IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Çıldır’lı Âşık İrfânî

07 11 2018

'Çıldır'lı Âşık İrfânî' isimli yeni bir derlemeyi, Bakü'de 2016 yılında Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü bastırmış. Derlemeyi Ali Şâmil yapmış. Kitabın hazırlanmasında sevgili dostum Seyfeddin Altaylı da çalışmış.

Âşık İrfânî isimli kitabı dikkatle ve zevkle okudum. Önce bir hususu özellikle belirtmek istiyorum: Âşık İrfânî, bizim Ahıska şehrimizden biri. Ben 1980 ve sonrası yıllarda; Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk Cumhuriyetlerine birkaç defa gittim. Bu yeni Türk Cumhuriyetleri üzerine tam 101 televizyon programı hazırladım ve sundum. Hayretle ve tabîi dehşetle gördüm ki Sovyet Rusya'nın Türk Cumhuriyetlerinde uyguladığı yeni kültür siyâseti yüzünden, onlara özellikle Türklüklerini unutturmuştu. O cumhuriyetlerde yaşayan soydaşlarımız, bulundukları coğrafyanın veya mensup oldukları boyun ismiyle kendilerini tanıtıyorlardı. Mesela: 'Ben Azerbaycanlıyım, Azerbaycan diliyle konuşuyorum'. Veya 'Ben Türkmen'im', 'Ben Kırgız'ım', 'Ben Özbek'im', 'Ben Kazak'ım'. 'Ben Türkmence...', 'Ben Kırgızca...', 'Ben Özbekçe konuşuyorum.' 'Ben Türk değilim' Diye söze başlıyorlardı. Türk Cumhuriyetlerinde nereye gittimse, sâdece Ahıska Türklerinin büyük bir gururla: 'Ben Türk'üm.' 'Biz Ahıska Türkleriyiz.' Diyerek konuştuklarını gördüm. O bakımdan Ahıska Türklerini çok sevdim. Âşık İrfânî de Çıldırlı yâni Ahıska bölgesi Türklerinden.

Gençlik yıllarımda, ezberimde sâdece Âşık Şenlik'ten, Âşık Sümmânî'den birkaç şiir vardı. Âşık Şenlik'in:

'İsterse Uruset nesi varsa gelsin / Can sağ iken yurt vermeniz düşmene!' Diye haykırışını, ben de çeşitli toplantılarda bağıra bağıra okuyordum.

Âşık İrfânî, Çıldır'ın Kunduzev köyünde doğmuş. Doğum ve vefat târihleri hakkında kesin bilgimiz yok. Yalnızca günümüzden 150 - 170 yıl önce yaşadığını biliyoruz. Asıl ismi Süleyman'dır. İrfânî, O'nun lâkabıdır. Köyünde imam olarak çalışmıştır. 17 - 18 yaşlarından itibâren halk tarzında şiirler söylemeye başlamıştır.

Âşık İrfânî de bizim bâdeli şâirlerimizdendir. Yâni anlatılanlara göre gece rüyâsında, İrfânî'ye, yaşlı başlı bir kimse tarafından bir kızın resmi gösterilmiştir ve denilmiştir ki; 'İşte bu Senem isimli Türkmen kızı, senin sevgilindir. Sen O'nu arayıp bulmaya çalış. O'nun için çal söyle.' Aynı şekilde Türkmen kızı Senem'e de İrfan'ın resmi uzatılmıştır. Senem de rüyâsında İrfâni'ye âşık olmuşturr.

Doğrusu ben, âşıklarımızın, bu rüyâ meselelerine, içirilen bu bâde konusuna inanmıyorum. Çünkü bir halk şâirimizin, rüyâsında kendisine bir kız gösterildiğini, bâde içirildiğini, o kıza rüyâsında âşık olduğunu, Sivas'ta bir halk şâirimizle birlikte konuşarak uydurduk. Ama doğrusu, Âşık İrfânî'nin bâde konusunu da hiçbir kitapta yazıldığını okumadım, duymadım. .  da hiçbir şâirimiz için uydurulduğunu, hiçbir kitapta okumadım.

