IMG-LOGO
Güncel

Türkçenin Dikenleri…Türkçe Sevdalısı Yesevîzâde Şâkir Alparslan Yasa İle Uydurma Kelimeler Hakkında Konuştuk.

19 09 2021

Oğuz Çetinoğlu: Ana sütü gibi demiz ve duru Türkçemizin dikenleri olan uydurma kelimeler nereden çıktı ve bunlara ne ihtiyaç vardı?

 

Dr. Yesevîzade Şâkir Alparslan Yasa: Şâyet bu sorulara mazlum milletimizin mâruz kaldığı korkunç kültür jenosidi çerçevesinde cevap aramazsanız, hakîkate ulaşamazsınız! “Kültür jenosidi”, yâni Müslüman Türk kültürünün topyekûn imha edilip yerine Frenk kültürünün ikame edilmesi…

Araştırıyorsunuz… “Bay” ve “bayan” kelimelerinin 1930’lu, 40’lı senelerde “Bay Şükrü”, “Bay Atay”, “Bayan Âfet”, “Bayan İnönü” şeklinde kullanıldığını görüyorsunuz… Oysa Türkçenin mantığına göre, unvanların isimden sonra gelmesi lâzımdır: Şükrü Bey, İnönü Hanım gibi… “Öz Türkçecilerin” söyleyişi, açıkça alafrangalıktır. Çünkü meselâ Fransızcada Monsieur (Mösyö) Kaya, Madame (Madam) İnönü denir. (Kezâ İngilizcede Mister Kaya, Almancada Herr Kaya gibi…) Anlıyorsunuz ki bütün mesele, A’dan Z’ye kendini inkâr edip A’dan Z’ye Frenge benzemek… Hani Mehmed Âkif’in iğrendiği şu Frenklik… Bilakis “Millî Şef”, şapka inkılâbı esnasında kendisine, bari “şapkanın ortasına bir Ay-Yıldız koyalım ki diğer milletlerden farkımız belli olsun” teklifinde bulunan Ankara Valisi Yahya Galip Bey’e “Canım, biz bunları farkımız olmasın diye yapıyoruz, sen ne teklif ediyorsun!” diye çıkışıyor, “Ebedî Şef”in bütün inkılâplarının özünü pek veciz bir şekilde ifade ediyordu… Şeflerinin izinden giden Nurullah Ataç da, bu projeyi, (Diyelim isimli kitabında) “eritmeliyiz kendimizi Avrupa uygarlığı içinde; kurtuluş ondadır” şeklinde bir başka türlü ifâde ediyordu. İfade tarzı mühim değil: Kavil farklı, maksut aynı…

Çetinoğlu: Bu konuşmalarbasın veya radyodan millete duyuruldu mu?    

Dr. Yasa: 21 Haziran 1934’te TBMM’de (2 Kânunusani / Ocak 1935’te mer’iyete konulmak üzere) Soyadı Kanununun kabul edilmesinden sonra, 26 Teşrinisani / Kasım 1934’te de Lâkap ve Unvanların İlgasına Dair Kanun çıkmıştı. Bu kanunla “müşir, paşa, bey, hanım, beyefendi, hanımefendi” gibi unvan ve hitap tarzları yasaklanıyor, yerlerine “mareşal, general, bay ve bayan” ikame ediliyordu. İş Bankası’nın, Siirt Mebusu Mahmut (Seydan) Bey’e neşrettirdiği Milliyet gazetesinin ertesi günkü (26 Kasım 1934) târihli nüshasının manşetinde bu haber şöyle verilmişti:

Lâkap ve unvanların kaldırılmasına dair kanun dün Meclisten çıktı. Müşire Mareşal, Paşaya General denilecektir. Ağa, Hoca, Efendi, Bey, Hanım yok. Adın önüne gelmek şartiyle er kişiye “Bay” kadına da “Bayan” denecek.

Ve haberin altında bu kanun vesilesiyle söz alan üç “saylav”ın resmi: “Bay Hasan Fehmi, Bay Şükrü Kaya ve Bay Besim Atalay”…

Böylece “bay” ve “bayan”lı hitap tarzının Lâkap ve Unvanların İlgasına Dair Kanunla resmen tatbikata konulduğunu öğrenmiş oluyoruz.

