2008 / 2009 Eğitim / Öğretim Yılına Girerken Üniversitelerimiz…

31

21. Yüzyıl diğer adıyla Milenyum, bir bilgi çağıdır. Bilgi, evde, okulda yaşanılan ortamlarda ve en önemlisi yazılı ve görsel medyada öğrenilir. Gençliğimizi yeni çağa hazırlamak, yöneticilerimizi bu alanlarda bilgilendirmek, bilimsel olarak yönlendirebilmek için, medya olarak bilgi anlamında çok daha donanımlı ve güçlü ve tarafsız olmak zorunda değil miyiz? Bu ülkenin geleceğini şekillendirmede, çağ’ın teknolojisini yakalamakta, gerekirse yeni teknolojiler ve bilgiler üretmede. Yüksek Öğretim Kurumları’nın diğer adıyla üniversitelerin büyük rolleri ve görevleri vardır.

Ülkemizin tüm kurumları yeni bir yüzyıla girmişken kendilerine çeki düzen vermeli, kendilerini yenilemeli, yapısal ve düşünsel anlamda reformlar gerçekleştirmelidirler, ama ulusal karakterlerini bozmayarak, kaybetmeyerek, empoze edilen dış modelleri benimsemeyerek…

21. Yüzyılda Medya’nın önemi, özellikle bizim ülkemizde çok daha artmıştır. Bilgi ve bilişim çağının temeli Eğitim / Öğretim’den geçmektedir. 2000’li yıllarda Eğitimde de büyük atılımlar gerçekleşecektir. O günlere şimdiden hazırlanmalıyız.

Ülkemiz de çok büyük bir değişim ve gelişim içindedir. Çok genç bir nüfusa sahip olmamız, büyük bir dinamizm yaratmakla birlikte, beraberinde bazı sorunları da getirmektedir. İşte bu genç toplumu 21. Yüzyıl süresince çok iyi eğitmek, bilgilendirmek ve yönlendirip motive etmek gerekmektedir.

Bugün yalnız İstanbul’da 30 Gazete çıkmakta, tirajlarının toplamı, 3,5 milyonu geçmektedir. Bunların 3 tanesi dışında hiçbirinde Eğitim ile ilgili yazılar, yorumlar çıkmamaktadır.

Nasıl Bir Üniversite İstiyoruz?

Üniversitelerimizde, çağdaş Üniversitelerde olduğu gibi;

Teknolojik yenilikleri izleme, (Bilimsel yayın ve eğitsel teknolojik gelişmelerin izlenmesi)

Sağlıklı bilgi edinebilme, (Bilimsel işbirliği, internet bağlantıları)

Teorinin uygulamaya geçirilmesi, (Bilimsel çalışmalar yapılabilecek laboratuarlar, birimler, merkezler)

Doğru, güncel bilim alanları seçilmesi (21. yy.’ın meslekleri, çağın gerekleri)

Doğru karar verebilme, kriterleri eksiksiz uygulanmalıdır.

Bir ülkenin şayet,

Alt yapısı tamamlanmış,

Eğitim düzeyi yükseltilmiş,

Yaşam standartları yükseltilmiş,

Bilim ve teknolojisi ilerlemiş,

Vatandaşlarının demokratik haklarına sahip çıkılmış ve

Bilime, bilim adamına değer verilmiş ise o ülke çağdaştır. Aynı kriterler Üniversiteler için de geçerlidir.

Ekonomiyi, ticareti ateşleyen rekabet ne ise,

Bir ülkenin insanlarının kalkınmasını ve uygarlığının temeli, ateşleyicisi de Eğitim’dir.

Onun için,

2000’li yılların teknolojik yarışında geri kalmamak, üniversitelere önem, görev ve destek vermekle olasıdır.

Üniversiteler politik baskılardan uzak tutulmalıdır. Politikacılar ellerini Üniversitelerin üzerinden çekmelidirler.

Üniversiteler, devletinin hizmetinde daha fazla yetkili ve etkili olmalıdırlar.

Ortaöğretim sistemi değiştirilmelidir. (Örneğin, Almanya’da olduğu gibi.) Yeni model, Ülke koşullarına ve niteliklerine uygun olmalıdır.

Öğretim elemanlarının maaş durumları çağdaş Ülkelerdeki öğretim elemanlarının düzeyine çıkarılmalıdır.

Yüksek öğretime daha fazla finans sağlanmalıdır.

Araştırmalara daha fazla destek verilmelidir.

YÖK sistemi çağdaş yapıya kavuşturulmalıdır. Üniversitelere bilimsel, idari, mali özerklikler en kısa zamanda verilmelidir. Her ortamda bu fikirleri savunmalıyız, elde edene kadar da mücadele etmeliyiz.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu çok önemli toplumsal, kültürel, siyasal iç ve dış sorunlara Üniversiteler ilgisiz kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır.

Türkiye, hızlı kentleşme, ormansızlaşma (erozyon), kıyı yağması, yabancılara toprak satışı, çirkin ve kaçak yapılaşma, gecekondu, hava, su, toprak, ses, görüntü ve önemlisi ahlak kirlenmesi gibi zor sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Ayrıca, etnik, dinsel kaynaklı dışardan da desteklenen yıldırma olaylarını körükleyen ayrılıkçı, kökten dinci akımlarla mücadele etmek zorundadır.