Âşık İrfânî derlemesinde anlatıldığına göre İrfânî ve Türkmen kızı Senem'e içirilen bâdeden sonra, (taraflar) birbirine âşık olurlar. Bir süre sonra Türkmen kızının babası, kızını bir arabaya bindirir, yanına da birkaç kişi katar ve O'nu Âşık İrfânî'nin köyüne gönderir. Senem, yanındaki falcının yardımıyla, İrfânî'nin yaşadığı köyü bulur. Sevdiği adamın kapısını çalar. O esnâda İrfânî, tarlasında, bir ot yığınının altında uyumaktadır. İrfânî'nin anası, Senem'den rüyâ konusunu dinleyince, İrfânî'nin öldüğünü söyler. Senem çâresiz olarak köyüne döner.

Akşam evine dönen İrfânî, durumu annesinden öğrenince çok üzülür. Bir ata binerek Senem'in arkasına düşer. Yolunun üzerindeki köylerden birinde, bir çeşme başında gördüğü kızlardan birini Senem'e benzetir. O'nu terkisine alarak kendi köyüne kaçırır.

Şimdi burada, bizim örfümüzde, âdetimizde kat'iyyen olmayan iki adet garip durumla karşı karşıya kalıyoruz:

A-Bizim millet hayatımızda, hiçbir baba, kızını bir arabaya bindirerek, hiç bilmediği, tanımadığı, oturup konuşmadığı bir erkeğin evine göndermez. Peki, Senem'in babası, kendi kızını nasıl gözden çıkararak, etrafın dedikodusunu, ayıplamasını bir tarafa iterek, hareket eder? Kızını sözsüz nişansız, düğünsüz nasıl bir erkeğin evine gönderir?

B-İrfânî, bir köyde, bir çeşme başında gördüğü kızı, rüyâsında görüp deli divâne âşık olduğu Senem'e nasıl tercih eder? Senem'i aramaktan nasıl vazgeçerek bir kızı kaçırarak kendi köyüne getirir? Bu kızın babası, kaçırılan kızını, nasıl olup da alarak kendi köyüne götürür? İrfânî bu kızı, ikinci bir dafa, üçüncü bir defa daha kaçırır. Onunla karı-koca hayatı yaşar. Bu kızın babası, hiçbir şey olmamış gibi, ikinci ve üçüncü defa kızını nasıl olup da yanına alarak evine döner? Bu hâl, geleneklerimize kat'iyyen uymaz. İrfânî bu kızı, dördüncü defa kaçırdıktan sonra kızın babası artık şikâyetçi olmaz. Kızını İrfânî'nin yanına bırakır. İrfânî de ölünceye kadar bu kızla berâber olur.

Doğrusu, İrfânî'nin bâde yüklü rüyâ konusuna ve Senem'e rüyâsında âşık olmasına inanmadım. Benim için önemli olan, İrfânî'nin rüyâsında Senem isimli bir Türkmen kızına âşık olması değildir. Kendisine bâde sunulması, halk şiirimizdeki bir geleneğe uyularak ileri sürülen bir yakıştırmadır. Önemli olan İrfânî'nin şiirleridir.

Ben İrfânî'nin şiirlerini zevkle okudum. O'nun Çıldır bölgesinde yaşayan soydaşlarımın ağzıyla yazması da çok hoşuma gitti. O'nun bâzı koşmalarında, bir Karacaoğlan yüreği gördüm:

Ezel bahar, yaz ayları gelende

Açılır bağçada gülü gızların

Terlemiş, terlemiş tökülmüş üzden

Akar leblerinden balı gızların

Hurilerin, perilerin eşisin

Bu divâne könlümün güneşisin

Elli gızın, yüz gelinin başısın

Sarmağa gelüşür beli gızların

İrfânî der, öldüğümü bilseler

Yığılıp da cenâzemi kılsalar

Mezarımı yol üsdüne gursalar

Üstünden uğrasa yolu gızların

Haydi İrfânî'yi bir kere daha dinleyelim. Diyor ki:

Ay ağalar, bu derd meni öldürür

Arayıb dermânın bulana geder

Könül vaz geçemir eski yârından

Çekerem hasretin ölene geder

Çeşm-i yaşdan nâme yazdım gelündi

Eğer loğmanısan, derdim bilindi

Demir çaruh geydim o da delindi

Könül sevduyunu bulana geder.

