IMG-LOGO
Güncel

H.D.P. Hakkında Her Şey ve Sn. Akşener’e Mektubumdur-2

04 07 2022

·         Öyleyse PKK dan devam edelim:

PKK, Güneydoğu’da vatan görevi yapan TSK ve Emniyet güçlerini ‘işgalci’, meselâ Yunan kuvvetleri gibi görmekte ve askerlerimizi, emniyet mensuplarımızı katletmeyi meşru bir hakkı olarak görmektedir. HDP de doğal olarak bundan bir üzüntü ve yeis duymamakta ve hiç bir taziye mesajı yayınlamamaktadır. Bu nedenle HDP’nin barış ve demokrasi söylemlerini milleti keriz yerine koyan büyük bir sahtekarlık olarak görmekteyim.

Meselâ HDP’li Mithat Sancar, yakınlarda bir HDP Grup toplantısında Ukrayna’daki durumu Afrin’e benzeterek Türkiye’nin Suriye’deki terörle mücadelesini kastederek Hükümete; “Ukrayna’da barış istiyorsunuz da burada niye savaşıyorsunuz?” diye sormuştur.

Meselâ, 23 Mayıs 2016’da HDP’nin olaylı Mardin Kızıltepe Mitinginde Eşbaşkan Selahattin Demirtaş şunları diyor: “Kürt Halkının Önderi Öcalan’ın posterini Kürdistan’a asamayacak ta bu halk nereye asacak. Buna alışsanız iyi olur çünkü biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini!” Yine Selahattin Demirtaş’ın, “HDP, Sayın Öcalan’ın 20 yıllık projesidir” dediğini bütün Türkiye bilmektedir.

O kadar çok örnek var ki ben de bu örneklere bakarak belli ki Akşener’in siyaseten stratejik bir  kararı ve talimatı sonucu  İYİ Parti Yöneticisi ve Milletvekili Müsavat Dervişoğlu’nun  umuma yumurtladığı “HDP meşru bir partidir” deyişine karşılık şunu öneriyorum: HDP sadece ‘yasal’ ya da eski deyimle ‘kanuni’ bir partidir. Asla meşru bir parti değildir. Meşruiyet, içinde hak ve hukuk barındırır. Devletin kanunlarıyla kurulmuş bir Parti, Devleti yıkmak üzere konumlanabilir mi?

Yasallık ile meşruiyet çelişkisine çok bariz bir örnek verebilirim. 31 Mart 2019 İBB Başkanlığı seçimlerini Ekrem İmamoğlu, 16.000 oy farkıyla kazandı. YSK Meclis Üyesi Seçimini geçerli kabul etti ve sadece Belediye Başkanlığı Seçimini iptal edip tekrarına karar verdi. Ekrem İmamoğlu, bir tartışmada cebinden bir bütün 20 TL çıkarıp göstererek; “Siz şimdi bu 20 TL’nin içindeki 5 TL’nin sahte olduğunu öneriyorsunuz” diyerek skandalı ortaya serdi. YSK’nın kararları bir Seçim Kanunu niteliğinde idi ve bir itiraz mercii yoktu. Dolayısı ile bu karar yasal veya kanuni idi ve yürürlüğe de girdi. Peki, YSK’nın bu kararı sizce de meşru mu idi Sn. Akşener?

Şimdi HDP’lilerin son zamanlarda Halk TV ve Tele 1’de sık sık dile getirdikleri Eşit Yurttaşlık ve sözde Kürt Sorununa gelelim. Girişi şöyle yapalım: Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devleti, Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının, tüm şehit ve gazilerimizin kahramanlıkları ve büyük bir zaferle taçlandırdıkları dünyanın ilk Antiemperyalist Savaşının ve devamında Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimimizin eseridir. Ulus Devletimizin tapusu altında dünyanın çok sayıda büyük devletinin imzasını taşıyan Lozan Antlaşması’yla taçlanmış; dünya tarihinde eşi benzeri olmayan güçlü bir tapudur. Bu nedenle Ulus birliğimizin çimentosu, tarihi, sosyal ve manevi açıdan başka hiçbir ulus devletle kıyaslanamayacak ölçüde çok güçlüdür. Bu güçlü Ulus Devlet kalesi, Ulus birliğimizdeki tüm halklar için bir şans olarak hepsinin güven içinde yaşayabileceği, neslini ve üretici güçlerini geliştirebileceği, aynı zamanda hep birlikte bunu daha üst düzeye yüceltmek için hep birlikte demokratik bir cumhuriyet mücadelesi verebileceği temelleri aydınlık bir kale idi.

Ama emperyalist devletler çok uzak olmayan bir geçmişte emperyalizme karşı zafer kazanmış olmanın hala gururunu taşıyan, başı dik, güçlü, bağımsız bir cumhuriyeti bu coğrafyada asla istemiyorlardı. Onlara güdülecek yarı sömürgeler gerekiyordu. Ve emperyalizm güzel ülkemizin ekonomik, sosyal ve demokratik gelişmesini engellemek için Kurtuluşumuzdan beri sürekli siyasi, ekonomik müdahalelerde bulundu. Bu, Ulus birliğimizdeki tüm halkların ortak mücadele etmesi gereken milli, ayırımsız, ortak kaderi idi. Ama Kürt etnik milliyetçilerinin savaşı bu kaderi daha da kötüleştirdi. Savaş ortamında militarizm güçlendi, demokratik mücadele doğal olarak iyice geriledi. Ekonomimiz perişan oldu. En gerici iktidarlara mahkûm olduk.

