IMG-LOGO
Röportaj

Bir asırdan fazla zamandan beri İlim ve siyaset mektebi gibi hizmet veren Türk Yurdu Dergisi’ni, Doç. Dr. Mustafa Gündüz ile konuştuk.

05 March 2017

Oğuz Çetinoğlu: 2011 yılında 100. Kuruluş yıldönümünü kutlayan Türk Yurdu Mecmuası ile ilgili olarak çok kapsamlı çalışmalarınız olduğu biliniyor. Önce derginin yayın hayatına girdiği dönemle ilgili genel bir değerlendirme yapar mısınız?

 

Yard. Doç. Dr. Mustafa Gündüz: Türk Yurdu Mecmuası, İkinci Meşrutiyet döneminde yayın hayatına girdi. İkinci Meşrutiyet,  Türk Tarihinin en önemli dönüm ve kırılma noktalarından biridir. Özellikle modern Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumunda hem 2. Meşrutiyetin ilanı hem de 1923'e kadar yaşanan tecrübeler olağanüstü önem arz eder. Türk siyasî hayatının modern biçim ve algılarına yönelik ilkler bu dönemde ortaya çıktığı gibi; basın, edebiyat ve kültür dünyası da önceki uygulama ve zihniyetten kopma, geleceğe yön verme bağlamında bir farklılığa doğru yol almıştır.

 

Kanun-ı Esasî'nin yeniden yürürlüğe konması ile biraz da hürriyet algısının acemiliğinden, basın hayatı 'anarşik' denilebilecek bir patlama yaşamıştır. Bu ahvalde hemen herkes düşündüklerini matbu görme hevesi içine girerek, basın hayatı o güne kadar hiç olmadığı kadar hareketlenmiştir. Bu durum büyük bir zenginlik ortaya koyduğu gibi niteliksizliği, fikrî alanda derinliği olmayan bir yapıyı ve yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Bu sebeple Hilmi Ziya Ülken, meşhur eseri 'Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi'nde 2, Meşrutiyet fikir hayatının derinlikten ve özgünlükten yoksun, daha çok taklit ve terkip esaslarına dayalı olduğunu söyler.

 

Çetinoğlu: 'Yayın organları belli bir seviyenin üzerine çıkamıyorlardı.' Diyorsunuz. Bu ortamda Türk Yurdu'nun özel bir yeri olsa gerek.

 

Gündüz: Elbette Türk Yurdu'nun diğer yayınlardan ciddi bir farkı var. Her şeyden önce Türk Yurdu'nu inşa edenlerin başında çok iyi eğitim almış, zengin tecrübeleri dlan Rusya kökenli Türk aydınların ve zenginlerin önemli katkıları var. Derginin beyin işlevini Yusuf Akçura oluşturuyor. Öyle ki, François Georgeon'a göre bir anlamda 'Türk Yurdu demek Yusuf Akçura demektir.' Bir de artık o dönemde yepyeni bir dünya şekillenmektedir. Bu yeni dünyada milliyetçiliğe çok önemli bir yer verilmekte ve artık bütün halklar millî duyguları ön plana çıkararak gelecek hesabı yapmakta ve var olma mücadelesi vermektedir. Bu duyguları ve düşünceleri ayakları yere basan bir şekilde projelendiren yegâne entelektüel çevre Türk Ocağı ve Türk Yurdu çevresi idi.  Bir milletin var olma, hayatta kalma korku ve heyecanı ile karşı karşıya kaldığı bir dönemde bu içerikte bir derginin çıkması O'nu özgün kıldı. Şahsî birikim, hırs, heyecan ve ideal uğruna Türk Yurdu inanılmaz bir ilgi gördü ve Dünyadaki pek çok Türk kolonisinin olduğu yerlere ulaştı. Öyle ki, Türkistan'da, Mısır'da ve Avrupa'nın pek çok önemli şehrinde Türk Yurdu okunuyor ve dergide anlatılanlar karşılık buluyordu. Dönemin ruhuna uygun, fikrî seviyesi yüksek dergilerin başında Türk Yurdu geliyordu. Elbette başka dergiler de vardı. Mesela Sebilü'r-Reşad, İçtihad, İslam Mecmuası, Millî Tetebbular Mecmuası gibi entelektüel seviyesi ve iletişim coğrafyası hayli geniş dergiler de bu dönemde yayımlandı. Bu dergiler arasında Türk Yurdu'nun en mümeyyiz vasfı kendine özgü yayın politikası ile yayınını kısa aralıklarla kesintiye uğramış olsa da, bu güne kadar devam ettirmesidir. Böylece yüz yıllık süreçte Türk düşünce, siyaset, edebiyat, sanat vb. alanlarda binlerce özgün kişiye, fikre ve ürüne Türk Yurdu ev sahipliği yapmıştır.

