IMG-LOGO
Güncel

1992 yılından itibaren "güle güle" denilene kadar Türkiye'de (2001) günlük "Fantezi ve Kulis" yazdım. Siz köşe ismine bakmayın içinde iddiaları barındıran sohbetlerdi. İstanbul Laleli'deki Kuğu Oteli'nde,1960'lı yıllarda değişik dergi ve gazetelerde yazılarını okuduğum Türkistanlı mücahit Baymirza Hayit ile tanıştım. Yıl 1993. Kimdi bu adem?

Baymirza Hayit(Özbekistan/Fergena 1917- Almanya/Köln 2006) ülkesinin önce Ruslar, sonra bolşevikler tarafından işgali üzerine genç yaşında mücadeleye girdi, direniş örgütü kurdu. Arananlar listesine girdi. Tarih Öğretmeni Baymirza Hayit Rus Ordusu'nda iken Almanlara esir düştü. Türk olduğundan "sivil elbise" giymekle taltif edildi. Varşova düşerken savundu.1939'da Fergana'dan ayrılmak zorunda kaldı ve bir daha ülkesine dönemedi. Türkistan Ordusu'nda memleketi için savaştı(1942-45). İstirahat yatağında ölmek istemedi. Hayatı her an tehlikelerle doluydu. Beş ecnebi dil biliyordu. Sıkıntılı günlerde insanlar selamı sabahı kesti. Gurbette sıkıntıların en zorunu yaşadı. Rehin oldu. 1700 km yürümek zorunda kaldı. Ama bütün gönlü ve aklı Türkistan içindi. Bu konuda eserler yazdı, yayınlatamadı. Neşredilen yerlerde ve bazı ülkelere bu eserlerin girmesi yasaklandı.

ÜLKESİNE KABUL EDİLMEYEN AYDIN

Bana dedi ki "Kendi geçmişimden kendim korkuyorum". Röportajım yayınlandı Türkiye'de (21 Ekim 1993) ve büyük alaka topladı, iktibas edildi. Hayatının bir bölümü Cengiz Dağcı'nın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Hele bir yakından tanıyın, inanın filmlere değil, dizilere konu olacak kadar dikkat çekici evrensel boyutları vardı Baymirza Hayit'in.

Ferganalı Baymirza Hayit Almanya'ya göçtü, vatandaşlığa geçti. Türkiye ile iletişimini hiç koparmadı. Sürekli temas halindeydi. SSCB dağılınca Özbekistan'a dönmek istedi. Taşkent yönetimi O'nu geldiği uçakla geri gönderdi. Çok üzüldü. Adeta yıkıldı.

Türkiye'de defalarca görüştüğüm Baymirza Hayit'in eserlerinin tümünü okudum. Kendisini ayrıca ikamet ettiği Köln Durlacher Str 23 adresinde birkaç defa ziyaret ettim. "Şükran ve ihtiramlarımla Köln 1.6.1995" diyerek bana kitaplarını imzaladı. Tümünü yazı konusu yaptım. Köln'de İlhan Bardakçı'dan sonra aynı bölgede oturan Baymirza Hayit'i de ziyaret ettiğimde ağır bir hastalık musaallat olmuştu.  Üniversiteden arkadaşım Sefer Malak ile beni kabul etti. Bizi eşi karşıladı. Kendisi yatağında yorganı üzerine çekmiş, oturuyordu. Alman eşi O'na itina ile bakıyordu. Ancak sonradan öğrendim ki iki ayağı birden kesilmişti. Hiç belli etmedi, eşi de anlatmadı. Mekanı cennet olsun.

BATININ EMPERYALİST İŞTİHASI

TRT ilgilenmedi. 2011 Mehmet Akif Ersoy yılına ne kadar duyarlılık gösterdiyse TRT, merhum Baymirza Hayit ile de o kadar ilgilendi. O günkü yazımın başlığı "senaryo arayanlara bir fırsat" biçimindeydi. O günden bugüne hala gelişmeler, böyle fırsatlar ortaya koyuyor. Hem sinemacılar için, hem yazarlar için.

