IMG-LOGO
Röportaj

Çağın Hastalığı ‘aşırı şişmanlık’ Hakkında Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. RAMİS ÇOLAK ile konuştuk.

25 07 2021

Oğuz Çetinoğlu: Endokrinoloji Ana Bilim Dalı'nın ilgi alanı hakkında bilgi verir misiniz?

Prof. Dr. Ramis Çolak: Endokrin kelimesinin anlamı hormon hastalıkları demektir.  Endokrinoloji vücudumuzda salgılanan hormonlar, iç salgı bezleri ve metabolizma hastalıklarının teşhis ve tedavisiyle uğraşır. ‘İç salgı bezleri’ denilince veya ‘endokrin sistem’ denilince hipotalamus, pineal bez-melatonin, hipofiz, tiroid bezi, paratiroid bezi, böbrek üstü bezi (Adrenal), over (yumurtalık) ve testis bezleri anlaşılır. Bu bezlerin salgıladıkları hormonlar, bu bezlerde oluşan tümörler ve bu bezlerden salgılanan hormonların azlığı ve fazlalığı önemli hastalıklar yapar. Endokrinoloji ayrıca şeker hastalığı, obezite (şişmanlık), kan yağları (kolesterol ve trigliserid), ürik asit yüksekliği, metabolik sendrom, vitaminler, beslenme, diyet ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi metabolik hastalıklar teşhis ve tedavisini yapar

Çetinoğlu: Endokrinoloji ilmi ile hangi hastalıklar tedavi edilebiliyor? Hastalıkların halk arasındaki isimlerini de lütfederek bilgi verir misiniz?  

Prof. Çolak: En önemlileri şöylece belirtilebilir:

1- Hipofız (Hipofiz Bezi Hastalıkları) Boy kısalığı ve büyüme hormon eksikliği, Hipofiz bezi yetmezliği (Hipopituitarizm), Prolaktin hormon fazlalığı (Prolaktinoma), Büyüme hormon fazlalığı (Akromegali), Diabetes insipidus (Şekersiz şeker hastalığı),

2- Paratiroid bezi ve hormonları, Paratiroid hormon fazlalığı (Hiperparatiroidi), Paratiroid hormon azlığı (Hipoparatiroidi)                  
3- Böbreküstü bezi (Adrenal bez) ve Hormonları: Böbreküstü bezi hastalıkları, Kortizol hormon fazlalığı (Cushing Sendromu), Kortizol hormon azlığı (Addison Hastalığı), Aldosteron hormon fazlalığı (Aldosteronizm), Adrenalin hormon fazla salgısı (Feokromasitoma)
4- Testis ve hormonları: Testis, hormonları ve hastalıkları, Testosteron eksikliği (Hipogonadizm), Erkekte meme büyümesi (Jinekomasti), Ereksiyon problemi ve empotans, testis ve penis küçüklüğü, sakal çıkmaması
5- Over (Yumurtalık) ve hormonları:   Yumurtalık (Over) hormonları ve bozuklukları, kadınlarda cinsî hormon yetmezliği (Hipogonadizm), tüylenme (Hirsütizm), polikistik over sendromu ve menopoz.

6- Tiroid bezi (Guatr) ve hormonları: Tiroid bezi ve görevleri, Guatr, tiroid bezinin fazla çalışması (Hipertiroidi, zehirli guatr), tiroid bezinin az çalışması (Hipotiroidi-Hashimoto), Nodüler guatr-nodül, tiroid kanserleri, hashimoto hastalığı, tiroidit-tiroid bezi iltihabı.

6- Obezite, beslenme, diyet, metabolik sendrom.

7- Şeker hastlalığı-diyabet, şeker düşmesi-hipoglisemi.

8- Kemik erimesi-osteoporoz.

9- Ürik asit, kolesterol ve trigliserit yüksekliği.

Çetinoğlu: Obezite' olarak da anılan şişmanlık konusunda genel bilgi lütfeder misiniz?