Tekrar gelelim Eşit Yurttaşlık ve sözde Kürt Sorununa; bu paragrafa da bir giriş yapalım: Ben, bir toz zerresi kadar bile ırkçı milliyetçi değilim. Ulus Devlet kalemizde, Ulus birliğimiz içinde yer alan Kürt etnik kimlikli halkımızı “Türk yurttaşlarımız” olarak görürüm. Kürt halkının dostları kimlerdir diye sorulsa kendimi onların dostu olarak görürüm. Ama HDP - PKK’yı  Kürt halkının dostları olarak göremiyorum. Tersine onların neslinin sağlıklı gelişmesini ve sürmesini engelleyen, hatta onların neslini kırdıran birer düşmanları olarak görmekteyim. Ayrıca Ulus Devlet teorisine göre (Ernest Renan) HDP’yi Kürt halkının temsilcisi olarak da görmüyorum. Bunu kırk yıldır yaptıkları algı operasyonu ile beynimize adeta zorbalıkla kabul ettirmeye çalışıyorlar o kadar. 

Çünkü Kürt etnik kimlikli halkımız, Güneydoğu’da ABD sömürgesi, despotik bir devlet yerine  150 yıllık parlamenter deneyimi olan, Büyük Atatürk ve silah arkadaşlarının mirası, aydınlanma devrimimizin eseri olarak modern sanayi toplumunun eşiğinden içeri girmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Ulus Birliğini güvenli bir kale, bir vatan olarak seçmiş olabilir. Ve buna değil HDP’nin, kimsenin diyeceği bir şey olamaz. “Sana ne kardeşim!” derler adama.

Çünkü herkes HDP gibi bela aramıyor; tersine huzur ve güven arıyor olabilir. Çünkü bu, Kürt etnik kimlikli vatandaşlarımızın çok doğal ve hayati, sosyal, teknik bir tercihidir. Tekrar ediyorum; “Sana ne kardeşim derler adama.” İşte HDP - PKK o zaman, “Yıkılsın bu güvenli, Türkiye Cumhuriyeti Kalesi” deyip yıkmak için saldırıya geçtiler.

Bu girişten sonra devam edelim. Ulus Devletlerde tek bir ulus vardır ve bizim devletimizde bu tek ulus, Türk Ulusudur. Türk Ulusunun bütün yurttaşları, etnik kimliği ne olursa olsun anayasal olarak eşittir. Türkiye Cumhuriyeti kimliğimizde, etnik kökenimizin ne olduğu yazmaz. Kimliğimizin biçimi ve içeriği, etnik kökenimiz ne olursa olsun tamamen aynıdır. Dolayısı ile farklı etnik kimliklerin, ekonomik ve sosyal statüleri farklı değildir, olamaz. Bu; tüm yurttaşlarımızın zaten en ideal eşitliğidir. Kürt etnik milliyetçilerinin bunun üzerine “eşit yurttaşlık” talebi ve anayasada ulusun tüm etnik bileşenlerinin kurucu unsur olarak belirtilmesi talebi, Ulus Devletin, insan, mekan, zaman öznesinden bağımsız olarak tarihin biçimlendirdiği nesnel yapısına ters, absürt, uyduruk bir taleptir ve bunun gerçekleşmesi ihtimali Ulus Birliğimizin geriye, federasyona doğru yıkılma ihtimalini beraberinde getirir.

Diyalektik olarak Ulus devletler bir üst birlik olarak federasyonlardan sonraki bir aşamadır. Atatürk büyük bir öngörüyle bu sancılı konakta oyalanmadan ulus devlet konağına geçmiştir. Dolayısı ile federasyon konağına geri dönüş tarihin diyalektiğine ters bir geriye dönüştür. Ve bu nedenle bu geri dönüş nerede sonlanacağı bilinmeyen bir parçalanma olacaktır.  Paradigmanın İflasının aksine Türk Ulus Birliği’nin, Türk Milleti’nin mayası tutmuştur. Türk Ulus Birliği içindeki tüm halklar gerçekten etle tırnak gibi olmuştur. 40 yıldır PKK’nın savaşının Güneydoğu’da lokal olarak kalmasının nedeni budur. Bu nedenle etle tırnağın ayrılması gibi olacak olan bu parçalanma çok sancılı, çok kanlı bir parçalanma olacaktır. Anadolu paramparça olacak ve Sevr’e geri dönülecektir. Yugoslavya’dan beter olacağız. Zaten istenen de budur. 

Türkiye’mizde bir Kürt Milli Sorunu yoktur. Çünkü Kürt yoğunluklu coğrafyaya, milli ekonomik bir ayrımcılık hiç yapılmıyordu. Eşitsiz ekonomik gelişmeden dolayı Orta Anadolu’da birçok ilimiz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok ilimizden gayri safi milli hâsıla ölçeğinde her zaman daha geri kalıyordu. Kürt kökenli nüfusa milli zulüm de yapılmıyordu. Yani işkencehanelerde sen Türk’sün, sen Kürt’sün ayırımı hiç yapılmıyordu. Dolayısıyla bu savaş ABD, CİA Operasyonu olan 12 Eylül sonucu tetiklenmiş ve kurulmuş olan, Emperyalizmin taşeronu PKK’nın çıkardığı ve 38-39 yıldır sürdürdüğü, binlerce Mehmet’imizi ve de sivil vatandaşımızı katlettiği haksız bir savaştı.

            Bütün bu sürecin başından bu güne kadar ABD ve AB paralarıyla fonlanan yarım aydınlarımız da sözde Kürt Sorunu yanında mevzilerini aldılar. Ve Türkiye’mizde bir paralı aydın ihaneti yaşadık.