IMG-LOGO
Röportaj

Eskimez Bir Büyük şehir Başkanı Güzelbey Konuşuyor

05 02 2017

Avrupa Birliği üyesi Estonya'yı kaç kişi bilir, haritada yerini gösterir bilemem ama,  okuma-yazma ve eğitim oranı Küba'dan sonra %99.8 oranı ile dünyada ikinci. SSCB dağıldıktan sonra İskandinav(Baltık) ülkelerinin kuşattığı  Finlandiya Körfezinde küçük bir devlet. Sadece iki ülke Rusya ve Letonya ile sınırı var. Avrupa Ülkeleri arasında ateizmin %75.7 oranı ile en yüksek olan bir devlet Estonya. Tartu Üniversitesi en bilinen bir akademisidir. Az sayıda da olsa Estonya'da okuyan Türk talebeler mevcut. Kazan Tatar ve  Azerbaycan Türkleri çok az da olsa burada yaşamaktadır. Lokanta işletiyor bazıları.

Durup durur iken bu Estonya da nereden çıktı diyeceksiniz?

Hemen anlatayım.

 

Örnek Devlet Adamları mı İstersiniz?

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin eskimez başkanlarından Dr. Asım Güzelbey vesile oldu. Çünkü kendisi Estonya Üniversitesi'nde ders veriyor!  İstanbul'da Dersaadet Platformu adında, Mehmet Kamil Berse'nin başkanlığını yaptığı bir sivil dayanışmamız var. Her ay bir maruf kişi çağrılır, 60 kadar da ülke yönetiminde sorumlulukalabilen aydınımız davet edilir, Cumartesi sabah kahvaltısında birkaç saat muhabbetlerini kesintisiz sürdürülür. Son toplantıda önerim üzerine Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bir önceki başkanı Dr. Asım Güzelbey konuk oldu. Üsküdar Uncular Caddesino 36'daki  etkinliğin yapılacağı salona Amerika'da göz ihtisası yapan yeğeni genç doktor kızımızla birlikte geldi. Sözkonusu fiziki mekan 4 katlı bir yer. Sahibi ise birkaç dönem eski Tuzla Belediye Başkanlığı yapan, bir dönem İstanbul Milletvekili olarak TBMM'nde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hizmetinde bulunan İdris Güllüce. Binanın üç katı fahri olarak kültür ve sanat hizmetlerine ayırmış, bir dairesi ise özel ofisi. Darısı diğer politikacılarımızın başına. İdris Güllüce'nin uzmanlığıyla alakalı yerel yönetimler konulu yayınlanmış bir de eseri bulunuyor.

 

Asım Güzelbey, değerli iki devlet adamı Hasan Celal Güzel ve  Uygur Tazebay'ın da yeğeni aynı zamanda. Uzmanlığı ortopedi. Rahmetli babamı da ameliyat etmişti Gaziantep'te. Genç bir hekim olarak İsveç'te de kaldığından bölge ülkelerini iyi biliyor. Politika hiç aklında yok iken gerek Hasan Celal Güzel'in ara seçimlerde(1986) Anavatandan Partisi'nden aday olması, ardından Başbakan Turgut Özal rahmetlinin ısrarıyla 2 dönem de Anavatan Partisi Gaziantep İl Başkanlığını yaptı. Söz konusu dönemlerde birlikteydik Dr. Asım Güzelbey ile. O günlerde başlayan dostluğumuz 30 seneyi aşkın süredir de devam ediyor.

 

İddiasız, Yaşlı Ama Mutlu Bir Toplum

-Estonya'da ne dersi veriyorsun Asım Bey?

Bu soruma cevabı ilginçti, inanılacak gibi değildi.

-Yemek!

-Ne yemeği?

-Önce Gaziantep yemekleriydi, artık bütün Türk Mutfak Kültürünün ürünlerini tanıtıyor, yapıyor ve dersini veriyorum.

Süper bir haber ve gelişmeydi benim için. Arka planını şöyle anlattı. Estonya öyle diplomatik ilişkilerimizin çok sıkı fıkı olduğu bir ülke değil. 1992'den sonra SSCB dağılınca Estonya ile ilişkilerimiz başladı. Sırasıyla Ayşenur Alpaslan, Ömer Altuğ, Şule Sosyal, Ahmet Ülker büyükelçi olarak hizmet verdiler. Halen bir hanım diplomatımız Hayriye Kumaşçıoğlu görev yapıyor.

