IMG-LOGO
Din ve Ahlâk

Bir Nebze İnsan (7)

20 06 2022

     Allah’ın kudreti insanı; çok daire ve alanlara karşı alâka ve ilgi duyacak bir vaziyet / durumda yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede; insana, eli yetişebilecek kadar bir ihtiyar / tercih, irade ve isteklerine göre hareket edebilme kabiliyet ve yetisi, iktidar / bir şeyi gerçekleştirecek güç ve kuvveti vermiştir.

    Ferş / yeryüzünden arşa / göğün en yüksek katına, ezelden ebede kadar en geniş daire ve alanlarda insanın vazifesi / görevi; yüzünü Allah’a çevirmek; O’ndan aldığı kabiliyet, beceri ve edindiği imkânlar nispetinde, O’nun gösterdiği çerçevede, kendisine düşen mes’uliyet ve sorumluluğu lâyığı veçh ile / en uygun şekilde yerine getirmesini bilmektir.

x

     Dünyada görülen, bilhassa / özellikle nebatî / bitkisel ve hayvanî / hayvansal hayatlarda / canlılarda; müşahede edilen / gözlemlenen ademler / yokluklar ve idamlar / yok oluşlar; tebeddül / başkalaşım ve değişim, emsal ve benzerlerinin yenilenmesinden ibarettir.

     İmanlı / inançlı insanlara göre; zeval / yok olma ve firakın / ayrılığın acısı değil; yerlerine gelen emsal ve benzerleriyle, visalin / kavuşmanın lezzeti hâsıl oluyor / meydana geliyor. 

     Öyle ise, imana gel ki, elem / maddî-mânevî ıztıraptan emin olup, güvene kavuşasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın / korku ve endişelerden uzakta bulunasın.

x

     Bu arz küresi / dünya misafirhanesi; insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar; amele / işçi gibi, o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında / süs ve süslemelerinde çalışırlar.

     Eğer arz küresine / dünyaya, hariçten / dışından yabancı birisi gelse; misafirhanenin bir mu’cize / yapmakta insanların âciz kaldığı, harika bir yer olduğunu görür. İnsanların da âciz, fakir ve muhtaç olduklarına dikkat ederse, anlar ki:

     Bu insanlar, bu dünyaya sahip ve onu yapabilecek bir iktidar ve güçte değiller. Ancak böyle harika bir masnuun / sanatla yapılmış varlığın Sânii / yapıcısının da, mu’ciznüma / mu’cize gösteren bir Sanatkâr olduğuna kat’iyet / kesinlikle hükmeder.

     Ve demek ister ki: Bu insanlar, o Ezelî Sultan’ın makasıdına / maksat ve gayelerine çalışan amele ve işçilerdir. Yine hükmedecektir ki, bu ameleler, aldıkları ücretlerinden maada / başka bu dünyadan bir şeye malik ve sahip değiller.

     Ve keza / yine, o çiçeklerin; hayat sahibi canlılara karşı gösterdikleri teveddüt / sevgi, tahabbüp / muhabbet ve tebessüm / gülümsemelerine dikkat eden anlar ki,

     Bir Hakîm-i Kerîm / ikram ve ihsanı bol, her işi fayda ve gaye gözeterek yani hikmetle yapan Allah tarafından misafirlerine;

     Hizmetle muvazzaf / vazifelendirilmiş ve görevlendirilmiş birtakım hedâyâ / hediyeler ve behayâ / güzellik, iyilik ve ihsanlardır ki,

     Sâni / sanatla Yaratan ile Masnu / sanatla yaratılmış arasında bir tearüfe / tanışmaya, bir tahabbübe / sevgiye vesile / vasıta ve aracı olsun.

x

     Ey nefis! Sen her bir eserde Müessir / eser ve iz bırakan Allah’ın azametini / büyüklüğünü görmek istiyorsun. Fakat haricî / dışa ait olan mana ve anlamları, zihnî / zihinle ilgili manalarda arıyorsun.

    Esma-i Hüsna’nın / Allah’ın güzel isimlerinin her birisinde; bütün esmanın / isimlerin şuaatını / şua, ışın ve parıltılarını görmek istiyorsun.

     Her bir lâtifenin / kalbe bağlı hassas bir duygunun zevkiyle; bütün letaif / güzellik ve inceliklerin zevklerini zevk etmek istiyorsun.

     Her bir hisse tâbi olan / uyan işleri ve hacetleri / ihtiyaçları ifa ederken / yerine getirirken, bütün hislerinin işlerini beraber görmek istiyorsun.

     Bundan dolayı da, evham / vehim, zan ve kuruntulara maruz kalıyor / bunların da, etkisinden bir türlü kurtulamıyorsun.