İşte son olarak  Fransa'nın  Müslüman Mali'yi işgal etmek üzere bu ülkeye asker çıkarması olayı. Batılılar hem İslam dünyasını sömürmek, kaynaklarını kurutmak ve hem de güçlenmesine mani olmak arzusundan hiç bir zaman vaz geçmediler. Belçika, Hollanda, Portekiz gibi küçük batılı ülkelerin bile bu konuda iştahası ABD'yi aratmayacak kadar fazla. Hele İngiltere ve Fransa'yla hiç bir ülke boy ölçüşemez emperyalizm konusunda. Osmanlı Cihan Devleti'nin çözülmesinde siyonist İngilizlerin payı hepsinden fazladır. Musul ve Kerkük'ün, Hatta 12 Adaların elimizden çıkması da öyle oldu. Bu konuda acaba kaç araştırma, roman, hikaye, film ve dizi vardır Allah aşkına?

Muammer Kaddafi'yi Arap giysileri içindeki Fransız askerleri vahşice öldürdü. NATO uçaklarıyla vuruldu Libya. Şimdi petrol kaynakları paylaşılmaya çalışılıyor batılılarca.

AVRUPA'DA EĞİTİMLİ MÜSLÜMAN NÜFUS ARTIYOR

Daha öncelerine gidersek Amerika'da dolandırıcı rejisörlerce İslamı aşağılayıcı çirkin filmler vizyona sokulurken, Kur'an-ı Kerim de yakıldı. Paris'te Hazreti Peygamberin resimli romanı yayınlandı!. Danimarka'daki karikatür krizini pekiştirecek boyutta üstelik. Fransa'da üç Cezayirli gencin Paris'te bir trafonun içinde ölü bulunması da ilginç!..Almanya'da dazlaklardan sonra Alman Polisi'nin de 9 Türk'ü acımasızca öldürdüğü ortaya çıktı. İsviçre'de minareler yasaklandı. Bizimle hiç alakası olmayan İzlanda'da hala anneler çocuklarını "Seni Türklere veririm ha!.." diye korkutuyor.

İspanya'da müslümanlar 700 sene kaldı. Bugün Granada ve Kurtuba dahil İslam eserleri bir elin parmakları kadar az. Çünkü tümünü batılılar yıktı, yaktı ve oratadan kaldırdı. Serazan diye bilinen Sicilya müslümanlarına ait tek bir eser bile kalmadı adada. Oysa İstanbul'da Bizans dönemine ait neredeyse bütün eserler hala bakımlı, korunuyor ve ziyarete açık. Aradaki farka bakınız lütfen! Avrupa Birliği ve ABD İslamdan korkuyor. Çünkü batıdaki İslam nüfusu artarken, hıristiyanlar kiliselere artık gitmiyor, ateistlerin sayısı artıyor. Araf'taki batılıların arayışa girmeleri ve sonunda müslüman olmaları da bu endişeleri doğruluyor. Üstelik batıda eğitimli müslüman aydınların sayısının sürekli çoğalması da işin bir başka vechesi. Böyle giderse 25 yıl sonra batıda müslümanların sayısı ötekileri geçecekti. Alman araştırmacılara göre. Üstelik vites de büyüyor.

KIZILHAÇ'IN SENARYO YAZARI VE PRODÜKTÖRLERİ

Muhteşem Yüzyıl dizisi tarihe öyle bir merak sardırdı ki, Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan ile onca kitap yayınlandı. Bu tartışılan dizi bütün dünyada da dikkat ile izleniyor, Türkiye'ye döviz girdisi sağlıyor. Peki bu sözkonusu konulara neden biganeyiz derseniz?

1990'de Saddam'ın zulmünden kaçan Kuzey Iraklılar Türk tarafına Çukurca'ya sığındığında oradaydım. Kızılay gibi Kızılhaç Teşkilatı da göçmenlere su dağıtıyordu. İsviçre'den gelmişlerdi. Kızılhaç Heyeti'nde aynı zamanda psikolog, sosyolog, prodüktör ve senaryo yazarları da vardı. Nedenini öğrendiğimde küçük dilimi yutacaktım. Göçün senaryosunu yazdırıp, filmini çekip belgesel drama olarak üyelerine izlettirecekler ve bu tecrübeyi aktaracaklarmış!. Kızılay'ın böyle bir meselesi yoktu. Sadece sağlık, ibadet ve iaşe hizmeti veriyordu!

IRAK'A DEMOKRASİ GETİRDİKLERİ GİBİ Mİ?