Prof. Çolak: Obezite, Latince ‘obezus’ kelimesinden türetilmiştir. ‘Şişman’ karşılığı olarak kullanılan ‘obezus’, iyi beslenmiş anlamına gelir. İngilizcede ise, ‘obezity’ şişmanlık, ‘obeze’ çok şişman, ‘overweight’ fazla ağırlık, tartıda fazla gelen miktar, şişmanlık anlamındadır.

Obezite, yağ dokusunun vücut ağırlığına oranla patolojik olarak artması şeklinde tanımlanmaktadır.

Dünya Sağlık Teşkilatı (DST): ‘Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal ve aşırı yağ birikmesi’ olarak tanımlamaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının % 15-18’i, kadınlarda ise % 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oranının % 25, kadınlarda ise % 30’un üzerine çıkması durumu ‘obezite’ olarak tanımlanmaktadır. Davranış bozukluğunun olduğu, Endokrin ve Metabolik değişikliklerle karakterize kompleks, multifaktöryel bir hastalıktır. Obezite, enerji alımının enerji tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda yağ dokusunun artmasıyla ortaya çıkan sosyal, psikolojik ve ciddî tıbbî problem oluşturabilen önemli bir sağlık problemidir

Şişmanlık, tekrarlayıcı ve devamlı (Kronik) bir Hhstalıktır. Şişmanlık, çok eski çağlarda bir hastalık olarak algılanmamakta, hatta sağlık ve güç simgesi olarak görülmekteydi. Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen eski çağlara ait kadın heykellerinin hep şişman olması bu inanışın güzel bir örneğidir. Ancak şişmanlığın bir hastalık olduğu, yapılan birçok ilmî araştırma ile ortaya konmuş bir gerçektir. Kilo veren kişi düzenli beslenme uygulamaz veya egzersizi azaltırsa tekrar kilo alır. Bu sebeple şişmanlık, tekrarlama özelliği olan bir hastalık olarak tanımlanmaktadır.

Şişmanlık, tüm dünyada yaygın bir sağlıktır. Gelişmiş batı ülkelerinde daha yaygındır ve bu ülkelerdeki gelir seviyesi düşük kişilerde daha fazla görülür. Az gelişmiş ülkelerde ise orta ve yüksek gelirli kesimlerde daha sık ortaya çıkar. Dünyada 315.000.000 insan şişman, 750.000.000 insan ise aşırı kiloludur. Diğer bir deyişle dünyada 1.100.000.000 insan aşırı kilolu veya şişmandır. DST 2015 yılında Obez sayısının: 700.000.000’u ve fazla kilolu sayısının: 2.300.000.000’a ulaşacağı tahmin etmektedir. Son 20 yılda gelişmiş ülkelerde şişmanlık büyük bir patlama yapmış ve yüksek oranlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde erişkin yaşlardaki kişilerde şişmanlık sıklığı ortalama % 20'ye ulaşmıştır. Yani her 5 kişiden biri şişmandır. Doğu Avrupa'da ise % 35,5 gibi daha yüksek bir orana ulaşır. Şişmanlığın en fazla görüldüğü ülke olan Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumun 3’te 2’si aşırı kilolu veya şişmandır. ABD'de 1980'den bu yana şişmanlık % 75'in üzerinde artış göstermiştir.

Türkiye'de şişmanlık sıklığı: 2010 yılında sonuçları açıklanan TURDEP-2 çalışmasında Türkiye’de obezite sıklığı %3 2 bulunmuştur. TUİK-2010 verilerine göre Türkiye’de 20 yaş nüfus:  48.567.099 (% 65,9) olarak kabul edilirse, obez nüfus (% 32,2): 15.634.598 kişidir. Erkeklerde kilo fazlalığının, kadınlarda ise obezitenin daha yaygın olduğu dikkati çekmektedir. Bel çevresine göre değerlendirilen visseral obezitenin ise kadınlarda % 49,9, erkeklerde % 17 genel olarak ise % 35 olarak bulunmuştur. Genel olarak erişkin yaşlardaki Türk toplumunun 3’e 2’si kilolu veya obezdir Son 10 yıl içerisinde obezitede % 44’lük bir artış olmasına rağmen aynı çalışmada diyabet gelişme riskinin ise % 90 oranında arttığını belirtti. Bu rakamlarla Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 2030 yılı için öngördüğü diyabet oranını 12 yılda aşmıştır.