İrfânî der: bu bağımız talansun

Heste könlüm yar boyuna dolansun

Sen âşıhsın, yar gadrini bilensin

Yarı canım getdi gülene geder.

Yeni genç şâirlerimizin serbest vezinle yazdıkları aşk şiirleri, İrfânî'nin ve bütün halk edebiyatı şâirlerimizin şiirleri yanında ne kadar yavan, ne kadar kuru, ne kadar basit kalıyor.

Âşık İrfâni'nin şiirleri, çeşitli cönklerden derlenerek bir araya getirilmiş. O cönkleri kimler hazırlamış, o cönklerden kimler İrfanî'nin şiirlerini bularak yeni sâhifelere almış? Bunları kesin olarak bilmiyoruz. Ama gördüğümüz bir gerçek var: Şiirler cönklerden toplanırken, yeniden yazılırken, bâzı yanlışlar yapılmış. Bunlar yanlış okumalardan, yanlış yazmalardan meydana gelmiştir. Bu yanlışları, şundan anlıyoruz: İrfânî ve diğer halk şâirleri, hece vezniyle 6+5 ölçüsünde şiirler yazmışlardır. İrfânî gibi hece veznini çok iyi bilen âşıklarımız, 6+5 vezniyle yazdıkları şiirlerin bâzı mısralarını 6+4 veya başka bir vezinle söylerler mi? Söylemezler. Ama biz, İrfânî'nin şiirlerini okurken, bâzı vezin bozukluklarıyla karşılaşıyoruz. Bu ikinci, üçüncü kişilerin okumalarda veya yazmalarda yaptıkları yanlışlardan kaynaklanıyor. Ben Çıldırlı Âşık İrfânî'nin derlemesini okurken aşağıdaki vezin bozukluklarını gördüm ve onları 6+5 veznine göre yeniden şöyle değiştirerek okudum:

1-Sırr-ı yar ile mülk-i fenada - Hep sırr-ı yar ile mülk-i fenada

2-Hal-i heraç gör Çin-i Maçin'den - Sen hal-i heraç gör Çin-i Maçin'den

3-Hal-i heraç olur Çin - Maçin'den - Hal-i heraç olur Çin-i Maçin'den

4-Bu eşg, bu sevda indi ganımda - Bu eşg, bu sevdadır indi ganımda.

5-Şuh didelerin demde olmasa - O şuh didelerin demde olmasa

6-Tığ gezmelerin gemde olmasa - Tığ gezmelerin heç gemde olmasa

7-Gem hicran kesdi muradımızı - Gem hicranı kesdi muradımızı

8-Hem ebr kamanım sen safa geldin - Hem ebr-i kamanım sen safa geldin

9-Hali haraç olur Çin Maçin'den - Hali haraç olur Çin-i Maçin'den

10-Bir kez hıfzın bulmuş laçından - Bir kez hıfzın bulamamış laçından.

11-Bir sevdanın cununyam ezelden -Bir sevdanın cununuyam ezelden

12-Şükür Yaradan çok şükür - Şükür Yaradan'a hem de çok şükür

13-Kebab olcag tenim eşk közüne - Kebab olcag tenim eşkin közüne

14- Baran tükenmiş bağçadaki hezelden - Baran da tükenmiş bağdan hezelden

15-Merhametin yok sinemdeki yaraya - Merhametin yoktur yürek yarama

16-İrfânî der mühennet yetişmez yâda - İrfânî! mühennet yetişmez yâda.

17-Aşınanın sir sözün tez verme yâda -Aşina sır sözün tez verme yada.

18-Dedim hercayiden el çekmedin - Dedim hercaiden el çekemedin.

19-İkimiz birbirimize oldug muttasıl - Biribirimize oldug muttasıl.

20-Bunaldım gayret yandın ar ile - Çok bunaldım, gayret yandım ar ile

21-Yayla sende vefa olsaydı - Yayla sende birez vefa olsaydı

22-En sonunda bir kötüye kül olur - En sonunda bir kötüye kul olur

23-Gurlayınca benzerdim aslana -Gurlayınca benzerdim bir aslana

24-Belke bu günlerde gelesen yarımdan bir - Belke bu günlerde gelesen durnam

25- Şükür Yaradan çok şükür - Şükür yaradan şükür çok şükür

26-Sakın deme bir Türkmen kızıdır - Sakın deme bir Türkmenin kızıdır

27-Dedim hercayiden el çekmedin - Dedim hercayiden hiç el çekmedin.

