IMG-LOGO
Röportaj

Kırım Tatar Edebiyatı ve Sanatı’nı Zafer Karatay İle Konuştuk.

11 07 2021

Oğuz Çetinoğlu: Bora Gazi Giray’dan başlamak üzere kıyımlara ve sürgünlere rağmen Kırım Türkleri, sanat, edebiyat mûsıkîde dikkat çekecek ölçüde gelişmiş bir yapıya sâhip. Derinliklerini ve enginliklerini sizden öğrenebilir miyiz? 

Zafer Karatay: Belirttiğiniz gibi 1783’ten itibaren Çarık Rusyasının başlattığı ve aynı insanlık dışı geleneği devam ettiren Bolşevik Sovyet rejimini Kırım Türklerini maruz bıraktığı sürgünler ve kıyımlara rağmen Kırım Türkleri varlıklarını muhafa etme ve var olma mücadelelerini günümüze kadar sürdürme başarısını gösterdiler. Bunda eğitimin, kültürün, edebiyatın toplum hafızasındaki yeri ve önemi büyüktür. Türk-İslam târihinde ilân edilen ilk cumhuriyet olan Kırım Halk Cumhuriyeti'nin başkanı, Kırım, Ukrayna Litvanya Polonya Başmüftüsü Numan Çelebi Cihan'ın 1917 yılı Kasım ayında Kırım Hanlığı’nın başşehri Bahçesaray'daki Hansaray'ın müze olarak açılışında yaptığı muhteşem konuşmasında “inanarak tam bir buçuk asır sabrettik. Bir buçuk asır edebiyatsız, ilimsiz, sanatsız, ticaretsiz ve siyasetsiz olarak mahkûmiyetler, mahrumiyetler içinde yaşadık’ diye târif ettiği 1783'te başlayan Çarlık Rusyası altındaki esaret hayatından kurtuluşunu Kırım Türklerine müjdelerken, onlara geleceklerini kurtarmak için neyin önemli olduğunu söylemişti:

“Edebiyattan, ilimden sanayi ve ticaretten sonra siyaset gelir.”

Edebiyatın, ilmih ve sanatın önemini bu tarihî konuşmasında üç defa tekrarlayan Numan Çelebi Cihan ve arkadaşları, yazmayan, fikir üretmeyen düşünmeyen ve ilimle uğraşmayan bir toplumun geleceğinin olmayacağını iyi biliyorlardı. İsmail Gaspıralı onlara bu akıl yolunu açmıştı.

Çetinoğlu: Söz konusu seviyeye kısa zamanda ulaşmak mümkün değil. Kırım Türklerinin sanata ilgileri ne zaman başladı?

Karatay: 1441 yılında kurulan Kırım Hanlığından çok önce de, Kırım Türklerinin ana nüvesini oluşturan Kıpçak Türkleri, Karpatlar'dan Altay Dağlarına uzanan Deşti Kıpçak olarak adlandırlan Kıpçak bozkırlarında, bütün Türk boylarında olduğu gibi sözlü edebiyat çok güçlü ve zengindi. Yerleşik düzene geçip yazılı edebiyat oluşmadan önce kültürlerini, duygu ve düşüncelerini geleneklerini, ‘keday’ adı verilen halk ozanlarının yırlarında, naklettikleri efsânelerle, destanlarla, halkın arasında dillenen, çınlar, mâniler, atasözleri, tapmacalar (bulmacalar) vasıtasıyla nesilden nesile geçen sözlü edebiyatlarıyla günümüze kadar getirmişlerdir. Kırım Hanlığı kurulduktan sonra Hanlığın kurucusu Hacı Geray'ın yerine tahta geçen Mengli Geray'ın şiirlerinin olduğu bilinmektedir. Elbette gazelleri bestelenerek günümüzde klasik Türk müziğinin en güzide eserleri arasında yer alan Bora Gazi Geray Han, şâir Kırım hanları içerisinde en meşhurudur. Fransa Kralının elçisi olarak Kırım'da bulunan Baron De Toth, şiire edebiyata sanata ilgi duyan Kırım Geray'ın piyes seyrettiğinden de söz etmektedir. Hanlık dönemini en önemli şâiri Gözleveli Âşık Ömer olduğunu not olarak belirtmeliyim.