-Estonya'da Tartu kentini kardeş şehir ilan etmiştik Gaziantep'te görevli iken. Türkiye'nin Estonya büyükelçisi de arkadaşımdı. Ben emekli olduktan sonra aramızda böyle bir program söz konusu oldu. Çünkü ben hem yemeği severim, hem de yemek yapmayı. Üniversite ile görüşüldü. Program kabul edildi ve işe başladık. Her ay 15 gün Tallinn'de ders veriyorum. Bir ev aldım Estonya'da. Estonyalılar genelde yaşlı, iddiasız, ancak çok mutlu ve huzurlu. Ben de orada aynı zamanda dinleniyorum. Rus nüfus ağırlıklı ülkede. Estonca ile birlikte Rusca konuşuluyor. Ama herkes İngilizce de biliyor. Öyle kalabalıklar yok. Her şey nizam intizam içinde yapılıyor.

 

İki Şehrin Hikâyesi

Yemek derslerine büyük bir alaka varmış. Öğrenci sayısı 15-30 arasında değişebiliyormuş. Hem teorik ve hem de uygulamalı yapılıyormuş dersler. Malzeme ise genelde Estonya'daki marketlerden tedarik ediliyormuş. Türk yemeklerini Estonyalılar ayrıca seviyorlarmış. Daha da ilerisi vejeteryan ve veganlara da yemek yapıyormuş. Vejeteryanlar et yemiyor, veganlar ise süt ve yumurtayı da kabul etmiyor,hayvani besinlere savaş veriyorlar. Programda böylesi yemekler de planlanmış. Veganların bütün yemekler etsiz, sütsüz, yumurtasız vs.

-Baklavayı da öğretiyor musun?

-Yok hayır, daha basit mesela irmik helvasını öğretiyorum. Seviyorlar da.

 

Dr. Asım Güzelbey konuşmasının başında önce iki şehrin hikayesi Gaziantep-Halep konulu bir sinevizyon gösterisi yaptı; hem heyecanlandırdı , hem de yüreklerimizi sızlattırdı. Nerden nereye gelinmişti? Karşılıklı iki kentin insanları hafta sonlarını birbirlerinde geçiriyor, ekonomik, bilimsel, siyasi ilişkiler hızla tırmanıyordu. Charles Dickens'in Başkentler Londra ve Paris'teki gelişmeleri (1859) anlattığı romanından çok farklı bu iki şehrin hikayesi. İki de türkü dinledik. Gaziantep'ten "Gülüm gurbet ele varma, ya gelinir ya gelinmez/ Her güzele gönül verme ya sevilir ya sevilmez", Suriye'den de Balimak türküsünü keyifle izledik. Her iki ezgi o kadar birbirine benziyor ki ses, melodi, içerik ve sazlar olarak belli ki aynı kültürün dışa vurması. Şimdi Halep perişan, Gaziantep'e karşılıksız ek külfet geldi.

Halep'in çözülmesini Gaziantep'de yönetimde sorumluluk almış biri olarak yaşamış Asım Bey. Bakanlar Kurulunun ortak toplantılar yapıldığı, karşılıklı spor, üniversite, kültür, yatırım programları ve  etkinlikler artık geride kalmıştı. Kıyamet koptu kopacaktı. Olaylar başlamış, Arap Baharı diye duyurulan eylemler artmıştı. İç göç artarak sürüyordu.

 

Gaziantep'in Öyküsü

-Yetkilileri uyardım. "Biz mültecileri elbette kabul ederiz. Fakat varlıklı, zengin Suriyeli insanları da kaçırmayalım" dedim. Dinletemedik. Maalesef Türkiye sadece üç ülkeye Kuzey Kore , Ermenistan ve Suriye'ye emlak satın alma hakkı tanımıyor. Bu müteşebbis Suriyeliler de Dubai, Lübnan ve Mısır'a gittiler, yatırım yaptılar. Bir zamanlar Gaziantep, Kilis, Azez Halep Sancağına bağlı idiler. Bizim aileden çok kişi idadiyi Halep'te okumuştu. Çünkü Gaziantep'te ortaokul yoktu.

Dr. Asım Güzelbey İstiklal Savaşı günlerini de hatırlattı.

