IMG-LOGO
Röportaj

Türkçe Sevdalısı Dr. Yesevîzâde Alparslan Yasa Anlatıyor: Türkçemizin Problemleri ve Çözüm Yolları

04 09 2021

OğuzÇetinoğlu: Yabancı dillerden, meselâ Fransızcadan alınan kelimelere Türkçe karşılık teşkil etmek mahzurlu mu?

Dr. Yesevizâde Alparslan Yasa: Tabiî ki değil! Bilakis, herhangi bir yeni mefhûm ifâde eden her ecnebî kelimeye, mümkün olduğu kadar Türkçenin imkânlarıyle mukabil bulmalıyız. Fakat bunun yaparken, Türkçenin selîkası (rûhu, zevkı, husûsiyetleri), Türk şîvesi mîyâr(1) olmalıdır.

Bunun başka türlü ifâdesi, Fransızca (veyâ daha umûmî olarak “Frenkçe”) kelimelere Türkçede yeni bir karşılık teşkîl edilirken, bunun, çeviri (transcodage; traduction par correspondances: eşleştirerek tercüme) usûlüyle değil, sahîh tercüme usûlüyle, yâni Türkçenin kaidelerine, Türk şîvesine uyarak yapılmasıdır.

Çeviri veyâ eşleştirerek tercüme (bir dîğer ifâdeyle harfiyen tercüme), taklîde dayanır. Bu usûlle, kelimeler, kaynak dildeki (Fransızca asıllarındaki) kelimelerin yapısına benzer bir yapıyle teşkil edilmektedir. Meselâ şu ıstılâhlar bu teşkîl anlayışının mahsûlüdür: “çokgen” (polygone), “üçgen” (triangle), “evrendoğum” (cosmogonie), “kurgu-bilim” (science-fiction), “söz-eylem” (speech act), “küreselleşme” (globalisation), “önerme” (proposition), “soykırım” (génocide), “ulusalcılık” (nationalisme), v.s... Muhakkak ki -kaynak dil tesiriyle kurulan cümleler gibi- bu çeşit kelimeler de dilde bir şîvesizlik ve bunların şu veyâ bu sebeble tutunması, dildeki tereddî(2) hâlinin bir tezâhürüdür; zîrâ bunlar, dilin mantığını altüst etmekte, bünyesini bozmakta, hem kavâidi(3), hem kelime hazînesi bakımından dili -artık onunla ilim, felsefe, san’at yapılamayacak derecede- insicâmsızlığa(4), râbıtasızlığa, teşevvüşe(5) sürüklemektedir. “Öztürkçe” iddiâsıyle dayatılan kelimelerin büyük bir kısmının bu cümleden olması vâkıası göz önüne getirildiğinde, tereddînin çapı takdîr edilebilir…

Sırf dilin Garpçı ideolojiye (daha yerinde bir tâbirle RESTİ(6)’ye) âlet edilmesi yüzünden, Türkçemiz böyle büyük bir keşmekeş içine sürüklenmiş ve tedâvisi pek zor olacak derecede ağır yara almıştır. Fakat, binlerce eserde, milyonlarca kitap, mecmûa, gazete, resmî evrâk, v.s. sayfasında ölümsüzleşmiş olan Târihî Türkçemiz, ihyâ edilip kaldığı yerden daha da inkişâf ettirilme imkânına her zaman sâhib bulunmaktadır. Kaldı ki -bize annemiz kadar azîz, annemiz kadar mübârek olan- Târihî Türkçemiz, -ne kadar azlık olurlarsa olsunlar- şuûrlu münevverlerimiz tarafından yaşatılıp inkişâf ettirilmeye devâm etmektedir.

Mâmâfih, asıl büyük mesele, bizim, topyekûn Türk Milleti sıfatıyle, Târihî Türkçeyi ihyâ ve onu tekrâr resmî dil kılma irâdesini gösterip göstermiyeceğimizdir.