Çetinoğlu: Gelişmeler nasıl bir seyir tâkip etmiş?

Karatay: Edebiyat târihçileri, Kırım Türk Edebiyatını 6 devire ayırırlar;

1-Hanlık Dönemi, 2-Rus istilâsı Dönemi, 3-‘Tercüman’ Dönemi, 4-1905-1917 Dönemi, 5-1917-1944 Dönemi, 6-1944’ten günümüze kadar olan dönem.

Bu kadar çok devir olması elbette işgal, sürgünler baskılarla dolu dönemler sebebiyledir. Bu dönemler Kırım Tatar medeniyetine, diline, kültürüne ve edebiyatına büyük etki etmiştir. Hatta ölümün eşiğine getirmiştir demek abartı olmaz. Ama işgalci Rusya’nın Kırım’da Kırım Türklerinin tarihini geçmişini silme, onarı köksüz bırakma siyasetine rağmen Kırım Türkleri köklerinden kopmamış, her fırsatta tarihlerini kültürlerine sahip çıkmıştır.

Çetinoğlu: Kırım Tatar edebiyatının târihê seyrinde bir ufuk turu yapıp, 18 Mayıs 1944 sürgünü ve sonrası gelip genişçe bir şekilde anlatmanız mümkün mü?

Karatay: Kırım Hanlığı döneminde yazılı döneme geçen Kırım Türk edebiyatı ve sanatı, 1783 yılında Kırım’ın Çarlık Rusyasının esareti altına düşünce, 100 yıllık karanlığa boğulmuştu. Bu asırda tek bir yazılı eser üretemeyen, üretmesine işgalcilerce de imkân verilmeyen Kırım Türkleri, içinde bulundukları, sosyal, kültürel, ekonomik vaziyetleri, kısaca hayatlarının her alanındaki vahim durumları dikkate alındığında, böyle bir toplum içinden İsmail Gaspıralı gibi muhteşem bir insanın çıkması mucizevî bir durumdur. Kırım Türkleri onun Bahçesaray’da 1883 yılında neşretmeye başladığı Tercüman gazetesiyle, Usul-i Cedid okulları ve bir dizi faaliyetleriyle Türk târihine ihtişamlı bir dönüş yaptılar. Bu yıl doğumunun 170 yılını kutladığımı İsmail Gaspıralı'nın (20 Mart 1851- 24 Eylül 1914) ektiği tohumlarla yeşeren, O’nun yarattığı iklimde büyüyen ve aydınlattığı yolda yürüyen aydınlar her sahada önemli eserler vermeye başladılar. İsmail Gaspıralı'yı uzun uzun anlatmaya gerek yok. O her konuda öğretmen olmuştur. Şiir yazmış, hikâye yazmış, ders kitapları yazmış, her sahadaki boşluğu elinden geldiğince doldurmaya gayret etmiştir. İdil ral Türklerinden meşhur tarihçi rahmetli Prof.Dr. Mir Kasım Osman İsmail Gaspıralı”yı kısa ve özlü olarak şöyle tanımlamıştı,2003 yılında hazırladığım İsmail Bey Gaspıralı belgeselinde;

“İsmail Gaspıralı, hem politik, hem fikir adamı, filozof, hem de edebiyatçı., hem pedagog, hem gazeteci,organizatör, idareci. Hepsi bir adamın yüzünde, bir adamın elinde bir insanın ömründe olmuş. Büyük adamlar tarihte seyrek olur. İsmail Gaspıralı da bunun gibi  seyrek büyük zatlardan biridir.”

Çetinoğlu: Gaspıralı İsmail Bey, gerçekten muhteşem bir şahsiyet. Kısa da olsa bilgi lütfeder misiniz?

Karatay: Çarlık Rusya’sında 1905 inkılâbının getirdiği serbestlik içinde, İstanbul’da okuyan öğrencilerin, İsmail Gaspıralı'nın Tercüman gazetesinde yetiştirdiği Kırım Tatarı aydınların ve Gaspıralı'nın açtığı okullarda öğretmenlik yapmaya gelen öğretmenlerin yarattığı ortamda, İstanbul Türkçesi Kırım Türk edebiyatında canlanmıştır.