-Belgeyi önce İngilizler işgal etti. Sonra babasının malıymış gibi Fransızlara devretti. Gaziantep'in o yıllardaki Müslüman ve gayrimüslim nüfusu yarı yarıyaydı. Ermeniler bizi arkadan vurdu, düşmanla işbirliği yaparak yıllarca birlikte yaşadığı komşularını öldürdü. Gaziantep'teki Beyaz Han biri Ermeni iki Gazianteplinin tapulu malı idi. Daha sonra Gümrük Han olarak kullanılan ve bugün müze olan Beyaz Han Ermeni göçünden sonra tek sahipli kaldı. Ahmet Efendi bir Müslüman olarak bu hanın yarısının bir Ermeni'ye ait olduğunu söyledi. Böylece hanın ancak yarısında tasarrufa gidildi. Müslümanlarla Ermeniler arasında böyle bir dostluk ve hukuk vardı. Ancak bu dostluğu yıktılar. Yahudi nüfus Gaziantep'eİstiklal Savaşımızda destek olmadı ama ihanet de etmedi. Savaş mağdurları oldu. Göçler başladı. Şimdi bu göç tersine döndü. Bugün Gaziantep'te 350 bin Suriyeli yaşıyor. Nüfusumuzun altıda birini oluşturdular.

Sonra devam etti tarihten yeni örnekler vererek Dr. Asım Güzelbey;

-Tarihte ilk yazılı anlaşmalardan(MÖ 1280) biri olan Kadeş; Mısırlılar ile Hititliler arasında Gaziantep Kargamış'ta imzalanmıştı. Bugün de Türkiye barış için anlaşma zeminlerini arıyor. Dilerim Astana'dan olumlu sonuçlar çıkar. Bütün bunlar yaşanırken kültür de ihmal edilmemeli. Kültür çok önemli.

 

Temel Olmasza Üzerine Hiç Bir Şey Bina Edilmez

Dr. Asım Güzelbey görüşünü bir örnek ile geliştirdi;

-Çeçenistan'ın Başkenti Grozni'de barış görüşmelerine katılmıştım. Tahran Belediye Başkanı ile konuşurken dedi ki "Şehirler ve ülkeler 4 ayak üzerinde yükselir. Hukuk, ekonomi, teknoloji ve eğitim gibi. Ancak kültür bir ayak değil, onların üzerinde yükseldiği zemindir. Kültür konusu Grozni bildirisinde de yer aldı. Dolayısıyla kültür ihmale gelmez, zemini yani temeli güçlü tutmak zorundasınız.

Dr. Asım Güzelbey Gaziantep'te önemli şeyler yaptı bu alanda. Mesela 16 müze açtı. Üstelik kendi imkanlarıyla ve çağdaş. Müzeleri gezerken hangi ürünün karısında iseniz size istediğiniz dilde kulaklığınıza bilgi aktarılıyor. Kışı uzun sürmeyen Gaziantep'te sentetik kayak pisti gerçekleştirdi. Fırat üzerinde su sporları yapılıyor artık. İlk defa gezegen evi ve bilim merkezi Gaziantep'te açıldı.

 

Asım Güzelbey'in verdiği bilgiye göre Halep'te bombardımanlar başlamadan önce nüfusu 4 milyondu. 2006'de da İslam Ülkeleri Kültür Başşehri seçilmişti. Taş binalar yanında bölgenin geleneksel yapısı ve dokusu için gökdelenlere müsaade edilmedi. Osmanlı mimarisi korundu. Restorasyona Şam yönetimi duyarlı kaldı. Halep Kalesi Ağa Han Ödülü aldı. Gaziantep'teki restorasyonlar için Halep'ten taş ustaları getiriliyorduk. Gaziantep ve Halep'teki bazı bulvarlara iki ülkenin ve şehrin isimleri verildi. Karşılıklı kültür günleri başladı. Sibel Can denince Suriye'de akan sular duruluyor ve Türk müziğine büyük bir alaka vardı. Bu iyi ilişkiler dolayısıyla Dr. Asım Güzelbey'e Şam'da Suriye Devlet nişanı veriliyor.

Gaziantep ile Halep arasındaki son toplantı ise Şubat 2011'de gerçekleşti. Savaş başlayınca Harvard Üniversitesinde doktora yapmış Halep Belediye Başkanı. kent bombalanmaya başlanınca Türkiye'ye geçmiş. Muhalif olmasına rağmen savaşa çok üzülüyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi danışmanlığına geçiyor ve Dr. Asım Güzelbey'e diyor ki;

-Suriye'deki politika önemli dengeleri içeriyor. Yönetim %10'luk bir azınlığın elinde olmasına rağmen Şam düşmez. Çünkü Beşar Esat sunnileri burjuva yaptı. Hepsi zengin oldu. Ermenilere ise ticari imkanlarını sonuna kadar açtı. Bu iki sınıf önemli. Dolayısıyla Esat düşmez, düşürülmesi zor. Esat'ı düşürme politikası yanlıştır.