Çetinoğlu: Bahse konu irâdeyi hangi sebeplerle göstermek mecbûriyetinde olduğumuzu açıklamanız mümkün mü?

Yasa: Başlıca şu dört sebeple: her ne pahasına olursa olsun, bu irâdeyi mutlaka göstermeli ve Milletçe hayât hakkımızı isbât etmeliyiz:

1) Milliyetimizin esâs unsuru, -öz medeniyetimiz olan İslâm Medeniyetinin sinesinde şekillenmiş- Târihî Türkçedir; ondan vazgeçmek, milliyetimizden, millî şahsiyetimizden, benliğimizden, özümüzden vazgeçmek, kendimizi inkâr etmek, ecdâdımıza, kendimize, müstakbel nesillere ihânet etmektir.

2) Hiç kimsenin iktidârı gasbederek dilimizi, milliyetimizi, kültürümüzü değiştirmeye, onların üzerinde keyfince tasarrufta bulunmaya hakkı yoktur ve bu müstebidlere, bu zâlimlere, bu mütegallibeye(7) mukavemet etmek her Türk ferdi için birinci dereceden bir vazifedir. Aksi hâl, en temel İnsan Haklarını ihlâl eden bu korkunç kültür jenosidine, katilden beter olan bu fitneye kölece boyun eğmek, yüzkarası bir haysiyetsizlik ve zillet hâlini kabûl etmektir.

3) Târihî Türkçe, İnsanlığın medâr-ı iftihârı olan İslâm Medeniyetinin üç büyük bânîsinden biri olan şânlı Milletimizin binlerce yılda yoğurduğu, inci gibi işlediği, en mukaddes bir emânet olarak nesilden nesle devrettiği pek kudretli, pek zarîf bir lisandır; her çeşit merâmımızı ifâdeye kabiliyetli ve ihtiyâca göre hudutsuz nisbette inkişâf ettirilmeye müstâid(8) bir büyük kültür dilidir; bugünün herhangi bir büyük Avrupa kültür diliyle yarışabilecek seviyededir. Binâenaleyh, hâl-i hâzırımızın veyâ âtimizin ilmini, felsefesini, umûmî kültürünü, her çeşit ihtisâs sâhasını ancak ve ancak onunla ifâde ve inşâ edebiliriz; onu reddettiğimiz ve kendimizi düzmece, nesebsiz, mantıksız, zevksiz, şahsiyetsiz, yoz bir dile mahkûm ettiğimiz zaman, millî mevcûdiyetimizi de ademe(9) mahkûm etmiş oluruz.

4) Târihî Türkçe, bizi dîğer Türk topluluklarına ve İslâm milletlerine bağlıyan en kuvvetli bağdır; o hâlde ondan vazgeçmek demek, kendimizi onlardan tecrîd etmek, benliksiz kof bir kütle hâline gelerek Avrupa’ya temessül(10) etmek, Resmî Temessül İdeolojisinin bu şeytânî tuzağına düşerek, âkıbet, milletçe târîh sahnesinden silinmek demektir.

Çetinoğlu: Tedâvi için doğru teşhis iktiza eder. Doğru teşhisi koydunuz. Tedâvisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Yasa: Türkçede ıstılâh meselesi de, zâten her dil için cârî olduğu vechiyle, umûmî dil meselesinden koparılarak ele alınamaz. Çünki ıstılâh dili, umûmî dilin husûsî bir hâlinden başka bir şey değildir. Bu bakımdan, umûmî dilin geliştirilmesinde riâyet edilecek esâslar, aynen bütün ihtisas dillerinde de mûteberdir.

Şimdiye kadar, yeni kelime ve ıstılâh teşkîlinde, ideolojik bir sapkınlıkla içine düşülen hatâlar üzerinde dikkatle durulup bunlardan ders alınmalı ve bunların tekrârından şiddetle ictinâb edilmelidir(11).

