IMG-LOGO
Güncel

Son yazdığım "Coğrafyayı temizlemede Wan örneği" başlıklı yazımdan sonra ismi bende mahfuz bir kişiden şöyle bir elektronik posta aldım.

"Ya Özcan bey ne korkuyorsunuz bu kadar... analizleriniz biraz gazete okuyan herkesin yapabileceği ve klişeleşmiş analizler, ülkenin bölündüğü bir yere gittiği falan yok, sakin olun." diyordu  zat-ı muhterem...

Bu mesaj gelince bazı şeyler hakkındaki düşüncelerimi bir kez daha sizle paylaşmak istedim.

Birincisi Allah'tan başka kimseden korkum yoktur. Canı vereninde vakti zamanı gelince de alacak olanın da, Allah olduğunu bilir ve ona göre yaşarım.

Öngörülerde bulunmak korkmak demek değildir. Biraz tarih okursanız, milletinizin ve devletinizin nelerle karşılaştığını bilir, bunlara uygun bir hareket tarzı ve yaşam bilincine sahip olursunuz.

Örneğin Kıbrıs feth edilirken 70 bin şehit verilmiştir. Kıbrıs'a gidin bir tanesinin bile kabrini bulamazsınız. 1974 Kıbrıs Barış Harekatında verilen şehitlerin kabri şimdilik yerinde durmaktadır. Geçmiş unutturulursa onlarında mezarları birilerince yok edilecektir. Tıpkı tarihimiz gibi.

Analizlerimiz biraz gazete okuyan herkesin yapabileceği klişeleşmiş analizler ise niye okuyorsunuz ve okuduğunuz gibi bir de yorum yazma zahmetine niye katlanıyorsunuz?

Öyle ya ne okuyun ne de yorum yapın! Ne de olsa bunlar değersiz yazılar...

Bu hafta CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin Erzurum İl Kongresinde yaptığı konuşmada: orduya, camiye, yargıya, okula siyaset bulaşırsa Allah korusun Balkan Savaşlarındaki akıbete uğrarız diye konuştu.

Ne kadar değersiz bir tespit değil mi? Peki Baykal'ın işaret ettiği Balkan savaşında ne oldu?

Bilmeyenler bir daha öğrensin: ülkemizin yarısı elimizden uçtu gitti. Öyle ya zaten hepiniz bunu biliyorsunuz onun için hatırlatmak inanın çok gereksiz! Bir daha asla böyle şey olmaz!!! Dini kullanan siyaset tacirleri okuyup, üfler bela başımızdan def olur gider.

Size 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesinden sonra işgale uğrayan İstanbul'da Türk Milletine hangi muamele reva görüldü, 15 Mayıs 1919'da İzmir'e ayak basan Yunan ordusu Anadolu Rumları ile birleşerek nasıl tecavüzler ve katliam yaptı, Ermeniler Ruslarla nasıl birlik olup Anadolu'yu kan gölüne çevirdi anlatmayalım.

Ya ne anlatalım?

Yunan ile kardeş, Ermenilerle dost, PKK ile de gün gelip kucaklaşmamız gerektiğini mi anlatalım? Her halde Şiwan Perver kardeşin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ı nasıl sevgi ile kucakladığını "memleketim" şarkısını nasıl bir iştiyakla okuduğunu gördünüz. Bunu da es geçelim isterseniz.

Bakın Taraf gazetesinin 14 Mart 2010 tarihli nüshasında "Pontuslu Rumlar böyle "temizlendi" " vurgusu ile Ayşe Hür tarafından kaleme alınan yazı şöyle bitiyor"... Rumların da kendi ulus devletlerini kurmak istemelerinde bir garabet yok. İsveç Parlamentosu nu üyeleri, bu karmaşık tarihçeyi biliyorlar mı emin değilim ama Pontus milliyetçiliğini bastırmak için Topal Osman ve çetecilerinin uyguladığı yöntemlerin 1948 Soykırım Sözleşmesindeki tanıma uyduğunu düşünmeleri anlaşılır bir durum."