 

Türkiye'nin Kaçırdığı Fırsatlar ve Bay Bürokrasi

Londra hükümeti bunu iyi algılamış olsa gerek ki, İngiliz Büyükelçisi Ankara'dan Gaziantep'e gelerek temaslar yapıyor. Suriye'deki vatandaşları için hastane ve otellerle görüşerek, önceliklerin İngiliz vatandaşlarına verilmesi hususunda anlaşma imzalıyor. Asım Bey, bu görüşlerini Başbakan Ahmet Davutoğlu'na aktarıyor. Ayrıca bir mülteci akını konusunda tedbir yapılması gerektiğini, zengin Suriyelilerin Türkiye'ye gelmesi için imkânlar verilmesini hatırlatıyor. Komşularla sıfır sorun kuramcısı ve Stratejik Derinlik kitabının yazarı Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ikna olmuyor, kabul etmiyor. Dahası var, Asım Güzelbey'in ağzından dinleyelim;

-Mülteci kabulüne başladık. Suriyelilere her türlü imkanı veriyoruz. Özellikle gençlerin ve çocukların eğitiminin aksamaması, ilerde mafyanın ve terör ağababalarını eline düşmemesi için mültecilere bin kişilik okul açtık. Hocaları da Suriyeli öğretmenler. Çünkü bunların hiç biri Türkçe bilmiyor. Yansımasını da gördük. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı bunu kabul etmedi. Okulun kapatılmasını istedi. Size devredelim dedik. Kaynak ve kadroları olmadıklarını söylediler.

-Peki ne yaptınız?

-Valimiz Erdal Ata'ya söyledim. Sen aynen devam et dedi. Öyle yaptık. Yıllar sonra bu işi 2016'da Milli Eğitim Bakanlığı yapmaya başladı! Türkiye bu konuda çok fırsat kaçırdı. Hele hele bilim adamlarını, eğitimlileri, müteşebbisleri, maruf kişileri, kanaat önderlerini ve zengin Suriyelileri kaçırdı ayrıca. Atatürk zamanında Nazi zulmünden kaçan Yahudi bilim adamlarının tümüne yakını Türkiye'ye geldi veya getirildi. Üniversitelerde dersler verdi. Ben mülteci olarak Türkiye'ye gelen tıp profesörü Yahudi hocalarda okudum mesela. Bir Alman Yahudi hekim hocanın öğrencisi oldum, kitaplarını okuduk üniversitede.

-Estonya Suriyeli mülteci aldı mı? Yoksa diğer AB ülkeleri gibi mi davrandı?

-25 Hıristiyan Suriyeli göçmeni kabul etti. Üstelik bunların hepsi de eğitimli Suriyelilerdi.

-Avrupa Birliği fonlarından istifade ettiniz mi?

-Çocukların, Deli Mustafa ve Topal Ökkaş gibi mafya lideri ve örgütlerinin eline düşmemesi için çaba sarfettik.2004'te AB fonundan ve hibelerinden 30 projeyi hayata geçirdik. 2500 tarihi Gaziantep evinin restore ettirdik. Şehir açık AVM haline geldi.Yesemek Açık hava müzesi kurduk. Uyuşturucu tuzağına düşen gençlerimizi kurtarmak için projeler geliştirdik!

-Nasıl?

 

Gençleri Uyuşturucu Tuzağından Kurtarmak

-Şöyle ki bunun için çalışmalar başlattık. Öğrendim ki en iyi uyuşturucu ile mücadelede eden şehir Amerika'da. Amerika'ya bu şehre gittim. Belediye başkanı bana sordu "Siz hekimmişsiniz, neden belediye başkanı oldunuz? Daha ben cevabını vermeden devam etti. "Çünkü burada işsiz, güçsüz, beceriksiz insanlar yerel yönetime aday olur?"  dedi. Ama sorum üzerine Waşhington, New York vs gibi yerleri ayrı tuttu. Gülüştük.

-Uyuşturucuyla mücadelede gençleri Amerikalılar nasıl kurtarmış peki?

-Bu söz konusu belediye başkanı da bir uyuşturucu kullanıcısıymış. Askerde uyuşturucuya alışmış. Sonra tedavi görmüş. İyileşmiş. Nihayetinde böyle bir mücadelenin içine girmiş. Bize en ince noktasına kadar anlattı.