Bu meyânda, 1930’lardan beri Dilimize doldurulmuş olan bütün uydurma, bütün nesebsiz kelimelerin bir Barbarca-Türkçe Lûgat’te toplanarak kara listeye alınması ve halkımıza da, ısrârla bunları kullanmamasının tavsıye edilmesi, Türkçenin ve Türk Milletinin selâmeti ve istikbâli nokta-i nazarından hayâtî ehemmiyet arz etmektedir.

Oğuz Çetinoğlu: Bu zecrî tedbirlerden nasıl bir netice bekliyorsunuz?

Yesevîzâde Alparslan Yasa: Bundan nâşî, ne kadar tutunmuş olurlarsa olsunlar, hiçbir Barbarca kelimeye tahammül gösterilmemesi iktizâ eder. Bu kelimeleri uydurarak -resmî dil seviyesinde- Türkçemizi ifsâd edenler, kanımız, canımız olmuş bin senelik kelimelerimizi dilimizden kovmaya cür’et etmişken, biz onların şu son seksen senede dipçik zoruyle yaygınlaştırdıkları uydurmalarını nasıl kabûl edebiliriz? Hiç şüphesiz, sapkın bir ideolojinin tahakküm vâsıtası olarak dayatılan, Türkçenin târihinde bâtıl bir çığır açan, Frenkleştirmek sûretiyle onun can damarı demek olan mantığına kasdeden bu uydurmalar, halkın galatlarıyle bir tutulamaz.

Binâenaleyh doğru ve şahsiyetli tavır, değerli dilcimiz Prof. Dr. Hamza Zülfikâr’ın -maâlesef, benimsiyerek- naklettiği şu tavrı karârlılıkla reddetmek olsa gerektir:

“Türkçe terimlere yapılan itirazlar daha çok önerilen kelimelerin ses, yapı ve anlam özellikleriyle ilgilidir. Bir terimin, dilin kurallarına göre türetilmesi, beklenen ve aranan bir husustur. Ancak şimdiye kadar türetilmiş örnekler arasında kurallara uymayan örnekler ne olacaktır? Bu konu Kültür Bakanlığının 1. Türk Dili Kurultayında tartışıldı ve sonuç olarak şu düşüncede birleşildi: Yapıca ve anlamca bozuk olan terimlerden tutunmuş, benimsenmiş ve dilde yer etmiş olanlar birer galat örnek sayılacak ve bundan sonra yapılacak olan terimlerde Türkçenin ses, yapı ve anlam özellikleri göz önünde bulundurulacak.” (Prof. Dr. Hamza Zülfikâr,  Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları, Ankara: Türk Dil Kurumu Yl., 1991, s. 18.)

Ümîdimiz odur ki Büyük Milletimiz, hakîkati fark ettiği ânda, kendi hür irâdesiyle, bu Resmî Barbarcayı ve asırlık bir zulümle onu dayatan RESTİ’yi ademe mahkûm edecektir. Kuvvetle inanıyoruz ki Milletimiz, iki bin yıldır kullanılmıyan İbrânîceyi ihyâ edip resmî dil yapan Yahûdi milletinden daha az hamiyetli değildir.

Çetinoğlu:Bu ıstılâh mes’elesi, gayet seviyeli bir şekilde daha önce de tartışılmıştı…

Yasa: Muhakkak! Bu sâhanın en mühim mütehassıslarından biri, Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal idi. 1930’da neşrettiği Türk Dili İçin isimli kitabında, yazıldığı devrin şartları îcâbı, siyâsî endîşeler ağır bastığı hâlde, 1948 yılında Muallimler Birliği tarafından tertîb edilen 1. Dil Kongresi’nde sunduğu “Medenî Milletlerde Dil Islâhı Târihine Umûmî Bir Bakış” başlıklı tebliğinde, mes’eleyi bu def’a münhasıran ilmî hassâsiyetle ele almış, bu çerçevede, yeni ıstılâh teşkilinde tâkîb edilecek esâsları büyük bir vukufla ortaya koymuştu. Tebliğinden aynen naklediyoruz:

“Bütün medenî milletler ‘ilim dili’ yaratma işinde aynı prensiplere istinat etmişler ve aynı metodları tâkip etmişlerdir. Bu esasları şu noktalarda hülâsa edebiliriz:

1.- İlmî ıstılah (terim) mutlaka halk dilinde mevcut olan kelime ve kelime köklerinden yapılmalıdır.