Çetinoğlu: Aşırı kilolu olmak, hatalı şahsî beslenme tercihlerinin sonucu mudur, genetik yapı gereği midir? Aşırı kilolu olmanın diğer sebepleri hakkında da bilgi verir misiniz?

Prof. Çolak: Sebebi tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olmakla beraber, şişmanlığın oluşumunda anne ve babamızdan aldığımız genetik yük, yaktığımızdan fazla besin almak ve hareketsizlik önemli rol oynar. Obeziteye sebep olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenme ve fizikî aktivite yetersizliği obezitenin en önemli sebepleri olarak kabul edilmektedir. Bu faktörlerin yanısıra genetik, biyokimya ve çevre ile ilgili sebepler, nörolojik, fizyolojik, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna sebep olmaktadır. Bütün dünyada özellikle çocukluk çağı obezitesindeki artışın sâdece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede fazla olması sebebiyle, obezitenin oluşumunda çevre faktörlerinin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir.

Çetinoğlu: Şişmanlığın aile ile bağlantısı var mı?

Çolak: Şişmanlığın aileyle ilintili olduğu yıllardır bilinen bir gerçektir. Anne ve babamızdan aldığımız genetik yük de kilo alımının önemli bir sebebidir. Anne ve babanın şişman olması veya şeker hastası bir anneden doğmak da kilo alma açısından risk anlamına gelir. Vücut ağırlığını kontrol eden bazı genler vardır ancak çocuk ve adölesanda görülen obezitenin % 1’den azı genetik bir hastalıktır. Yapılan ilmî çalışmalar vücut ağılığında % 30-70 oranındaki değişikliklerin, genetik faktörlere bağlı olduğunu göstermiştir. Anne ve babası şişman olan çocukların % 25 ‘inin şişman olması kalıtım veya genetiğin şişmanlığın ortaya çıkmasında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Anne ve babası şişman olan kişilerin çocuklarında, şişmanlık daha sık görülür. Şişman bir kişinin çocuklarının şişman olma ihtimali olmayan bir kişiye göre 2-3 kat daha fazladır.   Aile üyeleri, sâdece genleri paylaşmazlar, aynı zamanda obeziteye katkıda bulunan beslenme alışkanlıklarını ve hayat tarzını da paylaşırlar. Anne ve babanın şişman olması, ailedeki hareketsiz hayat biçimi ve ailedeki yanlış beslenme alışkanlığı, çocuklarda şişmanlık görülmesinin önemli sebepleridir.

Çetinoğlu: İkizlerde şişmanlık konusu da incelenmiş olmalı…

Prof. Çolak: İkizler ve evlat edinilen çocuklarda yapılan çalışmalarda çekirdek ailelerde obezite geçişi % 30-50, evlat edinilen çocuklarda % 10-30, ikizlerde ise % 50-80 arasındadır. Çocuğun obez olma ihtimali; her iki aile obez ise % 80, sadece biri obez ise % 40, her ikisi de obez değilse % 14’dür. İkizlerden biri obez ise diğerin de obezite görülme riski monozigotlarda dizigotlara göre daha fazladır. Tek yumurta ikizleri, eğer benzer şartlarda yaşıyorlarsa vücut ağırlıkları aşağı yukarı 1 kg kadar oynar. Eğer hayat şartları çok farklı ise yalnız 2-3 kiloluk bir fark gösterirler. Bu kısmen çocukluk çağında kazandıkları yeni alışkanlıklardan doğar. Fakat ikizler arasında bu yakın benzerliğin genetik olarak kontrol edildiğine inanılmaktadır.

Çetinoğlu: Sosyal ilişkilerle obezite arasında bir bağ var mı?