 

Çetinoğlu: Türk Yurdu Dergisi'nin yayınına, nasıl bir siyasî ortamda karar verildi? Derginin yayınlanması kimler tarafından kararlaştırıldı?

 

Gündüz: Aslında Türk Yurdu gibi bir derginin 1911'de ortaya çıkmasına kadar çok daha derin ve sancılı bir süreç yaşanmıştır. 1860'lı yıllardan itibaren Türklüğe vurgu yapılmaya başlanmıştır ve Rusya'daki Cedidizm'in etkileri ile Rusya kökenli Türk aydınlardan İsmail Gaspıralı, Mustafa Celaleddin Paşa, Mizancı Murad, Hüseyinzâde Ali ve hemen hemen aynı süreçte de Osmanlı merkez aydınlarından Namık Kemal ve Ali Suavi başta olmak üzere, 2. Meşrutiyet'in özgün fikir akımları Yeni Osmanlılar döneminde rüşeym haline gelmiştir. Öncelikle ilmî Türkçülük bu dönemde başlamıştır. Kültür ve sanat alanındaki Türkçülük ise Sultan İkinci Abdülhamid Han döneminde güçlenmiştir. Bu hükmü bütün ayrıntıları ile David Kushner 'Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu' adlı eserinde net biçimde doğrular. Bu bağlamda her ne kadar bu güne kadar üzerinde durulmamış veya aksi iddialarda bulunulmuş olsa da, 2. Abdülhamid Han; Türklüğün gelişmesine, zenginleşmesine, sağlam bir zemin üzerinde yaşamasına imkân sağlayan en büyük tarihî figürdür. Yine bu iddiaları da Kemal Karpat'dan geniş bir şekilde okumak mümkün. 2. Abdülhamid Han iktidarının sonlarına gelindiğinde artık Türklük ve Türkçülük için müsait bir ortam bulunuyordu. Bunu hem Osmanlı merkez aydınları hem de Rusya'dan gelen aydınlar üstlenerek, 2. Meşrutiyet'in hemen akabinde alevlendirdiler.

 

Türk Yurdu, Türk Yurdu Cemiyeti'nin yayın organıdır. Türk Yurdu ve Türk Ocakları'nın tarihî temellerini bu dernek oluşturmuştur.

 

O dönemde Rusya'da meydana gelen iç meseleler ve Osmanlı'da Meşrutiyet'in ilan edilmesi birçok aydının İstanbul'a gelmesine sebep olmuştur. Rusya'dan gelen Türk aydınlar, Ahmed Agayef, Akçuraoğlu Yusuf, Hüseyinzâde Ali bey gibi yüksek düzeyde eğitim görmüş kimselerdir. Bazıları Rus lise ve üniversitelerini bitirmişler, bazıları da Avrupa'nın seçkin üniversitelerinde eğitim görmüşlerdir.

 

Yusuf Akçura 1908'de İstanbul'a geldiğinde Veled Çelebi, Necib Asım (Yazıksız) gibi eski dostları ile Türk Derneği'ni kurdular. Derneğin amacı Türklerin tarihi, edebiyatı, şiiri ve sosyal özellikleri ile ilgili çalışmalar yapmak, elde ettiği neticeleri kamuoyuna açıklamaktır. Türk Derneği kendi adını taşıyan ve ancak 7 sayı yayımlanabilen bir dergi çıkarmıştır. Bu dergi Türk Yurdu'nun yerli öncülerinden sayılır. Masami Arai ve Şevket Koçsoy'un bu dernek üzerine yaptıkları araştırmalar Türk Yurdu ve Türk Ocakları'nı anlamada hayli önemlidir. Derginin tam çevrim yazısı da yakın tarihte yayımlandı.

 

Çetinoğlu: 'Yerli öncüler' dediğinize göre, 'yabancı öncüler' de olmalı...