2.- Yapılan yeni terim millî dilin yeni kelime yaratma usûllerine uygun olarak yapılmalıdır.

3.- Yeni kelime millî dilin ruhuna, bünyesine uygun olduğu gibi dilin gramer kaidelerine de uygun olmalıdır.

4.- Yeni ıstılah hem şekil, hem telâffuz, hem ahenk bakımından milletin zevkine uygun [ve] milletin münevverlerinin ekseriyetinin tasvip edeceği bir kelime olmalıdır.

5.- Istılah mümkün mertebe kısa olmalı, iki, en çok üç kelimeden terekküp etmelidir.(12).

6.- Istılah târif şeklini almamalıdır.” (Birinci Dil Kongresi, 23-31 Ekim 1948, İsanbul: İstanbul Muallimler Birliği Neşriyatı, 1949, s. 52)

Muhakkak ki bunlara bir takım ilâveler yapılabilir. Fakat ıstılâh teşkîlinde birer mîyâr(1) olarak kıymetlerini bugün de muhafaza etmektedirler.

Çetinoğlu: Verdiğiniz mâlûmat için teşekkür ederim. Hayırlara vesile olur inşaallah.

------------

(1)mîyâr: ölçü.

(2)tereddî: kötüleşme, kötü yönde değişme, soysuzlaşma, yozlaşma.

(3)kavâid: sarf ve nahiv, “grammaire”.

(4)insicamsızlık: mantıkî muhâkemeye aykırı düşme.

(5)teşevvüş: karışma, karışıklık.

(6)RESTİ-Resmî Temessül İdeolojisi: Vasf-ı mümeyyizi Milletimizi Avrupa’ya temessül (“assimilé”) ettirmekten ibâret olup resmî statü kazandırılmış  ideoloji. Dîğer tâbirle, açıkça bir kültür jenosidi idelojisi olduğu hâlde, bir asırdır Devlet tarafından halkımıza dayatılmakta ve maddî-mânevî cebirle herkesin bu ideolojiye tâbî olması istenmektedir.

(7)mütegallibe: haksız olarak ve zor kullanarak hükmedenler.                                                                                                                                                                                    (8)müstâid: istidatlı, kabiliyetli                                                                                                                                                                                 (9)ademe: yokluğa

 (10)temessül: Tamâmen bir başka millete veyâ topluluğa benzeme, kendi kültür unsurlarını reddedip onların yerine bir başka topluluğunkileri ikame etme, kültürel olarak onun sînesinde erime, yok olma; Fransızca “assimilation”. Nurullah Ataç’ın şu sözü, temessül mefhûmunun ve RESTİ’nin mâhiyetinin tam ifâdesidir: Eritmeliyiz kendimizi Avrupa uygarlığı içinde; kurtuluş ondadır! (Ataç, Diyelim adlı kitabından; Dil Devriminden Bu Yana Düzyazı Örnekleri, (Derleme), Ankara: T. Dil Kurumu Yl., 1964, s. 36’dan naklen.)

(11)ictinâb etmek: kaçınmak, uzak durmak.

 (12)terekküp etmek: oluşmak, meydana gelmek, terkîb olunarak, birleşerek meydana çıkmak.

 

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA

Yesevîzâde Şâkir Alparslan Yasa, 1949 senesinde Şanlıurfa’nın Bozova kazâsında doğdu. Baba tarafından Türkistanlı (Fergana’nın Beşarık kazâsından, Hoca Ahmed Yesevî sülâlesine mensûb bir âile), anne tarafından Halfeti’lidir (Kâtibler sülâlesi).