-Gaziantep'te bu rehabilitasyon merkezini nasıl gerçekleştirdiniz?

-Amerika'dan Türkiye'ye dönerken İstanbul uçağında  işadamı Hüsnü Özyeğin ile yan yana koltuklara oturmuştuk. Bu projemi anlattım. Dikkatle dinledi. Demez mi "Bu projeye destek olacağım ve tümünün masraflarını da ben üsleniyorum" diye. Sevindim. Gerçekten öyle oldu. Merkezin adını da Hüsnü Özyeğin değil de şirketlerinde çalışan bir hanımın adını verdiler.

-Sonrasında neler oldu?

-Gaziantep'te uyuşturucuya bulaşan 1000 kadar genç tespit ettik. Merkezimize getirdik onları sosyal dokuya uyum için.

-Merkezde neler yaptınız bu gençlere?

-Türk hamamında yakındı, ter attılar. Havuzumuzda yüzdüler, spor yaptılar. Sonra oyunlar oynadılar. Satranç öğrettik onlara. Sonra da meslek. Mesela restorasyonlarda çok önemli olan taş ustası yetişti rehabilitasyon merkezimizden Şu an çok da iyi kazançları oldu. Gizem Doğan ismini duydunuz mu?

-Duydum gibi ama hatırlayamadım?!

-Norveçli bir delinin adada öldürdüğü 70 kadar piknik yapan gençlerden biriydi Gizem Doğan. Gaziantepli bir ailenin kızıydı. Norveç'te yaşıyordu bu aile. Gizem Doğan yaşam merkezi kurduk Gaziantep'te. Norveçli öğrenciler kalkıp Gaziantep'e geldiler. Merkezimizi ziyaret ettiler. Harçlıklarından artırarak topladıkları 20 bin euroyu da merkezimize bağışladılar.

 

Ünvansız ve Ücretsiz İş Olursa Evet

-Almanya'dan da devlet liyakat nişanı almıştınız? Bunun için mi?

Dr. Asım Güzelbey tebessüm etti ve sonra anlattı;

-Almanya Büyükelçisine bana niçin böyle bir devlet liyakat nişanı veriyorsunuz, ben müracaat etmedim, ben aday  falan da değildim" dedim. Bana cevabı şöyle oldu "Zaten siz müracaat edemezdiniz, aday da olamazdınız. Bizim ilgili ünitelerimiz araştırarak böyle hizmetleri yapan kamu görevlilerini bulur, nişanın verilmesi konusundaki gerekçelerini açıklar, jüri de uygun görürse verir. Bu da böyle oldu. Hizmetlerinizi yakından biliyor ve önemsiyoruz" dediler.

-Ankara sesini çıkarmadı mı bu merkeze?

-Çıkarmaz mı? Siz hastane açamazsınız diye bize yazı gönderdiler. Biz hastane falan açmadık. Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ı aradım "Burası bir hastane değil, rehabilitasyon merkezi. Hiç bir kimseye de reçete falan yazılmış değil. İsterseniz size devir edelim" dedim. Bana demez mi "Bizim o kadar kaynağımız yok, bu kadar doktoru da bulamayız!" Çalışmamız sürdü.

-Ne kadar güzel şeyler yaptınız. Neden ayrıldınız?

-O zaman başbakanımızdı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan aradı ve sordu "Neden ayrılıyorsun?" Dedim ki kendime göre bir plan yaptım. 30 yıl sona kendimi emekli edeceğim. Hekimlik de yapmayacağım. Ünvansız ve ücretsiz bir iş bulursam ancak çalışabilirim.

Ne kadar büyük, önemli ve örnek bir jest.

Ah bunlardan ders alınabilse, böyle aydınlarımız da var diye sevinerek söylemeliyim.

-Başbakan bu cevabınız karşısında neler söyledi?

-Beni Sağlık Bakanlığı'nda bir kuruma ünvansız ve ücretsiz olarak atadılar.

-Gidip çalışmaya başladınız mı?

-Üç- beş ay sonra bir yazı geldi. 65 yaşında olduğumdan dolayı kamuda böyle bir görev verilemeyeceği yazılıyordu. Bundan çok mutlu oldum.

-Ciddi olamazsınız!

-Çok ciddiyim..aynen öyle oldu.

 

Çağdaş Belediye Başkanları Bir Araya Gelince ne Konuşur?