Çetinoğlu: Soyadı kanunu ne gibi değişiklikler getirdi?

Dr. Yasa: Bir kanunla yurttaşlar bir soyadı almağa borçlu tutuldular. Bugünlerde bir yandan bu kanuna göre soyadı alımı göze çarpan bir hız alırken öte yandan yeni bir kanunla şimdiye değin Türk atlarının [adlarının] sonlarında kullanılan ağa, bey, efendi. hanım, paşa gibi artık sözler bütün bütün ortadan kaldırıldı. […] Bundan sonra oluş işlerinde ve ulusal (resmî) işlerde demek her Türk kendi adile ve soyadile anılacaktır. Herkes kendi arasında konuşurken erkek için bay ve kadın için bayan diyebileceği de Kurultaydaki konuşmalar arasında iyice açığa çıkmıştır. Burası bu işin epeyce gerekli bir yanı idi. Yaşayışta herkesin kendi adile anılmıyacağı yerler az değildir. Kalabalığa söz söyleyen bir söz eri onlara karşı söze başlamak için ne desin? Söz gelimi, işte radyoda yasauldan (memur) tutunuz da orada buduna söz söyliyenlere varıncıya kadar bir takım adamlar söze başlarken kendilerini dinleyenlere evrensel bir at san vermek yerindedir. Söz gelimi, pek iyi biliriz ki Fransızlar böyle yerlerde: Mesdames, Messieurs derler. Eski anlatma biçimimizde bu iki söz: Hanımlar, efendiler demektir. Gerektir ki yeni yolda biz de böyle yerlerde birşey diyebilelim. Bu, erkek için bay, kadın için bayandır.

Çetinoğlu: Bu değişiklikler nasıl karşılandı?

Dr. Yasa: Türkiye Komünist hareketinin ve Dil İnkılâbının öncü kadrosundan Ahmet Cevat Emre, hâdiseyi içinden yaşamış birisi sıfatıyla, tarihî Türk hitap tarzlarının resmî dilden kovulup “bay” ve “bayan”lı söyleyişin ikame edilmesini şöyle izah ediyor:

‘Bütün Avrupa milletlerinde erkeğe kadına verilen (mösyö, madam) gibi unvanlar isimden evvel geldiği halde, bizde bey, efendi, hanım… unvanları sonra gelir. […] Bay, Bayan isimleri yeni unvan olarak kabul edilmekle ve soyadı kullandırılmakla dilimiz bu yönden de Avrupalılaştırılmış oldu. Şimdi biz de bütün medenî milletler gibi Bay Hasan Yılmaz, Bayan Sevim H. Yılmaz diyebilmekte ve mektupların zarflarında kullanabilmekteyiz.

Çetinoğlu: Bu kelimeler niçin ve nasıl yürürlüğe konuldu?

Dr. Yasa: Bu hususu aydınlatacak kaynağımız, Kemalist târihçi ve 1940’lardan beri hararetli bir “Din İnkılâbı” taraftarı olan Cemal Kutay’ın Millet mecmuasıdır. Bu mecmuanın 3 Temmuz 1947 tarihli 74. sayısının 11. sayfasında “Eski Bir Atatürkçü” imzasıyla muhtemelen Kutay tarafından kaleme alınan “Bay – Bayan Kelimeleri Hakkında” başlıklı makalede, bu kelimelerin resmen nasıl tedavüle sokulduğunun eksiksiz bir hikâyesi vardır. Hikâye şöyle:

Ebedî Şef, dil devrimiyle uğraştığı [günlerde…] kendi hayatını ve esas fikirlerini sembolleştiren bir piyes mevzuu düşündü. Bunu yazmak üzere de, hemen bütün sanat işlerinde yakınında kullandığı Münir Hayri Egeli’yi vazifelendirdi. Bu piyes üzerinde Atatürk o kadar emek sarfetmiştir ki eseri hususî surette bastıran Münir Hayri, mukaddimesinde “Ben vasıtayım; eser onundur” demektedir.

