacak kadar hızlı tempolu’ dediği ilerlemesine, o çağların en önemli sosyal belirleyicisi olan din açısından bakılacak olursa, devletin topraklarında Avrupa'ya nazaran tercih edilecek bir hoşgörünün bulunduğu görülebilir. Nitekim Osmanlılara esir düşen Selanik başpiskoposu Grigorios Palamas, mektuplarında bâzen kendi girişimi ile önde gelen devlet ve din damları ile yapmış olduğu dinî tartışmaları anlatır. Bu tartışmalara hoşgörü ve uzlaşma havasının egemen olduğu görülür. Kaynaklardan anlaşıldığına göre, 14. yüzyılın ortasından beri Osmanlı Beyliği'nde hüküm süren atmosfer, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında uzlaşmacı ilişkilere bütünüyle elverişlidir ve Palamas tarafından resmedilen ortamı da doğrulamaktadır. Nitekim Balkanlar'daki şehirleşme sürecinin temel faktörünü, büyük Balkan târihçisi Konstantin Jirecek; ‘Osmanlı rejiminde, küçük Balkan devletleri arasındaki sınırlar kalkmış, dolaşım ve ticaret kolaylaşmıştır.’ şeklinde ifâde etmektedir. Osmanlının kendi egemenlik iddiası dışında bu milletler için istediği ortak bir din, dil, kültür iddiası olmamıştır. Eğer Balkanlarda Hıristiyan topluluklarda İslâmlaşma, kültür bakımından Osmanlılaşma olmuş ise, bu süreç bir zorlama yahut devlet politikası sonucu değildir. Bu hoşgörü, müellifler tarafından istimâlet olarak isimlendirilmektedir.

Çetinoğlu: Fetihler yalnızca kılıç zoru ile mi gerçekleştirildi?

İnbaşı: Osmanlı yayılışında kılıç kadar, belki ondan da ziyade istimâlet politikası denilen bir uzlaştırıcı politika, temel bir faktör olarak hesaba katılmalıdır.

Çetinoğlu: İstimâlet politikası’ açıklamasını lütfeder misiniz?

İnbaşı: Osmanlı kaynaklarında siyâsî bir terim olarak kullanılan istimâlet, kendine meylettirme, kendi tarafına kazanma anlamına gelir. Osmanlı Sultanları bir memleketi kendi ülkelerine ilhak etmeden önce başlıca iki yöntemle hareket ederlerdi. Bir taraftan uç dedikleri serhat bölgelerinden uç beylerinin önderliğinde yapılan gazâ akınları ile hudut ötesi halkını yıldırırlar, direnme gücünü kırarlar, sonra o devlet veya halkı istimâlet yoluyla kendilerine yaklaştırırlardı. Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Sırbistan ve Yunanistan'da yerli askerî sınıftarı Osmanlıya sâdık kalmış olan unsurlar, Osmanlı askerî kadrolarına alınır, onların fetih öncesi dönemde tasarruf ettikleri pronia (*) ve baştinaları (*), Osmanlı idaresince kendilerine tımar (*)  olarak verilirdi. Böylece yerli askerî sınıf, Osmanlı hizmetine alınırdı. Bu da istimâlet politikasının, idârece askerî sınıflara teşmili anlamına gelirdi. Böylece fethedilmemiş yerlerin askerî sınıfları, bu gibi garantilerle Osmanlı egemenliği altına girmeye teşvik edilirdi. Bu şekilde Osmanlı askerî kadrolarına girmiş olan yerli elemanlar, birçok sancakta Hıristiyan tımar (*) erleri olarak 15. yüzyıl tahrir defterlerinde (*) sık sık rastlanmaktadır. Bundan başka Balkanlardaki Osmanlı egemenliğini kabul etmiş olan topluluklar, madenci, tuzcu, derbendci (*), çeltikçi (*) vb. gibi çeşitli görevleri de yapmaktaydılar.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın fetih ve istimâlet politikasının çok başarılı olduğunu görüyoruz. Başarıda zirveye ulaşılan dönem olarak hangi zaman dilimini göstermek doğru olur?

İnbaşı: Her dönemde başarılı idi. Bu fetih ve iskân politikası, Sultan 2. Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed Han döneminde de başarıyla devam ettirilmiştir. 1453'te İstanbul'un fethiyle birlikte Balkanlardaki Ortodoks halk tam manasıyla Osmanlı teb'ası durumuna gelmiştir. Yine Fatih Sultan Mehmed zamanında, Kastamonu ve Sinop'un fethinden sonra, İsfendiyaroğulları Beyliği'nin başında bulunan İsmail Bey de, bütün cemaati ile birlikte Filibe (*) havalisine iskân edilmişlerdir.

Çetinoğlu: Rumeli’deki iskân politikası hangi târihe kadar devam etti?

İnbaşı: Rumeli'deki bu nüfus artışı, 16. yüzyılda da devam etmiş ve yüzyılın başında 37.435 nefer daha bölgeye nakledilmiştir. 1520-1530 yılları arasında Balkanlardaki 77.268 olan göçebe sayısı, 1570-1580 yıllarında % 51 artarak 116.219'a yükselmiştir.

