IMG-LOGO
Tarih

1800 - 1923 Arası Lozan, Türkiye İktisat Tarihi - 3

20 09 2019

Bu yazı dizimizin ilk iki bölümünde Osmanlı Devleti'nin iktisadî gelişimini kuruluşundan itibaren ele alarak özetlemeye çalıştık. Kanunî Sultan Süleyman dönemine kadar özetlediğimiz yazı dizimizin bu bölümünde bu tarihten itibaren devam edeceğiz.

Kanunî Sultan Süleyman dönemi malî durum, ayrıntılı olarak incelenmeye değer bir dönemdir. Çünkü, bu padişahtan sonra, devletin malî durumu gözle görülür şekilde bozulmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti'nde gelirlerin ve masrafların bütçe şeklinde dengelenmeye çalışıldığı dönem de yine bu dönemdir(1562-1563).

II. Selim zamanında, Sokollu'nun, Volga-Don arasının açılması ve Süveyş Kanalı'nın yapılması için harcadığı paralar, malî durumun bozulmasında önemli nedenler olmuştur. Sonuçta, hem istenen sonuca ulaşılamamış, hem de malî durum ciddi olarak bozulmaya başlamıştır.

II. Selim(1566) ile açığa çıkan malî bozukluk, 1622 yılında IV. Murat'ın tahta çıkışına kadar devam etti. Bu arada tahta çıkan tüm padişahlar ve bürokratlar, gelirlerin masrafları karşılayamaması nedeni ile sürekli para ayarları ile oynamak, vergileri artırmak ve yeni vergi çeşitleri koymakla uğraştılar. Bir yandan da masrafları azaltmak yerine, daha da çok lüks hayat ile, masrafların artmasına neden oldular.

IV. Murat, tahta çıktıktan sonra, büyük gayretlerle, devletin ekonomisinde bir takım iyileştirmeler sağladı, masrafların karşılanması için atıl malvarlıklarını devreye soktu.

Ancak, IV. Murat'tan sonra yine iktisadî durum bozulmaya başladı. III. Selim'in tahta çıkışına kadar(1789), bu bozulma devam etti. Bu dönem içerisinde sadrazamlığa gelen Köprülü ailesinin fertlerinin gayretleri, III. Mustafa ( III. Selim'in babası) zamanında sadrazamlık yapan                  Mehmet Paşa'nın gayretleri, ekonominin iyileşmesi için ancak, saman alevi rolü oynadı. Yani, bunların gayretleri, geçici iyileştirme sağlamalarına rağmen, kalıcı, sağlam bir ekonomik yapı oluşamadı. Özellikle, (Lale Devri gibi) bazı dönemlerde, akla hayale gelmez masraflar, Devlet'in, Avrupa devletleri karşısında geri kalmasında en önemli nedenlerden birini oluşturmuştur.

III. Selim dönemine, yani Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 1800'lerin başına kadar, Devlet'in malî, iktisadî durumunun özeti budur.

Bir de, ekonomik yapının nasıl işlediğine, Devlet'in ekonomik yönetiminin nasıl olduğuna, bu kadar büyük bir Devlet'in bir ekonomik sistemi olup olmadığına bakmak, konumuzun tamamlanması açısından uygun olacaktır.

Osmanlı Devleti'nde ekonomik sistem var mıdır diye sorulacak olursa, özellikle, 1500 yıllarından, 1800'lü yıllara kadar süren ve tarif edilebilir bir sistemin varlığından söz edebiliriz. İaşe(Provizyonizm), Fiskalizm ve Gelenekçilik olarak adlandırılacak olan bu sistemin ilklerini kısaca şöyle açıklayabiliriz:

İaşe İlkesi:

Ekonomide, mal veya hizmeti üretenler ve bir de bu mal veya hizmeti tüketenler vardır. Üreticinin amacı, temel olarak, kâr elde etmektir. Tüketicinin amacı ise, ucuz ve kaliteli mal veya hizmet tüketmektir.

İaşe İlkesi, bu iki temel ekonomik unsurdan, tüketiciye göre davranma, tüketicinin ihtiyacını önceleme düşüncesidir. Dolayısıyla, bu anlayış için temel esas, mal ve hizmetlerin piyasada bol olması, kaliteli ve ucuz olmasıdır.

Bu İlke'nin uzun yaşaması, dayandığı nedenlerin varlığına bağlıdır: Buna göre,

1- Verimlilik düşüktür ve artırmak zordur. 2- Mevcut durumu değiştirmek, yarar yerine zarar getirebilir. 3- Ulaştırma zor ve pahalıdır.

O dönemde, iktisadî hayatı yürütebilmek ancak bu anlayışla olur inancı hakimdi. Bu nedenle, Devlet tam bir müdahaleci devlet olmuştur. Yine bu nedenlere bağlı olarak, toprak mülkiyeti fertlere değil, devlete ait idi. Mirî adı verilen bu Mülkiyet Rejimi'nde Devlet, toprak ile her türlü işlemi sıkı denetim altına almış idi.

Gıda ve hammaddelerin alım satımı, kasaba esnafının tekelinde idi. Zaten temel tüketim merkezi buralar idi. Alım-satım dengesini korumak için Lonca Düzeni kurulmuştu. Kaza'nın ihtiyacı karşılandıktan sonra artan üretim, İstanbul'a sevk edilirdi. Yurt içi ihtiyaçlar tamamen karşılandıktan sonra, ancak, fazla üretim ihraç edilebilirdi. Yani, İhracat, üretim faaliyetinin temel hedefi değildi. Buna karşılık İthalat, hiç bir sınırlamaya gerek duyulmadan serbestçe yapılabilirdi.

İaşe İlkesi ile ilgili, son olarak şunu söyleyebiliriz: Devlet, Tüketimi önceliğe aldığı için, üretim artışının istenen seviyeden fazla olmasına ÇOK RAZI değildi. Gelenekçilik adı da verilen bu düzen Osmanlı Devleti'nde uzun bir dönem geçerli olmuştur.