Bu arada 1906 yılında İsmail Gaspıralı kadınlar için ‘Âlemi Nisvan Dergisi’ni kızı Şefıka Gaspıralı yönetiminde yayınlamaya başlamıştır. Böylelikle Kırım Tatar kadınları da toplumun medenî, sosyal ve kültür hayatına, edebiyat dünyasına katılmaya başlamışlardır. Ayrıca Gaspınalı çocuklar için ‘Alem-i Sübyan’ isimli bir dergi ve ‘Ha Ha Ha’ adlı mizah dergisi de yayınlamıştır.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Gaspıralı İsmail Bey’den başka gazeteciler de vardı…

Karatay: Evet! Gazeteci Abdurreşıt Mediyev, tâarihçi öi itnograf Osman Akçokraklı, (1879-1938), Habibullah Odabaş, şâir Mehmet Nüzhet, Bekir Emekdar, şâir Asan Çergeyev (1879-1946), etnograf bilgin Hansarayı Müzesi’nin kurucusu Hüseyin Badanalı, Gaspıralı’dan sonra Tercüman Gazetesinin başına geçen gazeteci yazar Hasan Sabri Ayvaz, Halil Çapçakçı, Hüseyin Baliç, şâir Hüseyin Şamil Toktargazi (1881-1913), Osman Zaatov, Seyyid Abdullah Özenbaşlı (1867-1924), şâir Mehmet Niyazi, dilci İsmail Lömanov, şâir Abdullah Lâtifzâde (1890-1938) gibi çok sayıda Kırım Tatar aydını ortaya çıkmıştır.

İstanbul'da eğitim yaparken önce Kırım Talebe Cemiyeti’ni, sonra Vatan cemiyetini kuran ve liderlik eden Cafer Seydahmet Kırımer ve Numan Çelebi Cihan 1917'de Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplanmasına öncülük etmiş 26 Aralık 1917'de ilan edilen Kırım Anali Cumhuriyetinde Çelebi Cihan Hükümet başkanı. Kırımer ise Harbiye Dış ve Dışişleri Bakanı olmuşlardır. Her ikisi de yazarlık yaptı. Numan Çelebi Cihan aynı zamanda şâirdir. Kırım Türklerinin Millî Marşı olan And Etkenmen şiirini yazmıştır.

Çetinoğlu: Gaspıralı’nın Tercüman Gazetesi hakkında kısa da olsa mâlûmat vermeniz mümkün mü?

Karatay: Tercüman Gazetesi İstanbul Türkçesine yakın bir dille yayınlanmış, ondan sonra yetişen yazar ve şâirlerin bir kısmı eserlerini İstanbul Türkçe’siyle bir kısmı da Kırım’da konuşulan Türkçe ile yazdı.  Kırım'ın güneyinde İstanbul Türkçe’sine yakın bir dil konuşulurken Kırım'ın kuzey bölgelerinde Kıpçak Türkçesi kullanılmıştır.

Çetinoğlu: 26.000 kilometrekarelik bir ülkede 2 ayrı dil, edebiyatın gelişmesi için olumsuzluklara sebebiyet vermiştir.

Karatay: Bu durum özellikle 1920'lerde Kırım'daki aydınlar arasında edebî dille ilgili ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Bu arada Kırım'a Bolşevikler hâkim olmuş 1921 yılında Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur 1928'de Akmescit'te toplanan Kırım Tatar Edebî Dilinin imlası üzerinde Birinci İlmî Konferansı'nda bozkır ve yalı boyu arasında kalan şeridin, Orta Yolak ağzı da denen Bahçesaray ağzının, yazı dili olmasına karar verilmiştir.