İrfânî gibi bir halk şâiri, şiirlerinde bu vezin bozukluklarını yapar mı? Yâni 6+5 vezni yerine 6+4, 5+5, 6+6 vezinlerle yazar mı? Bana göre kat'iyyen yazmaz.

Bana göre bu vezin bozuklukları, O'nun şiirlerini cönklerden veya bazı kaynaklardan kopya edenlerin yanlışlarından kaynaklanmıştır. Keşke sevgili dostum Seyfeddin Altaylı, bu vezin bozukluklarına dikkat etseydi.

Bir de İrfânî'nin şiirlerinde redif bozuklukları var ki, ayrı bir yazı konusudur.

Bütün bu noksanlıklara rağmen derleyici Ali Şâmil'i, yaptığı çalışma ve meydana getirdiği eser için gönülden tebrik ediyorum.

İlmî redaktörlüğünü Akademisyen Nizâmî Cafarov'un yaptığı 13,5 X 20,5 santim ölçülerinde, 288 sayfalık kitap,  Bakü'de NURLAR Neşriyat Baskı Merkezi tarafından yayınlandı.

 

ALİ ŞÂMİL

1948 yılında Göyçé İlçesi'nin İnékdağ (şimdiki Ermenistan Cumhuriyetine bağlı Vardenis rayonunun Teretuk) köyünde doğdu.

1973'de Bakü'de Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin Gazetecilik Fakültesi'nden mezun oldu. 1973-1993'de Nahçıvan Özerk Cumhuriyetindeki 'Şark Kapısı', 1990-1993'de Azerbaycan Halk Cephesi'nin 'Azadlık' gazetelerinde çalıştı. 1993-2004'de Azerbaycan Millî Ansiklopedisi'nde 'Türk halklarının Meşhur İnsanları' Ansiklopedi gurubunun başkanlığını, 1996-2007 yıllarında Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsünde 'Türk Halklarının Folkloru' bölümünde ilmî araştırmalar yaptı. 2007 yıldan bu yana, Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü Milletlerarası İlişkiler Bölümü Başkanı olarak görev yapmaktadır.

Ali Şâmil'in yayınlanmış 10 kitabı,  150'ye yakın ilmî incelemesi, 500'den çok makalesi vardır. 10 ülkede düzenlenen 35 Milletlerarası Sempozyuma, 16 Millî Sempozyuma katılmış, bildiri sunmuştur.

Kitaplarından bâzıları:

1- Küzey Kıbrıs: (2001), Azerbaycan Millî Ansiklopedisi Neşriyatı, Bakü. 2- Burulğandan (*) Çıkmak Mümkün müdür?: (2001), Azerbaycan Millî Ansiklopedisi Neşriyatı, Bakü. 3- Dastanlaşmış Ömürler: (2000), Seda Neşriyat, Bakü. 4- Âşık İsgender Ağbabalı: (2006), Seda Neşriyat, Bakü. 5- Uyğur, Gagauz, Küzey Kafkas Türklerinin Edebiyatı Tarihi: (2008) Seda Neşriyat, Bakü.

(*) Burulğan: girdap, su çevrintisi, hortum, rüzgâr çevrintisi, anafor.

Ali Şâmil hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler aşağıda adresi verilen internet sitesine başvurabilirler:

http://ali-shamil.tr.gg/Ana-s%26%23601%3Bhif%26%23601%3B.htm

 

KUŞBAKIŞI:

KOSOVADAN ANADOLU'YA ŞURALAR:

Vatan Coğrafyamızdan:

•Çanakkale geçilmezle başlayıp,

•Kosova kültür gezisiyle Balkanları selamlayıp... Sarı Saltuk'un bağlılarınca 1289'da yapılan câmiyi hatırlatıp,

  • Çukurova'nın kalbi Adana'da Ermeni katliamını, Kurt Boğazında 44 vatanseverin Fransız birliğini esir alışını,
  • Manisa; şehzadeler ve acılar şehrinde, Çanakkale Şehitlik Anıtı ve Atatürk Sergi Sarayı'na ses verdik.
  • Iğdır, Serhat şehrimizden,
  • Sivas, İstiklâl Savaşı'nın 108 günlük Başşehrinden,
  • Samsun, İstiklâl Savaşı'nın fitilinin ateşlendiği şehrimizden,
  • Ankara, Türk Milleti'nin İstiklâl Savaşı döneminde Ankara Antlaşması'yla noktaladık.

