IMG-LOGO
Güncel

İstişare Ve Danışma

27 12 2021

     “Güneybatı Arabistan’da bugünkü Yemen’de, en parlak dönemlerini M.Ö. ilk bin yılda yaşayan ve kurucu kraliçesi Belkıs adında bir kadın olan bir devlet vardı. Toprakları sadece Yemen’i değil Hadramevt’in geniş bir bölümünü Mahrah topraklarını ve bugünkü Habeşistan’ın büyük bir bölümünü içine almaktaydı. Yani Arabistan yarımadasının güneydeki aşağı kısmına bütünüyle yayılmıştı.

     “Sebeliler, kalıntıları günümüze kadar gelen olağanüstü barajlar, bentler ve suyolu şebekeleri inşa etmişlerdi.

     “Ülkenin zenginleşmesi ve halkının ticarî faaliyetlere yoğun ilgisi başkent Marib’den kuzeyde Mekke, Medine ve Suriye’ye, doğuda Arap denizi kıyılarına doğru ilerleyen ve böylece Hindistan ve Çin’e bağlanan deniz yolları ile birleşen ‘baharat yolunu’ kontrol etmelerinden ileri geliyordu. Sebe kraliçesi Belkıs Hz. Süleyman’ın davetine karşılık vererek Müslüman olmuş ve Süleyman devletinin bugünkü tabirle milletler topluluğuna katılmıştır.” (R. İhsan Eliaçık)

 

     İşte böyle bir ülkenin başı, lideri ve kraliçesi olan Sebe  melikesi Belkıs’a  Hz. Süleyman’dan bir mektup gelmişti. Belkıs, mektubu alır almaz etrafındaki vezirlerine dedi ki:

     “Ey İleri Gelenler, Beyler, Ulular, Efendiler ve Ey Yardımcılarım ve Ey Müsteşarlarım! Doğrusu bana pek şerefli, çok önemli bir mektup bırakıldı, gönderildi. Şüphesiz ki o Hz.Süleyman’dan gelmektedir. Gerçekten o gelen mektup: ‘Bismillahirrahmanirrahim’ / ‘Rahman ve Rahîm / Rahmeti sonsuz, merhameti sınırsız Allah’ın adıyla!’ diye başlamaktadır! O mektupta: ‘Sakın bana meydan okumaya kalkışmayın! Bana karşı başkaldırmayın! Bana karşı gelerek büyüklük taslamayın ve bana Müslüman kimseler olarak, teslimiyet göstererek, teslim olarak gelin, bana itaat ve teslimiyetinizi bildirin.’ diye yazıyor. “

     Netice olarak kadın melike mektubu alınca, memleketin tüm işlerine bakan ve karar veren ve uygulayan meclisine, konsey üyelerine bu konuyu sundu. Bir kadın hükümdar olan Melike Belkıs; mektubu okuduktan sonra danışmanlarına, ileri gelen adamlarına şöyle dedi:

     “Ey Efendiler! Ey mele’! Ey ileri gelenler! Ey Beyler! Ey Ulular! Ey Heyet! Bu mesele hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. Bu işimde bana fetva verin. Bir fikir söyleyin. Bir rey ve görüşte bulunun. Ne yapmamı tavsiye edersiniz? Ben, sizler yanımda şâhit olmadıkça, size danışmadıkça hiçbir iş hakkında kararımı kat’ileştirici, kesin karar verici değilim. Şimdi, ne yapmam gerektiği hususunda, bana görüşlerinizi bildirin. Mâlûm olduğu üzere, bildiğiniz gibi, siz benim yanımda hazır bulunmadıkça, ben size danışmadan, ben, siz olmadıkça, sizin görüşünüzü almadan, sizden habersiz bir iş yapmam. Hiçbir konu hakkında, sizler onaylamadıkça; hiçbir işe kesin bir karar vermem.”

     Nitekim “Şimdiye kadar devlet işlerinden hiçbirinde keyfî idare yapmadım, sizin oyunuzu almadan hiçbirini kendiliğimden yürürlüğe koymadım. Her ne emir verdimse sizin huzurunuzda ve sizin görüşlerinizi alarak verdim. Onun için bu mektup işinde de sizin fikir ve fetvanızla kuvvet almak istiyorum.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır)

     “ ‘Siz yanımda olmadıkça.’ denilmesinden, bunların önemli işleri danışma için, huzurunda toplanması alışılmış olan bir topluluk olduğu anlaşılıyor. Bunların, herbiri onbin kişiyi temsil etmek üzere üç yüz on iki kişi olduğu da rivayet edilmiştir.” (Katade)

     “Bu heyete söylenen bu noktada, şimdiye kadar hükümet işlerinde keyfî idare yapılmamış olması övülmüş ve görüşlerinin esas tutulmuş olduğu açıklanmak suretiyle, hoş bir tavır gösterilerek DANIŞMANIN önemi belirlenmiştir ki, bunun açık bir meşrutiyet geleneği olduğu anlatılmaktadır. Fakat...bu meşrutiyet emir ve kumandaya karışma derecesine varmayan uygun bir danışma ve fikir verme özelliğinden ileri gitmediği için tefsirciler burada yalnız istişare ve danışmanın öneminden söz etmişlerdir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır)

     İstişare ve danışmanın; insan ve devlet hayatındaki vazgeçilmez önemine; günümüzden asırlaca öncesinden verdiğimiz bu tarihî misal ve örnekle dikkat çekmek istedik.