1967-1973 senelerinde “Millî Eğitim Bakanlığı” burslusu olarak ve iktisâd tahsîli maksadıyle Fransa’da bulundu; fakat, tahsîlini tamâmlıyamadan Türkiye’ye döndü. Avdetinde “Siyasal Bilgiler Fakültesi”ne kaydolduğu hâlde o anarşi senelerinde yine tahsîlini yarım bırakmak zorunda kaldı. Bu arada, Yesevîzâde imzâsıyle, mecmûa ve gazetelerde araştırma makaleleri ve ayrıca kitaplar neşretmekteydi. Bu devrede, bâzıları gazetelerde sâdece tefrika olarak kalan on iki kitap neşretti. Bunlar, daha ziyâde, bâzı siyâsî doktrinler, milletler arası siyâsetin perde-arkası, Yahûdilik ve Masonlukla alâkalıdır. İslâm hakkındaki birçok çalışmasından sâdece iki tânesini kitap hâlinde neşretmeye muvaffak oldu.

1978’den 1987’ye kadar uzun seneler boyunca bir lokma, bir hırka yaşıyarak hayâtını İslâm Dâvâsına vakfetti. Sonrasında ise, zamân zamân muhtelif işlerde çalışarak maîşetini kıt-kanâat têmîn edebildi ve kendisine hep sâde hayât tarzını düstûr edindi.

Anarşi mağdûrları için çıkarılan aftan istifâde ederek, 1992-1993 öğretim yılında SBF’ye tekrâr kayıt yaptırdı ve –hem çalışıp hem okumak sûretiyle- 1998 Ekiminde bu Fakültenin İktisâd Bölümünden mêzûn oldu. 1999-2000 Öğretim Yılında A.Ü. Dil ve Târih-Coğrafya Fak. Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’nde okuyarak ikinci sınıfa geçti. Aynı öğretim yılının ikinci döneminde Hâcettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’ne “Özel Öğrenci” statüsünde devâm etti ve bir sonraki öğretim yılında aynı Üniversitenin Fransızca Mütercim-Tercümanlık Ana Bilim Dalı’na “Araştırma Görevlisi” olarak tâyîn edildi.

H.Ü. Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümünde 2003 Haziranında kabûl edilen Yüksek Lisans Tezi, György Lukács (Lukaç)’ın  ictimâiyâta dayalı (sociologique) tenkîd usûlüyle  Fransız klasik romanı hakkında bir tedkîkdir. Tedkîkde evvelâ Lukács’ın usûlü îzâh edilmiş, müteâkiben bilhassa Balzac, Flaubert ve Zola üzerinde durulmuştur.

Yine aynı Bölümde 2009 Haziranında kabûl edilen Doktora Tezi ise, “tercüme ilmi”nin müstakil bir müsbet ilim dalı olarak inşâına bir teşebbüs mâhiyetindedir. Doktora Tezi, aynı zamânda, 19. asır ilâ 20. asrın ilk yarısında bilhassa Fransızcadan Türkçeye tercümeler vâsıtasıyle Türk kültürünün Avrupa kültüründen istifâdeye yöneldiği, tercümeler lâlettâyîn değil, gayet şuûrlu bir şekilde Türk dilini, edebiyâtını ve sâir cepheleriyle bir bütün hâlinde kültürünü geliştirmek gayesiyle yapıldığı için bu kültürel temâsın umûmî bilançosunun gayet müsbet olduğu, Türk kültürünün bu sâyede yeni edebî türler ve ilmî-teknik bilgilerle zenginleştiği ve asrî Türk nesrinin de bu tercümelerle kurulmuş olduğu gibi husûslara dikkat çekmekte ve mukayeseli edebiyât çalışmalarına da yol göstermektedir.