17. yüzyıldan itibaren ise savaşların uzaması ve devletin Balkanlardaki kontrolünün zayıflaması, iskân edilmiş olan Türkmenlerin yüzyılın sonlarına doğru, bu defa tersine olarak, iskân edildikleri bölgelerden ayrılmalarına, Balkanların doğusuna hareket etmelerine sebep olmuştur.

Çetinoğlu: Hocam, Balkanlar târihini özetlediniz. Çok teşekkür ederim. Sonuç yerine kısa bir değerlendirme lütfeder misiniz?

İnbaşı: 1352 yılında Rumeli'ye adım atan Osmanlılar, 20. yüzyıl başlarına kadar, bu bölgede en etkin devlet olarak varlıklarını devam ettirmiştir.. Mübâdele Kanunu ile Balkanlara yerleştirilmiş olan Türkmenlerin bir kısmı tekrar Anadolu'ya gelmişlerdir. Buna rağmen günümüzde Makedonya, Arnavutluk, özellikle Bulgaristan ve Yunanistan'da pek çok soydaşımız varlıklarını devam ettirmektedir.

 

RÖPORTAJDA ADISGEÇEN KİŞİ, BÖLGE VE KAVRAMLAR HAKINDA ANSİKLOPEDİK KISA BİLGİLER:

Âşıkpaşazâde: 15. yüzyılda yaşamış Osmanlı târihçilerindendir. 1400 yılında Amasya’da doğdu. Asıl adı Ahmed Âşıkî’dir. Aşık Paşanın soyundan geldiği için, Aşıkpaşazade ismiyle tanınmıştır. 1914 yılında kendi adı ile anılan târihi yayınlanınca dikkatleri üzerine çekti.

azab: Osmanlı devletinde çoğunlukla garnizon askeri olarak görev yapan askerî birimdir. Gönüllülerden oluşan yaya birliği olarak savaşta ordunun en önünde yer alır.

baştina: özel maksatlarla kullanılan arazi.

çeltikçi: tarım işlerinde çalışanlar

derbendci: Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti döneminde,  yol ve köprülerin bakım ve onarımını yapan ve aynı zamanda bu yapıların güvenliğini sağlayan kişilere verilen isimdir.

Fetret dönemi: Osmanlı ordusunun mağlubiyetiyle sonuçlanan 1402 yılındaki Ankara Savaşı ile başlayan ve 1413 yılına kadar devam eden dönemdir. Yıldırım Beyazıd’ın beş oğlundan dördü arasındaki savaşlarla geçmiş, Çelebi Mehmet galip gelerek Osmanlı Devleti’nin birliği yeniden sağlandı.

feodal: Toprak mülkiyetine ve toprak kölesi emeğine dayanan ekonomik düzen. Latince'de askerlik hizmetlerini yerine getirmek şartıyla hükümdardan alınan toprak anlamına gelen feodum sözcüğünden türetilmiştir. Türkçe'de feodalite yerine derebeylik sözcüğü kullanılsa da batı feodalleriyle doğu derebeyleri arasında şüphesiz önemli farklar vardır.

Filibe: 600.000'e yaklaşan nüfusuyla Bulgaristan'ın ikinci büyük şehridir.  Adını Makedonya Kralı 2. Filip'ten alır.

Geyikli Baba: Hicri 674 yılında Hoy şehrinde doğdu.. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Baba İlyas Horasânî’den ders aldı. Geyikli Baba derviş gazilerle en uç bölgelere gitti, mücâhidlerle omuz omuza fetihlere katıldı. Bursa’nın fethinde bulundu. Askerler babacan tavrından dolayı onu ‘Baba’ diye andılar. Bursa’nın fethinden sonra Uludağ eteklerinde bir dergâh kurdu ve burada  Ehl-i sünnet vel cemaat akaidini anlattı.

ihtida etmek: Doğru yola girmek, kurtuluşa ermek, Müslüman olmak.

imâret: Fakirlere ve öğrencilere yemek veren hayır kurumu.

Karesi Beyliği: Karesioğulları veya Karasioğulları Beyliği’ olarak da bilinir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin gerilemesinden sonra Oğuz boyları tarafından Balıkesir-Çanakkale ve Bergama yöresinde kurulmuştur. Bu yöredeki ilk Türk devletidir.

Karesi Beyliği, komşusu olan Osmanoğulları Beyliği'nin genişlemesiyle bu beyliğe katılmıştır. Böylece Osmanlı hâkimiyetine katılan ilk beylik olmuştur. İlerleyen dönemlerde Osmanlı Devleti içinde bu bölgede Karesi Sancağı kurulmuştur. Karesi beylerinin ve ileri gelen şahıslarının, Osmanoğullarının egemenliği altına girmelerini takiben, Osmanlı Devleti'nin Rumeli topraklarında yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Balıkesir ili Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına kadar idarî taksimatta Karesi ismini taşımıştır.

kronik: târih yazımında kullanılan bir sistem.

mîri: devlete ait olan arazi.