Kırım Muhtar SSC’nin ilk döneminde 1928 yılında Veli İbrahim, Stalin tarafından kurşuna dizilerek şehit edilmesine kadar Kırım Tatar Edebiyatında canlanma devam etmiştir. Bu dönemde ilk tahsilini Kırım'da yaptıktan sonra İstanbul'da bugünkü Galatasaray lisesinde daha sonra Macaristan'da Türkoloji tahsili yapan şâir ve Türkolog Prof. Dr. Bekir Çobanzade (1893-1939), İstanbul Üniversitesinde târih okuduktan sonra 1926 yılında Kırım'a dönen şâir Hamdi Giraybay (1901-1930), 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti kurulması üzerine öğretmen olarak Kırım'a gelen şâir Şevki Bektöre (1888-1961), besteci Asan Refat, tiyatro eserinden şiir ve edebiyat sahasının her türünde çok önemli eserler veren Ömer İpçi (1897-1955), şâir Ziyaddin Cavtöbeli, Cafer Gaffar (1898-1938), İlyas Tarhan, Irgat Kadir, Mahmut Nedim (1893-1938), Abdullah Latifzade (1890-1938), Ahmet Özenbaşlı (1893-1958), Eşref Şemizâde, Kerim Camanaklı, şâir Abdurrahim Altanlı Şeyhzâde (1898- 1976) ve başka pek çok aydın eserler vermiştir. 1927-1928 yılından itibaren bütün Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi Kırım'da da siyasî iklim değişmiş ve Stalin'in aydın kıyımları başlamıştır. Bu sebeple Bekir Çobanzade ve Asan Refatov gibi kimi aydınlar Bakü'ye giderek faaliyetlerine orada devam etmişlerdir.

Çetinoğlu: Bekir Çobanzade hakkında da ek bilgi vermeniz mümkün mü?

Karatay: Çobanzâde, Kırım Tatar edebiyatının en büyük ve güçlü şâirlerinden biri olmasının yanısıra, dil ve edebiyat konusunda çok büyük bir uzmandır. Bakü'deki Türkoloji Kurultayı’nın beynidir. Azerbaycan ve Kumuk Türkleri başta olmak üzere Sovyet rejimi altındaki Türk halklarının dil ve edebiyatlarında çok önemli rol oynamıştır. Azerbaycan'da hakkında birçok araştırma ve eser yayınlamıştır. Maalesef o da Stalin kıyımından kurtulamamış, hapishanede hayatını kaybetmiştir.

Kırım Tatar târihinde Sovyet rejiminin aydın kıyımında 17 Nisan 1938 kara bir gündür. Özellikle 1936 ve 1937 yıllarında, kimileri daha önce çeşitli sebeplerle tutuklanmış olan Kırım Tatar aydınlar tâkip eden 3 gün içinde, Akmescit'teki cezaevinde Stalin rejiminin cellatları tarafından kurşuna dizilmişlerdir.

Katliam gününe gelmeden önce, Sovyet hükümeti tarafından Kırım Tatar aydınları, ‘devlet haini’ ve ‘anti-Sovyet unsur / Sovyet hükümet muhalifleri) olmakla suçlanarak aleyhlerinde dâvâlar açılmıştı. Kırım Tatar halkının en parlak bilim adamları ve siyasî temsilcileri, casusluk ve milliyetçilikle suçlanmış, bu suçlamalar yüzünden yüzlerce Kırım Tatar aydını toplama kampına gönderilmişti. O günlerde kaç Kırım Tatar aydının kurşuna dizilerek öldürüldüğü ve nerede toprağa verildiği hiçbir zaman bilinemedi.

Kurşuna dizilenler arasında; yazar, gazeteci Hasan Sabri Ayvazov, yazar İlyas Tarhan, yazar, ilim adamı ve öğretmen Osman Akçokraklı, Bahçesaray Saray Müzesi Müdürü, etnograf Hüseyin Badanalı, dilbilimci ve öğretmen Yahya Bayraşevskiy, Süleyman İdrisov, şâir ve öğretmen Abdullah Latifzade, gazeteci Mamut Nedim, Kırım Devlet Yayınevi Başkanı Abdülkerim Cemaledinov bilenenlerdir.