 

Gündüz: : Elbette. Bu ifadeden kastım, hem Rusya kökenli Türk aydınları hem de bu aydınların ve yakınlarının özellikle Türklerin yoğun biçimde yaşadığı kültür ortamlarında çıkardıkları dergiler ve diğer yayınlar. Mesela Rusya'da Yayımlanan Şûra Mecmuası ve Tercüman Gazetesi var. Türk Yurdu'da yer alan pek çok haber bu dergilerden iktibastır. Türk Yurdu'nda bu dergiler için açık olarak 'öncümüz' veya 'refikimiz' gibi ifadeler yer almaktadır. Türk Yurdu'nun genel yayın politikasına bakıldığında da bu dergiler ile benzerlikler dikkati çeker.

 

Akçura'nın daha önce yazılar yazdığı 1907den beri Orenburg'da Fatih Kerimi tarafından yayınlanan Şûra Mecmuası ile benzerlikler gösterir. Aynı zamanda Türk Yurdu İsmail Gaspıralı'nın çıkardığı Tercüman Gazetesi'nin küçük kardeşi olmakla iftihar etmektedir. Dergi üzerinde Gaspıralı'nın ve gazetesinin büyük etkisi vardır. Gaspıralı, Türk Yurdu'nda birçok yazılar yazmış ve dergiyi düzenli olarak okuduğunu belirtmiştir. Türk Yurdu, millî ve dinî konulardaki tutumu, dili ve ele aldığı diğer konular bakımından Gaspıralı'nın Tercüman'ına benzerlik gösterir.

 

Çetinoğlu: Türk Yurdu Mecmuası, Türk Ocakları'nın yayın organı olarak bilinir. Türk Ocakları'ndan önce de 31 Ağustos 1911 tarihinde kurulan Türk Yurdu cemiyeti, daha önce de Türk Derneği vardı.

 

Gündüz: Evet! Türk Derneği'ni Türk Yurdu Cemiyeti takip etmiştir. Mart 1912'de ise Türk Ocakları kuruldu.

 

Çetinoğlu: Türk Ocakları kimler tarafından kuruldu?

 

Gündüz: Şu beş önemli araştırmacıyı zikretmek istiyorum. Bunlar; Yusuf Sarınay, Füsun Üstel, İbrahim Karaer, Mehmet Özden, Hüseyin Tuncer. Hepsi büyüğüm olan bu akademisyenler Türk Yurdu'nun daha iyi anlaşılabilmesi için çok önemli araştırmalar yapmışlardır. Onların kıymetli eserlerinden de Türk Yurdu ve Türk Ocaklarını çok farklı yönleri ile tanımak mümkün. Bütün bunlar birbirini desteklemektedir. Buradan hareketle hepimizin ortaya koyduğu gerçeklerden yola çıkarak şunlar belirtilebilir: Türk Ocakları Cemiyeti'nin kuruluşunu hazırlayanlar, 190 kişiden oluşan tıbbiyeli öğrenciler grubudur. Ancak, öğrenci oldukları için gerek mevzuat ve gerekse fiilî şartlar ve ayrıca temsil özelliği açısından resmî kurucu olamadılar. Dönemin milliyetçi aydınlarından Ahmed Ferid (Tek), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Fuat Sâbit resmî kurucular ve ilk yöneticiler oldular. İlk genel başkanlığı, millî şairlerimizden Mehmet Emin (Yurdakul) üstlendi. O'nun Erzurum'a vali olarak tayin edilmesi üzerine başkanlığa Ahmed Ferid Bey getirildi.

 

Çetinoğlu: Türk Ocakları hakkında genel bir değerlendirme mümkün mü?

 

Gündüz: Türk Ocakları, millî şuurun, millî kültürün gökleştirilmesi, geliştirilmesi, daha geniş kütlelere tanıtılması ve benimsetilmesini temel ilke olarak benimsemiş bir sivil toplum kuruluşudur. Bu temel ilkeler günümüze kadar titizlikle takip edilmiştir. Türk Yurdu Dergisi de bu temel ilkeleri milletimize yansıtmaya başarı ile devam etmektedir.

 

Çetinoğlu: Yine 1911'e dönersek; dergi çıkarma fikri kime aittir?