Hâcettepe Üniversitesinin Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalında 2000-2001 Öğretim Yılından başlıyarak 2013-2014 Bahar Dönemi sonuna kadar evvelâ “Araştırma Görevlisi”, sonra “Öğretim Görevlisi” sıfatıyle, tercüme sâhası ile alâkalı muhtelif derslerle berâber, mukayeseli Fransız-Türk edebiyatı, kültürler arası haberleşme, mukayeseli Fransız-Türk grameri, iktisâd, hukuk, Avrupa Topluluğu hukuku, milletlerler arası kuruluşlar, gazete dili, gibi 20 civârında farklı ders verdi. Sonra 15 ay kadar AİBÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde Yrd. Doç. olarak çalıştı ve orada matbûât târihi dersini verdi. 2016 Nisanında yaş haddinden emekliye sevkedildi.

2002 senesinden beri, tercüme sâhasıyle, ayrıca mukayeseli edebiyât ve Fransız edebiyâtı ile alâkalı ve muhtelif “akademik” mecmûalarda neşredilmiş –bâzıları kitap hacminde-  20 civârında makalesi bulunmaktadır. Bunlardan mâadâ, tercüme kitapları, milletler arası “sempozyumlar”da sunduğu teblîğleri, değişik tercüme kitaplar hakkında hakem raporları ve (ortak müellifi olduğu Türk Eğitim Sistemi. Alternatif Perspektif, T. Diyânet Vakfı Yl., 1996 gibi) daha başka münteşir “akademik” çalışmaları mevcûddur.

Araştırma makalelerinin neşredildiği gazete ve mecmûalar: Hilâl (1967, 1975, 1980), Yeniden Milli Mücâdele (1970-1971), Millî Gazete (1974-1977), Vesîka (1976),  Sebil (1976-1980), Yeni Devir (1977-1978), Şûrâ (1978), Nizâm-ı Âlem (1979), Defter – Edebiyat, Tarih, Politika, Felsefe (1987), Dış Politika – Risâle (1988, mülâkat), Yeni Düşünce (1988), Zaman (1989, mülâkat), Önce Vatan (2015, mülâkat), Derin Tarih (2014-2016). Yeni Söz (2017-2018).

Münteşir kitapları: Perde-Arkasında Kalan Yönleriyle Sosyal-Demokrasi (Dağarcık Yl., 1975), TÖB-DER Mes’elesi (Sebil Yl., 1976), Kıbrıs Harekâtının Perde-Arkası (Yeni Devir, tefrika, 1977), Kıbrıs Mes’elesi – Bir İhânetin Perde-Arkası (Yeni Devir, tefrika, Temmuz – Ağustos 1978), Bilderberg Group – Bir Gizli Cem’iyet Ötesinden Dünyâda Fikriyatlar Mücâdelesinin Perde-Arkası (Kayıhan Yl., 1979), Sovyetler Yahûdi Aleyhdârı mı, Âleti mi? (Yeni Devir, tefrika, Mart 1979), Nasıl Bir Dünyâda Yaşıyoruz? (Hilâl Yl., 1980; evvelâ Aralık 1978 – Ocak 1979’da Millî Gazete’de tefrika edildi), Yahûdi Âlet-Fikriyatı Sosyal-Demokrasi (Millî Gazete, tefrika, Nisan 1986), Lâisizm – İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti (Zaman Yayın-Dağıtım, 1986), Yahûdilik ve Dönmeler (Araştırma Yl., 1989), Süleyman Demirel veyâ Yalan Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât (Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1990), Kur’ânî Hadîslerin Diliyle Hz. Muhammed’in Gerçek Şahsıyeti – Sevgi Peygamberi (Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1996), Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar (“Öztürkçe” Dayatmasıyle Fransızcalaştırılan Resmî Dil) (Kurtuba Yl., 2013), Türkçenin İnkişâfı İçin Tercüme (Hitabevi Yl., 2014), Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi (Hitabevi Yl., 2014), Kur’ânî Milliyet Telâkkîsi ve Irkçılık Sapması (Kurtuba Yl., 2015), 1920’li, 30’lu Senelerin Tercüme Faâliyeti (Nazariye ve Kültürel-İctimâî Tahavvül) (Kurtuba Yl., 2018).