Çetinoğlu: Sâdece Kırım Türklerinin değil, bütün Türk dünyasının muhteşem yazarı Cengiz Dağcı’a sıra gelmiş olmalı…

Karatay: Tabîi… Bu dönemlerde yetişmekte olan Cengiz Dağcı, bu kıyımın eşiğinden dönmüş ve savaş sonrasında yaşadığı Londra'da, bilindiği gibi muhteşem eserler vererek, Bolşeviklerin Kırım Türklerine olan zulümlerini ve savaş yıllarında Türk halklarının yaşadıkları dramı yazmıştır. Cengiz Dağcı'nın eserlerini okuyup da Kırım sevdasına düşmeyen çok az insan vardır.

Çetinoğlu: Onlardan biri de benim. Varlık Yayınları’ndan her yeni kitabı çıktığında harçlığımın elverdiği ölçüde 3’er 5’er adet satın alır, arkadaşlarıma hediye ederdim.

Peki efendim, Kırım Türkleri yazılı edebiyatta hangi alfâbeyi kullanıyordu?

Karatay: Kırım Tatarları, Hanlık döneminde Arap alfabesini kullanmışlardır. 1929'da Merkezî hükümetin baskısıyla 31 harfli Latin alfabesine geçildi. 1938 yılında ise, Stalin döneminde hazırlanan bir kanunla bütün Slav olmayan (Ermenice ve Gürcüce hariç) dillerde olduğu gibi, Kırım Türkçesinde de Kiril alfabesi kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde Kırım Tatar Milli Meclisi tekrar latin alfabesine geçme kararı aldı. Bu da yavaş yavaş hayat geçiriliyordu. Ancak 2014 yılındaki Rusya işgali buna da büyük darbe vurdu

Çetinoğlu: Bu değişiklik de Kırım Türk edebiyatını olumsuz yönde etkilemiştir.

Karatay: Hem de çok. Yazanlar kadar okuyanlara da problem yaratış gelişimi engellemiştir. Ayrıca Kırım Tatarlarının birçok ülkeye dağıldığı ülkelerde farklı alfabeler ve alfabelerin telaffuzu da ortak bir dil ve yazım konusunda günümde dahi problem olmaya devam etmektedir.

Ayrıca İkinci Dünya Savaşı da Kırım Tatarlarına ve dolayısıyla edebiyatına çok ağır zarar vermiştir. Birçok genç yazar, şâir ve aydın, Kızıl Ordu saflarında savaşırken hayatını kaybetmiştir. Sürgün yerlerinde 1957’ye kadar yazılı neşriyat yapmalarına yasak getirilmiş, 1957den sonra da kısıtlamalar, sansür, baskılar edebiyatın gelişimine büyük engel teşkil etmiştir.

Çetinoğlu: Asıl büyük kayıp daha doğrusu büyük kıyım hâdisesi de da Kırım Türklerinin topyekûn sürgünü olmalı.

Karatay: Evet! Savaştan daha büyük bir felaket savaş bitmeden 18 Mayıs 1944 günü Kırım Tatarlarının kapısını çalmıştır. İkinci Dünya Savaşı’na girmeyen Türkiye'yi cezalandırmak bahanesiyle Boğazlar, Kars ve Ardahan meselesini gündeme getiren Stalin, muhtemel bir savaşta Türkiye'ye yardım edeceklerini düşündüğü, Kırım, Karaçay, Balkar, Ahıska Türklerini Çeçenler ve İnguşları, Orta Asya Çöllerine, Sibirya ve Urallara sürgün etmiştir.