 

Gündüz: Akçura'nın faal üyesi olduğu bu derneklerde Rusya kökenli birçok Türk aydını görev almıştır. Türk Yurdu adında bir derginin çıkarılma fikri 1911 'de ilk olarak Mehmed Emin (Yurdakul)'dan geldiği söylense de bu fikrin öncelikli sahibinin Yusuf Akçura olması kuvvetle muhtemeldir. Akçura emellerini gerçekleştirmek üzere 1908 devriminden sonra İstanbul'a gelmiştir. Akçura'nın da tanıdığı Orenburglu Mahmut Bay Hüseyinov Osmanlı Devleti'nde hayır işlerinde kullanılmak üzere büyük bir miktar para bağışlamıştır. Paranın kullanım hakkı Akçura'da olduğu için, o da eğitim, hizmetlerine ağırlık vermiş ve Türk Yurdu 31 ağustos 1911'de yayın hayatına başlamıştır. Kurucu üyeler arasında Yusuf Akçura, Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Hikmet (Müftüoğlu), Ahmed Agayef (Ağaoğlu), Hüzeyinzâde Ali (Turan) ve Âkil Muhtar beyler bulunur. Türk Yurdu ve Türk Ocağı üyeleri arasında hissî ve fikrî bir bağın da bulunması sebebiyle dergi ilk çıktığında büyük bir ilgi görmüştür.

 

Çetinoğlu: Dergi, çıkış amacını nasıl açıklıyor?

 

Gündüz: Türk Yurdu'nun amacını dergi adının klişesi altında yer alan 'Türklerin fâidesine çalışır' dövizi gösterir. Genel amaç ise 'Türklüğe hizmet etmek, Türklere fâide dokundurmak, maksadımız budur. Maksada erişmek için hangi yollarda yürüyeceğimizi derginin içeriği gösterecektir. Tanrı yardımcımız olsun.' cümlesiyle belirtilir.

 

Akçura, Türk Yurdu'nun amaçlarını geniş biçimde 1928'de çıkardığı yıllıkta belirtir. Ona göre, Türk Yurdu, Türk ırkının ekseriyeti tarafından okunacak, dili sade olacak, kavmin ekseriyetine faydalı mevzulara yer verilecek, bütün Türklerce kabul edilecek bir ideal ortaya koyacak, Türklerin tanışmalarına, iktisat ve ahlâkça yükselmelerine ve ilmî bilgi yönünden zenginleşmelerine hizmet eden mevzular en Ziyade olacak, siyaset bunlardan sonra gelecektir. Türklerin birbirleri ile tanışmaları için Türk dünyasındaki olaylar ve hassaten kardeşler arasında sevinç veya kederi mucip olacak olan vakıalar ile dünyanın farklı bölgelerinde cereyan eden olaylardan haberler verilecektir. İçeride hiçbir siyasî hareketin sözcüsü olunmayacaktır. Türklüğün siyasî, ekonomik menfaatleri savunulacaktır. Osmanlı Türkleri arasında Türk millî ruhunun inkişaf ve takviyesine, idealsizlikten dolayı ortaya çıkan tembellik ve bedbinliğin giderilmesine çok çalışacak ve ekseriya hiçbir şeye dayanmaksızın ortaya çıkan mübalağalı garp korkusundan da bu milleti tahlise (kurtarmaya) elinden geldiği kadar uğraşacaktır.

 

Çetinoğlu: Evet! Bu amaçlarla yola çıkan Türk Yurdu Dergisi, kesintiler olmakla birlikte, içerisinde bulunduğumuz 2011 yılının Temmuz ayında kadar, yeni seride 287., genel olarak ise 648. sayıya ulaşarak yayımını devam ettirmiştir. 'dergiler mezarlığı' diyebileceğimiz Türk yayıncılığında önemli rakamlardır. Türk Yurdu Dergisi, kalıcılığını nasıl sağlamıştır?