Çolak: Sosyal ilişkiler, obezite üzerinde şaşırtıcı biçimde güçlü rol oynamaktadır. Ailesi veya yakın arkadaşları şişman olanlarda obezite ihtimalinin daha fazla olduğu bilinmektedir. California Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından birinin de yüzlerce kilometre uzakta olan arkadaşların bile kilo durumunu etkileyebilmesidir. Araştırmaya göre, bir arkadaşı obez olanın aşırı şişman olma olasılığı % 57, kardeşi obez olanın % 40, eşi obez olanınsa % 37 oranında artıyor. Çok yakın arkadaşlıklarda ise risk üçe katlanıyor.

Obezitenin oluşmasında genetik yatkınlığın yanında çevre ile ilgili faktörler, davranış faktörleri, hayat tarzı da etkilidir.

Çevre ile ilgili faktörler: Şişmanların fazla yeme isteğinin ve beslenme biçiminin aile çevresinden edinilen bir alışkanlık olduğu ileri sürülmektedir. Çocuklar için, yeme genellikle sosyal bir durumdur, aileyi, diğer gençleri, akranları içeren diğer insanları gözlemleyerek kendi yeme davranışını ve tercihini oluşturur. Çocukların yiyecek tercihleri, ailelerinin yeme davranışlarından ve yiyecek seçim tercihleri ile şekillenir. Çocukluk çağında obezite gelişiminde anne-babanın beslenme tarzı, öğün sayısı, günlük aktivite şekli etkili olurken, okul çağı ve adolesan dönemde bireyin gününün büyük bir kısmını geçirdiği eğitim merkezindeki kantin ve yemekhanelerde sunulan besinlerin içerikleri ile eğitim programları, önerilen fizik aktivitenin yeri etiolojide etkili olmaktadır.

Davranışla İlgili Faktörler: Diyet ve Yeme Alışkanlıkları: Çocukluktan itibaren başlayan yanlış ve dengesiz beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan problemlerin başında şişmanlık gelmektedir. Hayatın ilk birkaç yılında yeni yağ hücrelerinin oluşum hızı özellikle fazladır. Yağ depolanması hızlandıkça yağ hücrelerinin sayısı da artar. Şişman çocuklarda yağ hücrelerinin sayısı çok defa normal çocuklardakinin yaklaşık üç katı kadardır.

Obezitede en önemli faktör hızlı ve fazla yeme davranışıdır. Bugün, toplumların beslenmesinde yağdan, sukrozdan, sodyumdan zengin, posadan fakir bir diyetin yer aldığı görülmekte, işlem görmemiş gıdaların tüketimi giderek azalmaktadır. Esas problemin, diyetin yağ ve karbonhidrat kısmındaki dengesizlikten kaynaklandığı ve beslenme bilgisi ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Aşırı kilolu çocukların diyetlerinde fazla enerjiyi yağdan aldıkları belirtilmektedir. Bebeklik dönemindeki beslenme şekli çocuğun ileri yıllardaki beslenme alışkanlığını belirler. Anne sütü ile beslenmenin obezite oluşumunu önleyici etkisi iyi bilinmektedir. Çocuk her ağladığında biberon ile süt vermek, muhallebi gibi kaloriden zengin besinlere erken başlamak ve bunları fazla miktarda vermek çocuklarda şişmanlığa yol açan yanlış uygulamalardır. Hızlı yeme ve az çiğneme de obezite oluşumunda kolaylaştırıcı faktörlerdir. Modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlığında kalori ve yağ yoğunluğunun fazla oluşu (fast food tarzı beslenme) obezite sıklığının artışında bir risk faktörüdür. Günde üç ya da daha fazla beslenen ve öğünlerini düzenli tüketen kişilerde, günde bir veya iki defa düzensiz beslenen kişilerden daha az sıklıkta obeziteye rastlanmaktadır