Başbakan Afrika projesini açıkladığında bütün romancıların, hikayecilerin ve prodüktörlerin hazır olması gerekti eylem için. Belki hükümet yetkilileri de böyle bir şeyi düşünmemişlerdi. Medyada olayın yansıması ve ikili ilişkilerin gerektiği kadar artması yeterdi. Ancak kazın ayağı öyle değil.

Türkiye'ye hediye edilen beyaz deve Sasu'nun anlamı Afrika algılamasında şöyle imiş; kanmayız, kandırmayız. Siz bizi kandırmazsınız!

Ziyaretin hemen ertesinde aynı hafta Fransa Mali'yi işgale başladı. Rusya dahil bütün batılı ülkeler arka çıktı bu işgale. Gerekçe de "terörizmle mücadele". Aynı Afganistan'da olduğu gibi!?. Ancak ABD'nin Irak işgali ne kadar demokrasi getirdiyse, bu işgaller de ancak o kadar terörizmle mücadele edebilir!.

Washington ve Londra'dan eş zamanlı çağrılar yapıldı. Pan-Sahel Girişimi hayata geçirildi. Amaç, Eritre, Sudan, Çad, Nijer, Moritanya, Senegal, Libya, Cezayir ve Fas'a uzanan Müslüman Afrika coğrafyasının  El Kaide Mağrip ve diğer İslami örgütlerden temizlemek, şüpheli insan ve mal hareketlerini kontrol altına almak!. Daha Suriyeli müslümanların katliamı, acısı, göçü bitmeden, şu an 400 bin müslüman Malili mülteci durumunda, Burkina Faso ve Moritanya'da çadırlarda yaşıyor.

AFRİKADA KÖLE TİCARETİ MÜZESİ

Burkina Faso'da yaşayan iki değerli dostum Afrika Türk İşadamları Birliği Başkanı Adil Kılıç ve Genel Sekreteri Ercan Kutlu ile bir ay önce İstanbul'da birlikteydik. Bahçelievler Belediyesi'nin bir etkinliğine katılmıştık. Batılı ülkelerin böyle bir hazırlığından söz etmişlerdi her ikisi de! Gerekçe olarak da Türkiye'nin Afrika'ya açılması, Türk iş adamlarının yardım ve yatırım yapmasını göstermişti. Aynen çıktı. Çünkü hala Afrika'nın yeraltı zenginlikleri bitmedi, ama köle ticareti bitti!. Afrika'nın köle müzesine tur operatörleri özel programlar yapmalı doğrusu, müslüman zengin ülkeler de bu etkinliğe arka çıkmalı.

Bir museviyi tuzağa düşüren, ötekinden görevi devralan bir başka musevi Fransa Cumhurbaşkanı François  Hollande  daha ilk ağızda hedefin sadece Mali değil, bütün Afrika olduğunu ağzından kaçırdı.  İngiltere Başbakanı  David Cameron da Kuzey ve batı Afrika ülkelerine yönelik  askeri müdahalenin  onlarca yılı bulacağına dikkat çekti!. Şimdi Eritre'den de batılı askerlerin postal sesleri geliyor.

YAKIN TARİHİMİZ İSLAM COĞRAFYASINA AKTARILMALI

Bütün bu batılı oyunlar geçmişte Osmanlı'ya tezgahlandı. Genç Türkiye Cumhuriyeti'ne tuzaklar kuruldu. Bu oyun ve tuzaklardan ancak kurtuluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin bu tecrübesi ve yakın tarihi İslam coğrafyasında ve Türk dünyasında iyi bilinmelidir aynı hataya düşmemek için. Ankara da bu tecrübeleri değişik dil, program ve yayınlarla söz konusu ülkelere anlatmalı.

Her sektör görevini yapıyor. Galiba en tembelimiz yazarlarımız, hikayeci ve romancılarımız, prodüktör ve sinema yapımcılarımız olsa gerek. Onca konu ve senaryo var iken bu aymazlık neden? Elbette bunlar makam, şöhret ve para değil, ama itibar kazandıracak endişeler. Birkaçımızın işin içinde olması gerekmez mi? Yıl 2013..artık dünya ve ülke kamuoyunu oluşturmadaki görevimizde, düşünce hayatımızda ve değişen dünyadaki gelişmeleri hissedebilmeli ve aktarabilmeliyiz. Yoksa batılı tuzaklar bizi bekliyor.