 

Gündüz: Her şeyden önce şunu belirtmek isterim: Türkiye halkları, kültürleri düşünceleri, sanatı dini ile büyük bir zenginlik gösterebilir. Ancak bu zenginliğin ana rengi TürklüktürBu coğrafyada Türk düşüncesi, Türk kültürü ve devletin kurucu unsuru olarak Türk halkı her zaman önde gelen unsurdur ve öyle olmaya da devam edecektir. Bunun hilafına olacak her düşünce, eylem ve hareket bu coğrafyada bir varlık yokluk mücadelesiyle neticelenecektir. İşte bu ontolojik gerçeklik Türk Yurdu'nu 100 yıldır yaşatmaktadır ve daha nice yıllar da yaşatmaya devam edecektir. Adı Türk Yurdu olmasa da felsefesi Türk Yurdu olan dergiler bu coğrafyada daima var olacaktır.

 

Ancak daha teknik cevaplar vermek gerekirse; Türk Yurdu'nun yüz yıllık yayın hayatı sürekliliğinin arkasındaki önemli unsurlar, derginin yayımlanma amacı, ideolojisi, ilkeleri, kadrosu ve yayımlanmaya başladığı ilk günden bu güne kadar Türkiye ve Türk dünyası ile kurduğu iletişim ve etkileşim ağıdır. Elbette burada Türk Ocakları'nın varlığı, mali imkânlar da önemlidir. Ancak niyet ve ciddiyet hepsinden önce gelmektedir.

 

Çetinoğlu: Derginin ulaştığı alanların haritasından söz eder misiniz?

 

Gündüz: 18. Yüzyılın sonları ile 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın ve Türk dünyasının belli başlı entelektüel merkezleri bulunmaktadır. Bu merkezler, bir anlamda dünya siyaset, ekonomi ve politikasının da yönlendirildiği veya etkilendiği merkezler konumundadır. Bunlardan Osmanlı'yı ilgilendirenlerden bazıları; İstanbul, Bursa, Edirne, Konya, Lübnan, Mısır, Tahran, Bağdat, Beyrut, Kazan, Orenburg, Bakû, Moskova, Petersburg, Paris, Londra, Berlin ve benzerleridir. Türk Yurdu yayımlandığı andan itibaren bu merkezler ile sıkı bir ilişki içinde olmuştur. Bu ilişki o bölgelere gönderilen özel muhabirler, elçiler, gazeteciler veya orada kurulan dernekler ve mahallî basın yolu ile yapılmıştır.

 

Kazan'dan Buhara'dan, Semerkant'tan, Petersburg'dan, Bakû'dan, Budapeşte'den veya Türk dünyasının çok farklı ve uzak bölgelerinden gelen mektuplar, Türk Yurdu sayfalarında yer almıştır. Bu mektuplar veya Ufa, Kazan, Orenburg, Bahçesaray ve benzeri yerlerdeki matbuat âleminden seçilen ve Türk Yurdu'nun her sayısının birçok sahifesinde yer alan kısa yazılardan oluşan şuûn kısmı, derginin üstlendiği özel görevi ve iletişim etkisi açısından önemli bir bölümdür. Türk Yurdu'nda yayımlanan çok sayıdaki şuûn haberlerinde Osmanlı, Türkistan ve Rusya şehirlerindeki Müslüman Türklerin sosyal iktisâdi, kültürel ve günlük hayatlarından haberler verilmiştir. Bunlardan bazıları Kazan'da, Buhara'da, Macaristan'da veya başka yerlerde yeni açılan kültürel merkezlere, kütüphanelere, okullara ve buralarda yapılan özellikle Türklükle ilgili faaliyetlere ayrılmıştır.

 

Yine bu bölgelerde yapılan iktisâdi faaliyetlerden de övgü ile bahsedilmiş, Osmanlı ahalisine bunlar örnek olarak gösterilerek teşvikler verilmiştir. Kazan'da yeni bir dokuma atölyesinin kurulması veya Buharalı bir Türk'e elektrik imtiyazının verilmesi, Kastamonu'da sanayi mektebi açılışı, Titanik vapurunu deniz altından çıkarmak için bir Türk şirketinin de müracaat etmesi gibi Türklerin iktisâdî faaliyetleri ile ilgili haberler sıklıkla yer almıştır. Türk şirketlerinin milletlerarası işlere teşebbüs etmeleri şayân-ı iftihar olarak benimsenmiştir. Bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere Türk Yurdu'na farklı yollarla gelen bu bilgiler şüphesiz dergi yazarları tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

 

Şuûn bölümünde yayımlanan bazı mektuplar ise daha basit ve günlük hayattan farklı olayları konu almıştır. 'nişan', 'evlenme', 'Bakû'da bir düğün', 'ölüm ilanları', 'Petersburg'da bir dinî bayram', 'Kazanda bir yangın', 'bayram tebrikleri', 'savaş haberleri', ve benzerleri gibi.