Fizikî Aktivite (FA): Sedanter hayat biçiminin bir uzantısı obezitedir. Obezite genellikle düşük FA ile beraberlik göstermektedir. Her türlü fizikî aktivite enerji harcamasını gerektirir. Fizikî aktivite ile enerji harcaması arasındaki etkileşim şişmanlığın oluşmasında önemli rol oynar. Düşük düzeyde FA’nin obezitenin sebebi olmaktan çok sonucu olduğu da düşünülebilir. Fizikî olarak inaktif bir hayat yaşayanlar veya inaktif hâle gelenler, genellikle aktif kişilere göre daha obezdir. Hareketsizlik, obezite sebebi olarak gözlenmekte, obezite ise hareket eksikliğine yol açarak kısır bir döngü oluşturmaktadır. Televizyon seyretmek ile obezite arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Televizyon seyretmek ile vücut yağ dağılımı ve total vücut yağı arasında bir ilişki olduğu da saptanmıştır. Televizyon reklamları, kişinin tükettiği gıdanın nitelik ve niceliklerini etkilemekte, obeziteye yol açan kötü diyet alışkanlıklarına yol açmaktadır. Televizyon seyretme süresi boyunca kişilerin ana öğünlerine ilaveten ara öğün yaptıkları sıkça görülmüştür. Televizyon seyretme süresi fazlalaştıkça kişinin oturma süresi artmakta, bu da BKI’ inde artışa yol açmaktadır. Obezite sıklığı, 4 saatten daha fazla televizyon izleyen çocuklarda, 1 veya 1 saatten daha az televizyon izleyen çocuklara göre daha yüksek olarak saptanmıştır. Televizyon izleyen çocukların hiç reklâm izlemeyenlerden daha fazla şekerli gıda tüketmeyi tercih ettiklerini gözlemlenmiştir.

Psikolojik Faktörler: Bazı çocuklarda psikolojik problemlere tepki olarak aşırı iştahsızlık görülebileceği gibi, bazılarında bu tepki fazla yeme şeklinde ortaya çıkar. Anne baba ve çocuk arasındaki ilişkiler, ev ortamındaki problemler, arkadaş grupları tarafından kabul edilmeme, derslerdeki başarısızlıklar bireyin ruhî yapısını etkileyerek beslenme bozukluklarına sebep olmaktadır. Obez çocuklarda özellikle puberte döneminde arkadaş edinememe, grup faaliyetlerine katılmama gibi ortaya çıkan psikolojik bozukluklar çocuğun obezite derecesini arttırmaktadır. Psikanalitik kurama göre fazla yeme, psikoseksüel gelişmenin oral dönemine bağlı kalmasından kaynaklanır. Yemek yeme, parmak emme gibi oral etkinlikler erken yaşlarda yakınlığa ve sevgiye eşdeğerdir. Daha sonraki yaşlarda sevgi ve güvenliğe olan gereksinim doyurulmamışsa, oburluk bunların yerine geçer. Yaşam üzücü ise, kişi yiyeceği duygularını doyurmak için kullanır. Çocuklarının her ağlama ve rahatsızlığına her zaman meme veya biberonla cevap veren anneler, böylece onların oral doyum ve hayat açlığını şartlandırarak ileride stres altında kaldığında oral doyum aramasına neden olur

Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörleri şöylece sıralanabilir:

Yaş, Cinsiyet,  Eğitim seviyesi, Medenî durum,  Doğum sayısı ve doğumlar arası süre,  Sosyo – kültürel etmenler, Gelir durumu, Hormonal ve metabolik etmenler, Genetik etmenler, Psikolojik problemler, Yetersiz fizikî aktivite, Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama, Sigara- alkol kullanma durumu, Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.

 

DEVAM EDECEK

 

Prof. Dr. RAMİS ÇOLAK:

15 Nisan 1967 tarihinde Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu ve ortaokulu Gümüşhacıköy’de, Liseyi İzmir’de bitirdi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Fırat Üniversitesi İç Hastalıkların Anabilim dalında İç hastalıkları ihtisası, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Endokrinoloji ve Metabolizma Bilimdalı’nda yan dal ihtisası yaptı.

 

1997 yılında İç Hastalıkları Yardımcı Doçenti, 2000 yılında Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı, 2005 yılında Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doçenti, 2009 yılında Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Profesörü oldu.

Prof. Dr. Ramis Çolak İngilizce bilmektedir. Evli ve üç çocuk babasıdır.