Neşrî:Kitab-ı Cihannüma’ adlı târih kitabı ile tanınan Osmanlı târihçisidir. Bursa’da doğduğu tahmin ediliyor. 1520 yılında doğduğu şehirde vefat etti. Germiyanoğullarından olduğu iddia edilmektedir.

Pronia: kıymetli malzeme

reaya: Osmanlı Devleti'nde başlangıçta, Osmanlı tab'asından olan bütün insanlar için kullanılırken, 18. yüzyıldan itibâren yalnızca Müslüman Türkler dışında kalanlar için kullanılır oldu. Kaynaklarda; reâya tâiferi veya reâya makulesi şeklinde yazılıdır.

Süleyman Paşa: Orhan Gazi’nin oğludur. Doğum târihi kayıtlara intikal etmemiştir.1357 yılında, bir av partisinde atının tökezleyip düşmesi şeklinde meydana gelen kazada vefat etti.

İlk görevine Gerede'de yöneticilikle başladı. 1330'da İznik'in, 1337'de İzmit'in fethine katıldı. Babası tarafından İzmit ve çevresi tımar olarak kendisine verildi. 1345'te Karesioğulları topraklarının fethinde bulundu. Edincik, Biga, Lapseki ve çevresini de alarak, Karesi (Balıkesir) sancakbeyliğine atandı. 1346'da Orhan Gazi tarafından Bizans İmparatoru Kantakuzinos'un yardımına gönderilerek iki defa Rumeli'ye geçti.

Selanik'in kurtarılmasında Bizans donanmasına yardım etti. 1352'de Sırpları ve Bulgarları Dimetoka'da yenerek Kantakuzinos'un Edirne'ye girmesinde rol oynadı. 1353'te Anadolu'ya dönerken, yardımlarına karşılık kendisine bırakılan Gelibolu'da Çimpe kalesine asker yerleştirdi. 1354'te Rumeli'nin fethi amacıyla Gelibolu'ya geçerek Bolayır'dan Rodosto'ya (Tekirdağ) kadar uzanan Marmara kıyılarını Osmanlı topraklarına kattı.

Biga'dan göç ettirdiği Türkmenleri buralara yerleştirdi. Bursa'ya döndükten sonra aynı yıl Ankara'nın alınmasıyla sonuçlanan seferde komutanlık yaptı. 1356'da yeniden Rumeli'ye geçerek Akçaliman, Eksalimiye, Ayasoloniya kalelerini aldı. Bolayır'ı üs yaparak, akınlarını Gelibolu ve Keşan yönünde yoğunlaştırdı. Askeriîbaşarılarının doruğundayken bir av sırasında uğradığı kaza sonucu vefat etti.

tahrir defteri: Osmanlı devletinde fethedilen yerlerde uygulanacak idari teşkilat ve sistem çerçevesinde, tayin olunan heyetler marifetiyle nüfus, arazi ve emlakin tespit ve kaydedilmesi işlemine tahrir bu bilgilerin kaydedildiği deftere de tapu tahrir defteri denirdi. Bu kayıtlar muntazam suretle tutulur ve fethi müteakip ilk tahrirden sonra umumi değişiklikler, vergi gelirlerinde ki artış – azalışlar yada yeni bir padişahın tahta çıkması gibi sebeplerle yenilenirdi.

tehcir: Tehcir veya mecburî  göç, bir topluluğu yaşadığı yerden göç ettirme, göç etmesine sebep olma, sürme, sürgün gönderme anlamındadır.

tımar: Selçuklu İmparatorluğu'nda ve Osmanlı Devleti'nde; belirli bir görev karşılığında kişilere,  tahsis edilen 1.000 ile 2.000 akçe arasında öşür geliri bulunan arazilere verilen ad.

Üsküp: Makedonya'nın başşehridir. Vardar Nehri'nin iki yakasına kurulmuştur. Vardar’ın akış yönüne göre sol taraf eski Üsküp, sağ taraf ise yeni Üsküp'tür. Osmanlı dönemi eserlerinden meşhur taş köprüsü, Üsküp'ün en önde gelen târihî eserlerinden biridir.

Vardar Nehri: Makedonya'nın en uzun ve su potansiyeli en yüksek nehridir. Yunanistan'ın da en önemli nehirlerinden biridir. 301 kilometre Makedonya, 87 kilometre Yunanistan topraklarındadır.

yurtluk: Tarlası, otlağı, ormanıyla bir bütün oluşturan arazi, mâlikâne. Osmanlı Devleti'nde; bir görevliye, veya devlete fadyalı hizmetler yapan kişiye, hayar boyu gelirinden yararlanma hakkı sağlamak üzere verilen arazi.

zâviye: Lügat anlamı 'köşe'dir. Mutasavvıfların çile çekmek için çekildikleri ıssız yer anlamında kullanılmaktadır.