Ulusal değerleri yok etmeye yönelik, ulusal devlet kavramını yok edici dış ve iç uğraşlar verilmekte, ülkeyi parçalamak için çalışılmaktadır.

Bütün bunlar karşısında “Üniversitelerimiz ne yapıyorlar?”

Çağdaş uygarlık evreninde onurlu bir yer bulma çabası içinde bulunan ulusumuzun en vazgeçemeyeceği güvence kaynağı onun kendi öz üniversiteleridir. Çünkü üniversiteler bir ülkenin geleceğidir.

Yurdun geleceğini her değerin üstünde tutan, hiçbir uluslararası veya ulus ötesi kuruluşun robotu olmayan gerçek yurtsever bilim adamları, kamu ve özel kuruluş yöneticileri, o yörenin halkı, Üniversitelerine sahip çıktıkları sürece, kurumlarını çağdaş boyut ve niteliklerde kurabilecek ve yüceltebileceklerdir.

Öyle bir üniversiter toplum istiyoruz ki; orada yetişecekler, yarının modern, çağdaş Türkiye’sinin yurdunu seven, fikirleri “önceden koşullandırılmamış” vicdanları korku ve menfaat nedenleriyle “parsellenmemiş” nesilleri olabilsin.

Öyle bir üniversiter toplum istiyoruz ki; o bilimsel podyumlarda “düşüncelere ambargo” konmasın, fikirler açıkça tartışılsın, kapalı kapılar ardında senaryolar düzenlenmesin, görüntüleri sokaklara yansımasın… Ülkeyi bölmek isteyen örnekler karşısında “pasif” kalınılmasın.

Öyle bir üniversiter toplum arzuluyoruz ki; öğrencisiyle, öğretim elemanıyla bir bütün olsun, ilmin cehaleti kör eden ışığını beraberce en yüksek evrensel burçlara götürebilsin. Bilimsel yarışta dünyada en önlerde bulunsun.

Öyle bir üniversiter toplum kurulsun ki; o toplum tarihe yön vermiş Türk ulusunun çizgilerini korusun, ama hiçbir şekilde modern Türkiye’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden en ufak bir taviz vermesin… Peşinden gideceği bir liderin, örnek alacağı bir ulusun veya düzenin, 21. yüzyıla girerken bile, ancak ve ancak kendi öz varlığında olabileceğini unutmasın.

Öyle bir üniversiter toplum kurulsun ki; bu çağdaş eğitimin gereklerini yerine getirebilecek bir yapıya ve donanıma sahip olsun… Ülkenin geleceğinin bu yapıda olgunlaşan beyinlere bağlı olduğunun bilincinde olunabilsin.

Öyle bir üniversiter toplum olsun ki; yöneticiler ve yönetici kadroları sırça köşklerde oturmasınlar, tüm ulusal sorunların çözümünde gecikmesiz aktif görevler alabilsinler. Çağdaş düşüncelerin gür sesini, ulusal ve uluslararası arenalarda bilimsel gerçeklerin ışığı altında duyurabilsinler.

Dünya yeni bir dönüşüm dönemecine giriyor. Yüzyıllık bir değişimin on yıla sığdığı bir dönemi yaşıyoruz, insana yaklaşımın, yaratıcılığa, düşüncelere yaklaşımların değiştiği yeni bir çağa adım atmış bulunuyoruz. Geleceğin dünyasında ülkemize çok iyi bir yer bulabilmenin uğraşını veriyoruz. Özetle, “yeni bir çağı yakalamanın mücadelesini yaşıyoruz.” İşte bu aşamada, bu sürede ülkeyi yönetenlerden, bilime ve bilim adamlarına daha fazla değer ve olanak sağlamalarını istiyoruz, tutum ve davranışlarında topluma örnek insan imajı vermelerini diliyoruz, huzur, güven, istikrar ve başarı bekliyoruz.

Temelinde üniversitelere daha fazla mali özerklik getirilmesi ana amacı yatan yeni bir Üniversite Yasa Taslağı’nda, Üniversitelere daha fazla bilimsel ve yönetsel özerkliklerin de tanınması, Üniversite kavramına yaraşan bir davranış olacaktır.

Bütün bunların olması için öncelikle 12 Eylül 1980 döneminin 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Yasasının iptal edilerek yeni, çağdaş bir Yasanın çıkartılması gerekir.

 Y.Ö.K.’ün Üniversiteler üzerindeki baskısını kaldıracak bir yapıya kavuşturulması, Üniversitelerin 3 koşulu da içeren bir özerklik içinde olmaları gerekir. Üniversiteler, bilimsel, idari ve mali bakımlardan özerk olmalıdırlar. Bu koşulların, bu niteliklerin bir tanesinin bile olmaması, Üniversiteleri bağımlı yapar.

Üniversitelerimizi de Türkiye halkının yurtsever halkını da çok zor, çok daha fazla onur savaşı verilecek bir 2008/2009 dönemi beklemektedir.