Dr. Asım Güzelbey Gaziantep Büyükşehir Belediye başkanı iken çok ödemli yayınlar da yaptı. Bir ziyaretimizde ünlü dilci, şair, halk bilimci Gaziantepli Ömer Asım Aksoy'un eserlerini havi bir koli kitap hediye etmişti. Açtığımda içinden Gaziantep Kurtuluş Savaşı'na ilişkin çok sayıda kitap da çıkmıştı. Yurt içinden ve dışından konuklar getirerek, sergiler açarak, paneller yaparak insanların istifadesine kapı aralamıştı. Bir defasındaki ziyaretimde Prof. Dr. Deniz Ülkü Arıboğan'ın konferansının  ben de izlemiştim. Bunun çok örnekleri vardı. Kenti yönetenlerle iletişimi üst seviyedeydi. Özellikle vilayet ve Üniversite idaresiyle. Bir iktidar partisi belediye başkanı gibi değil, bir devlet adamı gibi davranıyordu. Sivil toplumla da öyleydi.

-Aleviler beni çok severlerdi. Birgün sordum Alevi Dedesine; " bu sevgi nereden kaynaklanıyor? Dedi ki"Muharrem ayı etkinliklerimize senden önceki Başkan Celal Doğan da gelirdi. İkram edilen aşureyi ayrı bir tabakta ister, sonra bir kaşık aşure alıp oyun oynayacağı kulübüne giderdi. Sen öyle değilsin. Bizim yediğimiz kabdan yiyor, bizimle beraber tören sonuna kadar kalıyor, birlikte oluyorsun." Meğer bunlar ne kadar önemli imiş, anlattıklarında fark ettim.

-Sayın Başkan çağdaş büyükşehir belediye başkanları, yerel yöneticiler bir araya geldiklerinde neler konuşurlar?. Mesela siz New York veya Moskova Belediye başkanıyla buluştuğunuzda ne kadar yol yaptığınızı, bulvar açtığınızı, makina parkına yeni araçlar getirttiğinizi, kömür ve gıda malzemeleri dağıttığınızı mı anlatırsınız?

-Hayır. Öyle bir şey olmaz. Bunlar her belediyenin görevi içinde olan hususlar. Bizler ülkemizin ve halkımızın yarınını ilgilendirecek gelişmeleri konuşuruz. Mesela örnek vereyim insanların refah seviyesini nasıl artırırız, ekolojik dengede son durum nedir, iklim değişiklikleri neler getirir, neleri götürür, doğal ve tabii felaketler karşısındaki yeni ek tedbirleri vs. değerlendirilir.

-Yani siz üç katlı binaya birkaç kat daha ilave ettirelim diye seçmenlerinize bir tasarrufta bulunmadınız mı? Ne de olsa onlardan oy aldınız, üyesi olduğunuz parti yöneticileri mevcut.

 

-Danışmanlar Danışman Gibi Olmalı

-Kesinlikle üç kat ise izni, üç katta kaldı. İlave katlara müsaade etmedim. Partizanlık yapmadım. Benim dönemimde işini en iyi yapan her görüşten insanlar vardı. Bilgisayara geçiş yapıldı. Mali İşlerden sorumlu arkadaşım gelenekten geliyordu. Toplantılarda elindeki kağıda yazdığı notları gösterirdi. Münasip bir dille böyle yürümeyeceğini anlattım. Bilgisayara öncelik verilmesi gerektiğini, hesap ve kitapları masamın üzerindeki bilgisayarlardan bakabilmek gerektiğini belirttim. Öyle de oldu. Benim zamanım böyleydi. Stutgart Belediye Başkanı beni uygulamalarım ve yaptıklarımdan dolayı kutladı.

-Kültür önceliğiniz çok doğru, bu her yerel yöneticide böyle değil?!

-Benim babam Gaziantep'in en eski kitapçılarından Arif Güzel'di. Ben çocukluğumu hep kitapların arasında geçirdim.

 

-Peki Dr. Asım Güzelbey ilk defa büyükşehir belediye başkanı olduğunda danışmanları kimdi?

İzmir Büyükehir Belediyesi eski Başkanı Burhan Özfatura ve Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Celal Güzel.

Taze yetmeler artık her şeyi ve her işi biliyor!. Keşke eğer varsa yerel yönetimler fakültesi falan yöneticileri yalvarıp yakarsın Dr. Asım Güzelbey'den ders vermesini rica etsin. Ayrıca ücretsiz ve ünvansız acaba kaç kişi çalışabileceğini hatırlatır karşısındakine? Ne dersiniz?