İşte Atatürk Bay ve Bayan kelimelerini (ismini bizzat tesbit ettiği) bu “Bayönder” adlı piyesin son tashihli nüshası üzerinde el yazılarile tesbit etmişlerdir. […]

Piyesin bir de kadın kahramanı vardı: İzgen. Bu kadına Begüm deniliyordu. […]

Bir gece –üçüncü gecedir ki Bayönder piyesiyle meşgul oluyordu- kararını verdi. Piyesin birinci sayfasına şu sözleri yazdı: “Genel olarak erkek için Bay, kadın için Bayan – Bütün yazıları ona göre düzeltmeli! Bey, begüm, efendi, hanım kalkacak!” […]

O gece verdiği emir üzerine hemen ünvanların kalkması için bir kanun teklif edildi. Bütün resmî yazılardan her türlü ünvan kalktı. Kanunun çıktığı akşam dâvetlilerine Bay – Bayan diye hitap etti. […]

(Dâvet esnasında bizzat yaptığı izahata göre,) mareşal, general gibi ünvanları olanlara bu kelimeler [Bay – Bayan] kullanılmıyacaktı. Prenslere Altes, sefirlere Ekselans, hükümdarlara Majeste denilecekti. İmparatorluk devrinden kalma haşmetlû, vesaire ünvanlar “asla” kulanılmıyacaktı.

Atatürk, o geceyi takip eden bütün nutuklarında ve mükâlemelerinde ısrarla bu kararını tatbik etmişti…

Kemalist târihçi Cemal Kutay’ın Millet mecmuasında (3 Temmuz 1947, sayı 74, s. 11) neşredilen vesika… Tarihî Türkçedeki unvanlar (bey, hanım, efendi, vs.) yerine Frenk mukallidi “bay” ve “bayan” unvanları Uydurma Resmî Dile bu fermanla dahil edildi…

İşte size 1930’larda inşa edilmeye başlanıp 1960 Balyoz Darbesiyle resmî dil haline getirilen ve riyakârca “Öz Türkçe” tesmiye edilen uydurma dilin menşei!

 

 

 

Dr.YESEVİZÂDE  ŞÂKİR ALPARSLAN YASA:

     1949 senesinde Şanlıurfa’nın Bozova kazâsında doğdu. Babası Hokand’lıdır ve Hoca Ahmed Yesevî sülâlesindendir.

     1967-1973 senelerinde Millî Eğitim Bakanlığı burslusu olarak ve iktisâd tahsîli maksadıyle Fransa’da bulundu. Tahsîlini tamâmlıyamadan Türkiye’ye döndü. Avdetinde Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (SBF) kaydolduğu hâlde o anarşi senelerinde yine tahsîlini yarım bırakmak mecburiyetinde kaldı. Bu arada, Yesevîzâde imzâsıyle, mecmûa ve gazetelerde makaleler ve tedkîk yazıları yazdı.

     Anarşi mağdûrları için çıkarılan aftan istifâde ederek, 1992-1993 öğretim yılında SBF’ye tekrâr kayıt yaptırdı ve 1998 senesinde İktisâd Bölümünden mêzûn oldu. Hâcettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde kabûl edilen tezi ile ‘Doktor ’ unvanını aldı. Aynı üniversitede Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalında Araştırma ve sonra Öğretim Görevlisi olarak on dört sene ders verdi, 2013 senesinde yaş haddinden emekliye sevk edildi. 2015 Ocağında Yrd. Doç. unvanıyla Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümüne tâyin edildi.

     Tercüme sâhasıyle alâkalı ve muhtelif akademik mecmûalarda neşredilmiş -bâzıları kitap hacminde-  18 makalesi, tercüme kitapları, milletler arası sempozyumlarda sunduğu teblîğleri, değişik tercüme kitaplar hakkında hakem raporları bulunmaktadır. 

Şâkir Alparslan Yasa; evli, 2 çocuk babasıdır. 

 

YAYINLANMIŞ ESERLERİNDEN BAZILARI:

Sevgi Peygamberi: (1996), Türk Eğitim Sistemi / Alternatif Perspektif: Türkiye Diyânet Vakfı Yayını. (Heyet azâsı olarak, 1996), Kamu Harcamalarında Etkinlik ve Parlamenter Denetim: (Fransızcadan izahlı tercüme, T.C. Sayıştay Başkanlığı Yayınları, 2002), Türkçenin IstılâhMes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar: Kurtuba Yayınları, 2013), Türkçenin İnkişâfı İçin Tercüme:  (Hitabevi Yayınları, 2014), Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi (2014)