(Tanıtım bülteninden iktibastır)

YESEVÎ YAYINCILIK:

Küçük Ayasofya Mahallesi, Küçük Ayasofya Caddesi, Hüseyin Ağa Medresesi Nu: 13. Sultanahmet, Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-63850 12, Belgegeçer: 0.212-63835 47 e-posta: e_asliyuce@yahoo.com

HER ŞEYİN BİR ANLAMI VAR:

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kemal Sayar soruyor: İnsan varoluşa sinmiş olan o güzelliği nasıl ortaya çıkarabilir?

Kendinde saklı duran ve modern medeniyet tarafından âdeta baskılanan merhamet, şükran, cesaret gibi olumlu özelliklerini bilince nasıl taşıyabilir?

'Her Şeyin Bir Anlamı Var' isimli, Eylül 2018'de yayınlanan 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde 304 sayfalık eserde hem bu soruların cevapları bulunmaya çalışılıyor hem de okurların iç dünyasına ayna tutuluyor.

KAPI YAYINLARI:

Ticarethâne Sokağı Nu: 53 Cağaloğlu, İstanbul. Tel: 0 212-511 53 03  e-posta: bilgi@kapiyayınlari.com www.kapiyayinlari.com

 

ALMILA / Al Yanaklı Kızıl Elma:

'Almıla' ismi, Nihal Atsız'ın 'Bozkurtların Ölümü' isimli romanında 'Almila' olarak geçer. İşbara Alp'ın kızıdır. 'Elma gibi kırmızı yanaklı güzel' demektir. Evlatlarını internetin kirli ortamındaki şiddet içeren çocuk oyunlarından veya batı kökenli Barbi hikâyelerinden uzak tutmak isteyenlere yerli ve millî bir çocuk kitabı... Çocuklarını kültürümüzden, ahlakî ve insanî değerlerimizden ve târihimizden haberdar etmek isteyenler için...

Gökçe Ayaydın Sucu'nun 20 X 20 santim ölçülerinde, kuşe kâğıda basılı 16 sayfalık eseri, Ağustos 2018'de yayınlandı.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

 

KISA KISA / KISA KISA...

 

 

1- ALÎ ŞÎR NEVÂYÎ MUHÂKEMETÜ'L-LUGATEYN: F. Sema Barutçu Özönder. Türk Dil Kurumu Yayınları.

2- ORADA DA YILDIZLAR KAYAR MI? Ahmet Günbay Yıldız. Timaş Yayınları.

3- EDEBİYAT VE KURAMLAR: Fatma Erkman-Akerson. İthaki Yayınları.

3- ANLAYARAK HIZLI OKUMA: Nurettin Cengiz- Musa Yıldız. Akçağ Yayınları.

5- İSTANBUL MEKTUPLARI: Basiretçi Ali Efendi. Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış

DERKENAR:

İNSAN TOPLULUKLARINI MİLLET HÂLİNE GETİREN DİLDİR.

 

Bahtiyar Vahabzade Lâtince hakkında diyor ki: 'Ölü dil. Halk yoktursa dili de ölmüştür.' Buradan hareketle; 'Dil ölürse, o dili konuşan millet de ölür' hakîkatine ulaşılır. Dil ve milleti bir birinden ayırmak olmaz. Millet kendini yaşatmak için dilini koruyacak.  Dilin elden giderse,  sen de yok olacaksın... Milletin dilini al veya milleti öldür... Fark etmez. İkisi de aynı kapıya çıkar. Diyorlar ki: 'Bir milleti târih sahnesinden silmek istiyorsan, dilini yasakla. Millet tedricen eriyip yok olacaktır. Evet, İnsan topluluklarını millet hâline getiren dildir.'

Prof. Dr. TAMİLLA ALİYEVA