IMG-LOGO
Güncel

Çift Paralı Türkiye’de Faiz, Kur, Enflasyon

30 11 2021

Ekonomist Güngör Uras, sağlığında beğenerek okuduğum bir ekonomi yazarıydı. Karmaşık ekonomik sorunları bile Ayşe Teyze’nin anlayacağı tarzda sade bir dille anlatırdı. Bugünlerde çok konuşulan “yüksek faiz, düşük kur” politikasının zararlarını uzun yıllar anlatmaya çalışmıştı. Fakat maalesef iktidarlar bildiğini okumaya devam etmişti.

AKP aynı hatayı daha da büyüterek yapmaya devam etti. AKP iktidarının 19. yılında Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz.

İşte bu aşamada Erdoğan’ın talimatıyla faizi düşürme kararı alındı. “Ekonomide yeni bir model deniyoruz” diye savunulan bu yöntemle döviz kurları artacak, buna bağlı olarak ihracat artacak, ithalat azalacak ve cari açık vermeyecektik. Yani artık öncelik enflasyon ve kurları düşürmek değil, cari açığı düşürmekti.

Rahmetli Güngör Uras yıllarca düşük kur politikası ile ithalatın özendirilmesinin, yüksek faiz ile yatırımların zorlaştırılmasının yerli ve milli sanayimizi çökertmekte olduğunu, ara malı üreten tesislerin ucuz ithal mallarla rekabet edemediği için kapanmakta olduğunu yazardı. Tam tersi bir politikaya geçilse bile, bu kapanan tesislerin eski hale gelebilmesinin en az 5 yılda mümkün olabileceğini anlatırdı.

Nitekim dediği oldu. 100 dolarlık mal ihraç edebilmek için 70 dolarlık ithalat yapmak zorunda olan, katma değerli teknolojik üretim yapamayan bir ülke haline geldik.

********************************

Dolar Dolsa da Olmaz, Dolmasa da…

Eski Başbakan Binali Yıldırım, “dolardan bize ne dolsa ne olur, dolmasa ne olur?” demişti ya! Gördük ki, işler hiç de öyle değilmiş.

Çünkü, Türkiye çift paralı bir ülke. Ekonomi en az Türk Lirası kadar dolar üzerinden yürüyor. Bankalardaki tasarrufun yarıdan fazlası Amerikan Doları ve Euro. Devlet dövizle borçlanıyor. Döviz üzerinden ihale yapıyor. Bütün Yap- İşlet- Devret yatırımları döviz üzerinden ve gelir garantili.

Normal olarak, çift paralı ülkelerde Merkez Bankası faizi yükseltince ülkeye dolar girişi artar. Dolar girişi artınca, dolar ucuzlar. Tüketici ucuz dolarla daha fazla harcama yapar. Yatırımcı ucuz dövizle yatırımlarını artırır. Sonuç olarak ekonomi ısınır, enflasyon yükselir.

AKP bugüne kadar bu yüzden yüksek faizle ve Hazine’deki dolar rezervlerini satarak doları baskılamaya çalıştı.

Eğer çift paralı ülkelerde Merkez Bankası faizi indirirse ülkeye dolar girişi azalır. Dolar girişi azalınca, dolar daha pahalı olur. Tüketici pahalı dolarla daha az harcama yapar. Yatırımcı pahalı dövizle yatırımlarını azaltır, ekonomi soğur, enflasyon düşer.

CB talimatıyla TCMB faiz indirdi. Ancak ekonomimiz o kadar çok dolarize olmuş durumda ki… Ve o kadar çok ithalata bağımlı haldeyiz ki… Maliyet artışları yüzünden enflasyon da hızla yükseliyor.

“Cari açık vermeyen, dış borç almayan” bir ülke olsanız, “faiz- kur- enflasyon sarmalına” düşme riskiniz çok azalır.

Ama kısa vadede böyle bir yapısal dönüşüm imkansızdır, üstelik çok sancılı bir süreçtir.

********************************

Yeni Model İçin Niyetleri de Zamanları da Yok

CB Erdoğan, bir yandan ekonomik krizi “dış güçlerin” yarattığını, diğer taraftan da izlenen yeni politikanın kendilerinin bilinçli bir tercihi olduğunu söyledi. Bu çelişkiyi hadi görmezden gelelim.

Erdoğan, “yeni model denemeye” iten sebebi “ya ülkemizde eskiden beri hâkim olan anlayışı sürdürerek yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan vazgeçecektik ya da kendi önceliklerimize göre yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacaktık” şeklinde açıkladı.

Erdoğan ve partisi, yatırım, üretim, büyüme, istihdamı artırmak için bir tercih yapmış değil. Döviz bulamaz olunca, çaresizlikten “cari açık vermeme” politikasını savunuyorlar.

Partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın birinci önceliği seçim kazanmaktır. Seçimleri kaybederse her şeyini kaybetme riski altında olduğunu hissediyor.

Seçimler için, erken olursa yaklaşık 11 ay, zamanında yapılırsa en fazla 19 ay zaman kaldı.

Cari açığı kapatarak faiz, kur ve enflasyonun birlikte yükseldiği bu korkunç durumdan çıkmak zaman alacaktır. Üstelik kitlelerden büyük fedakârlık istemek zorunda kalacaklar.

Yatırım ortamının iyileştirilmesi, ara malı üreten tesislerin açılması, yüksek teknolojili yeni tesisler için yabancı sermaye çekilmesi için iktidarın bugüne kadar yaptıklarının tersini yapması gerekiyor.

Bu da yetmez. Bu politikanın semeresini almaya başlamak 3-5 yıl alır. Erdoğan’ın bu kadar zamanı yok!

Bu yüzden Erdoğan’ın aslında politika değiştirmeye niyeti yok. Asıl niyetinin, yeterince borç döviz buluncaya kadar, zaman kazanmak olduğu kanaatindeyim. Daha önce “şerefsiz” denilen, “15 Temmuz darbesinin arkasındaki dış güç olduğu” söylenen, Türk düşmanı BAE prensinden veya bir başka düşmandan veya Londra tefecilerinden bile olsa yabancı para bulmaya çalışacak.

Kaynak bulduğu anda yine “yüksek faiz, düşük kur” politikasıyla insanları geçici olarak ferahlatmak ve bütün devlet imkanlarını kullanarak seçim kazanmak isteyecektir.

Böyle bir kaynağı bulabilir mi? Dış güçler “kendilerine karşı savaş verdiğini” söyleyen birine para verir mi?

Aslında verilen bir savaşın olmadığını ve Erdoğan’ın ne kadar zor durumda olduğunu en iyi dış güçler biliyordur. Karşılığında neler alabileceklerini de.

“Ne pahasına olursa olsun” diye borçlar alınsa da, geçici ferahlama sağlayıcı tedbirler alınsa da AKP+MHP ittifakının iktidarını devam ettirmesi artık imkânsız gibi.