 

Çetinoğlu: Derginin bu haberleri nasıl topladığı biliniyor mu?

 

Gündüz: Derginin çok geniş bir haber alma ağı bulunmaktadır. Bu ağ, o şehirlerde yaşamakta olan ve Türklük kavramına gönül vermiş kişilerle kurulan ilişkilerle oluşturulmuştur. Üstelik bu merkezlerden alınan haberlere göre, oralarda da Türk Yurdu ilgiyle ve heyecanla takip edilmekte ve okunmaktadır.

 

Özellikle Budapeşte, Bahçesaray, Orenburg, Petersburg, Kazan ve Mısır gibi merkezler Türk Yurdu Dergisi'nin önemle haber verdiği merkezlerdir.

 

Çetinoğlu: Dergiye gösterilen ilgi hakkında belirlemeleriniz var mı?

 

Gündüz: Türk Yurdu çıkmaya başlamasından kısa bir süre sonra gerek Osmanlı topraklarında gerekse, Osmanlı dışındaki Türk ve Müslüman dünyasında hatırı sayılır bir itibara ulaşmıştır. Bu itibar gerçekten yüksek bir seviyedir. Öyle ki derginin ilk sayıları bir kaç baskı yapmıştır. Çok uzak yerlerden çok sayıda dergi sipariş edilmiştir.

 

Çetinoğlu: Bu hükme nereden varıyorsunuz?

 

Gündüz: Dergiye gelen mektuplardan ve Türk Yurdu'nun baskı sayısından... Türk Yurdu Osmanlı topraklarındaki ve dışındaki Türk ve İslâm dünyasının önemli entelektüel merkezleri ile irtibat halinde olduğunu gösteren veriler söz konusudur. Derginin önemli konu başlıklarından biri de 'matbuat' adını taşımaktadır. Bu bölümde, İstanbul, Anadolu şehirleri ve yurt dışındaki önemli entelektüel merkezlerde çıkan gazete, dergi ve diğer yayınlardan Türk yurdu okuyucularını ilgilendirdiği düşünülen haberler, yazılar iktibas edilmiştir. Türk Yurdu'nun matbuat köşesinde yayımladığı yazıların alındığı yayının adı ve yayın yerine yönelik verilere bakıldığında, dergi en fazla Rusya topraklarında yayımlanan gazetelerden ve İstanbul basınından alıntılar yapmıştır. İstanbul ve Anadolu şehirlerinde yayımlanan dergi ve gazetelerden Türk yurdu 47 haber/yazı iktibas ederken, Rusya'da yayımlanan gazete ve dergilerden 16 tane alıntı yapmıştır. Adı verilmeyen bir Viyana ve Suriye gazetesinden de birer alıntı yapılmıştır.

 

Çetinoğlu: Alıntılardan nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz?

 

Gündüz: Alıntıların yapıldığı zamana bakılacak olursa ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır. Türk Yurdu ilk dört cildinde Rusya topraklarında yayımlanan gazete ve dergilerden sürekli alıntılar yapmıştır. Beşinci ve altıncı ciltlerinde ise matbuat köşesinde Rusya ve Türkistan'da yayımlanan gazetelerden alıntı görülmemiştir. Yine ilk ciltte İstanbul ve Anadolu şehirlerinden matbuat köşesinde alıntı yapılmazken ikinci ciltten itibaren giderek artan bir şekilde alıntı yapılmaya başlanmıştır.

 

Bu durum Türk Yurdu'nun başlangıçtaki yoğun Rusya ve Türkistan Türk/Müslüman dünyası ilgisinin dönemin siyasî ve konjonktürel gelişmelerinin tabîi bir neticesi olarak yavaş yavaş azalarak, Osmanlı Türkleri ve Anadolu'ya yöneldiğini göstermektedir. Derginin matbuat kısmında yaptığı iktibaslar ile şuûn haberleri kısmında verdiği haberler bu bağlamda örtüşmektedir. Bütün bunlar 2. Meşrutiyet dönemi Türk yurdu yazarlarının bugünün ölçülerinde olağanüstü geniş bir coğrafya ve nüfus ile ilgilendiklerini ve bütün bu coğrafyanın meselelerine karşı kendilerini sorumlu hissettiklerini göstermektedir.