Ayşe Hür, Ermeni yasa tasarısını onaylayan  İsveç Parlamentosuna Pontus'u hatırlatma yolu ile "bu soykırımdır" pasını atıyor. İsveç Parlamentosu da aklı sıra bunu da gol yapacak. Bunu da yazmayalım değil mi?

Birileri iç ihanet dediğimizde rahatsız oluyor diye biz ihanet edenleri teşhir etmekten vaz mı geçelim?

Erzurum'un Cinis köyünde 1891 doğumlu Ziya Demirtaş anlatıyor: "Ruslar ve Ermeniler Erzurum'u işgal etmiş batıya doğru ilerliyorlardı. Beş on gün sonra köyümüzü işgal ettiler. Rusların çekilişinin iki veya üçüncü günü, Ermeniler halkı köy meydanında topladı. Kadın ve çocukları ayırıp, camiye doldurdular. Caminin kapısını kilitlediler. Erkekleri de olayı seyredelim diye caminin önüne dizdiler. Sonra camiyi gaz döküp ateşe verdiler. Annem, karım, iki küçük oğlum, yengem ve çocukları caminin içinde idiler. Caminin kapısını açmak isteyenleri kurşunladılar. Biraz sonra cami içindekilerle yanarak kül oldu. Cami yandıktan sonra 100 kişi kadar olan erkekleri köyün dışında kurşuna dizmeye başladılar. Yaralanarak cesetlerin altında kalmışım."

Bunlardan bahsetmeyelim, ne iyi olur değil mi? Biz yazmayalım, çizmeyelim, konuşmayalım, su uyur düşman uyumaz misali Türk Milletine husumet besleyenler etrafta cirit atsın öyle mi?

Türk Milletini parçalara bölme siyasetini yapanlara, Haburcu zihniyete laf etmeyelim mi istiyorsunuz? Orhan Pamuk'u, Elif Şafak'ı, Doğu Ergil'i ve bunlara benzeyen tayfayı mı alkışlayalım?

Size Balkanlardan bir örnek vereyim de belki yapılanı daha iyi anlarsınız.

Balkanlardaki bütün Romanlar daha düne kadar Türk olma çabasında idiler ve kendilerini Türk olarak görmeyenlere sitem ederlerdi. Dillerinden Çingeneceyi değil Türkçeyi düşürmezlerdi. Türkiye'de de durum aynen böyleydi. Şimdi biri kalkmış onlara siz ayrısınız biz açılıyoruz sizi de tanıyoruz diyor. Ne kadar garabet değil mi?

Türk Milletini kürt, çerkez, gürcü, laz  arnavut, boşnak vs. diye 36 etnik parçaya bölmek nedir? Bu projeyi ayakta alkışlayalım onumu istiyorsunuz?

Türk Dünyasının beyni ve kalbi olan Türkiye'nin sınırları, devleti ve milleti ile bölünmez bir bütündür dediğimiz için bize "sakin olun" deniliyor.

Tarihte olduğu gibi Türk Milletinin bu gün çevresi kuşatılmıştır. Derin bir uyku haline sokulan Türk milleti gazete, kitap, edebiyat, televizyon, din - iman denilerek sürekli uyutuluyor. Bu garipte buğday silosuna bir buğday taşıma mücadelesi veriyor. Ve ona "sakin ol" deniliyor.

Orhun Abidelerinde, batı cephesinde birinci taşta yani Tonyukuk Abidesinde Bilge Tonyukuk'un dediği gibi: "Türk Milleti öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Milletinin yerinde boy kalmadı. Ormanda taşta kalmış olanı toplayıp yedi yüz oldu. İki kısmı yaya idi. Yedi yüz kişiyi sevk eden büyükleri şad idi. Katıl dedi. Katılanı ben idim "Yaptığım ve yazdıklarımın bütün özeti işte bu... Ne diyelim arife bir tarif gerekti!