 

Çetinoğlu: Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

 

Gündüz: Ben de Türk Yurdu'nun yayımlanmasının 100. yılı vesilesi ile yapmış olduğunuz bu konuşma için çok teşekkür ederim.

 

Bu yıl Türk Yurdu 100. yılı anısına her ay çok geniş dosya ve nitelikli makalelerle 4000 sayfayı bulan bir külliyatla okuyucularını selamlıyor.

 

 

Doç. Dr. Mustafa Gündüz:

01 Ocak 1976 tarihinde İçel'in Gülnar ilçesinde doğdu. Gülnar Lisesi'nden 1993 yılında, Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ni 1997 yılında bitirdi. 2000-2001 ve 2006-2007 yılları arasında Fırat Üniversitesi'nde, 2001-2005 yıllarında Ankara Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans yaptı. 2005 yılında eğitim programları ve öğretim-eğitim sosyolojisi konulu tezi ile doktor unvanını kazandı. 2007 yılında Fırat Üniversitesi'nde Yrd. Doç. unvanını aldı.

 

Başta Türk eğitim tarihinin temel konuları, sosyal ve felsefî temelleri olmak üzere, güncel ve geleneğe dayalı problemleri, eğitim biliminin sosyal ve kültürel temellerine ilişkin disiplinler üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Özellikle Tanzimat sonrası eğitim ve toplum hayatındaki modernleşme sürecinin farklı dinamikleri üzerinde yazılar yazmaktadır. Bu bağlamda Tanzimat dönemi eğitimcileri ve aydınları,  Yeni Osmanlılar, Sultan İkinci Abdülhamid Han dönemi eğitim, bürokrasi ve aydınları, 2. Meşrutiyet dönemi süreli yayınları, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e aydınlar ve eğitimciler ile eğitim kurumları en çok üzerinde çalıştığı konular arasındadır. Bunun yanında erken Cumhuriyet dönemi eğitim reformlarının ve modernleşmesinin tarihi, sosyolojik ve ideolojik arka planı ile ilgilenmektedir.

 

Bütün bunların yanında Cumhuriyet öncesi eğitimcilerinin ve sosyal hayata yön veren kanaat önderlerinin sağlıklı bir şekilde anlaşılabilmesi için onlara ait özgün metin çevirilerine önem vermektedir. Bu duyarlığın bir ürünü olarak, Namık Kemal, Ahmed Cevdet Paşa, Abdullah Cevdet, Ahmed Rıza, Satı Bey, Ahmed Refik, Ahmed Hikmet Müftüoğlu ve Süleyman Nazif'ten eğitim ve toplum problemlerine ilişkin özgün çevrim yazılar yayımlamıştır.

 

Hâlen Yıldız Teknik Üniversitesi'nin İstanbul'un Esenler İlçesi'ndeki Eğitim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Mustafa Gündüz, İngilizce ve orta seviyede Arapça, Farsça bilmektedir.

 

Yayınlanmış kitapları: *İkinci Meşrutiyetin Klasik Paradigmaları / İçtihad, Sebilü'r-Reşad ve Türk Yurdu'nda Toplumsal Tezler: (Ankara, 2007), *Osmanlı Mirası Cumhuriyet'in İnşası / Modernleşme, Eğitim Kültür ve Aydınlar: (Ankara, 2010), *Bir Eğitimci Olarak Ahmed Cevdet Paşa: (Ankara, 2010). Ayrıca 5 adet kitabın editörlüğünü yaptı, 8 adet kitaba bölümler hazırladı.

 

Milletlerarası hakemli dergilerde 13, yerli hakemli dergilerde 24 adet ilmî makalesi yayınlandı. Milletlerarası bilgi şöleni ve kongrelerde 6, Türkiye için düzenlenen bilgi şöleni ve kongrelerde 9 adet tebliğ sundu. Ayrıca: tenkit, değerlendirme, haber yazıları ve röportaj olarak 29 kalem ürünü, 6 adet makale tercümesi vardır. 6 adet derginin hakemliğini yaptı, 2 adet proje, 8 adet doktora tezi yönetti, çok sayıda seminer ve konferans verdi.