Böylelikle Sovyet rejimi, Kırım'daki 1500 yıllık Türk İslam târihini medeniyetini, buranın târihi sâhiplerini târihten yok etmek için dehşetli bir soykırım yapmıştır. Bu sürgün ve sürgün sonrasının ağır şartlarında Kırım Türkleri nüfuslarının %46,2'sini kaybetmiştir. 1953 yılında Stalin'in öldüğü gün Kırım Türklerinin bayram günü gibidir. Savaşın ve sürgünün ağır yaraların sarmaya başlayan Kırım Tatarlarının aydınları teşebbüse geçerek 1 Mayıs 1957 târihinde Kırım Tatar Türkçesinde Lenin Bayrağı gazetesini yayınlamayı başardılar. İlk iki sayfası Sovyet rejimi, Komünist partisi, Kolhoz ve Sovhozlardaki yapılan işler ve propaganda haberleriyle dolu gazetenin üçüncü ve özellikle dördüncü sayfası Kırım Tatar dili ve edebiyatı işin hayat kaynağı olmuştur. Savaştan ve sürgünden sağ kurtulabilmiş yazarlar, şâirler gazeteciler buradan eserlerinin okuyuculara ulaştırabilmişlerdir. Elbette Kırım, Kırım Tatarlarına yasaktı, onlara târihlerini, Kırım'daki geçmişlerini hatırlatan ibâreler, sözcükler yasaktı. Buna rağmen yazarlar şâirler, sanatçılar dolaylı da olsa sürgünde yaşan Kırım Tatarlarına kendi kimliklerini ve değerlerini anlatmaya çalışmışlardır. En önemlisi de millî kimliğin temeli olan ana dillerini ve edebiyatlarını canlandırmaya, yaygınlaştırmaya hizmet etmişlerdir

Yine 1957 yılında, Özbekistan Yazarlar Birliği içinde Kırım Tatar Yazıcıları bölümü oluşturulmuştur. Stalin kıyımlarından kurtulup sağ kalabilen Şamil Alâdin, Abduraim Altanlı, Abdulla Dermenci, Eşref Şemizâde, Yusuf Bolat, Ziyadin Cavtöbeli, Raim Tınçerov, Reşid Murad, Safter Nogayev, Cevdet Amet (1917-1995) , Fetta Akim, Gafar Bulğanaklı Riza Halid, Rıza Fazıl, Zakir Kurtnezir, Seyitumer Emin, Enver Selâmet, Remzi Burnaş, Çerkez Ali, Yakub Zekki, Cevaire Mecitova, Yunus Temirkaya, Amet Mefayev, Zeynep Abbasova, Mambet Aliyev, ibraim Paşi gibi yazar ve şâirler toplanarak Kırım Türk edebiyatı¬nı canlandırmaya çalışmışlardır. Sürgün döneminde Kırım Tatar dili ve edebiyatının canlanmasında Eşref Şemizâde (21 Haziran 1908-11 Mart 1978) ayrı bir yer tutmaktadır. 15 yaşında ilk şiirleriyle edebiyat sahnesine çıkan Şemizade, 1930'ların ilk yarısında artık Sovyetler Birliği'nde ismi bilinen şâirler arasında yer alıyordu. Bu yıllarda genç şâir, Cengiz Dağcı'nın da hayatına dokunan Eşref Şemizade, 1941 yılında tutuklanarak İrkutsk'a sürgün edilmiştir. Kırım Türklerinin Kırım’dan sürgün edilmesinden sonra ikinci defa hapse atılmış, hapisten çıktıktan sonra bütün Kırım Tatar yazar ve şâirlerinin saygısını kazanmış, onlara yol göstermiş, yazdığı şiirlerle millî duyguyu aşılamaya gayret etmiştir. Sovyet rejimi altında yaşamasına rağmen Kırım Tatar edebiyatının en parlak yıldızı, yol göstericisi o olmuştur.

1957'de Kırım Türkçesiyle otuz Kırım Tatar aydınının hikâyeleri, denemeleri ve şiirlerini bir araya getiren ilk kitap Baar Ezgileri basıldı.

1968 yılında Taşkent'te Gafur Gulam Neşriyatı içinde faaliyete geçen Kırım Tatar yayınları bölümü Kırım tatar edebiyatının canlanmasına büyük katkı sağlamıştır.

Kırım Tatar yazar ve şâirlerinin, özelliklede yeni nesil aydınların eserlerini halka ulaştıran önemli bir vasıta da 1976 yılında Kırım Tatar Türkçesinde önce yılda iki kere çıkarılırken, 1980 yılından itibâren ise iki ayda bir yayınlanmaya başlayan Yıldız Dergisi olmuştur.

1968 yıllarında Nizamî adına Taşkent Pedagoji Enstitüsü’nde Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü kurulmuştur. Sürgünden sonra Kırım Tatarları ilk defa ilmî düzeyde ana dili eğitimi alan ve bu dilde okuyup yazan kadrolar yetiştirme imkânı bulmuşlardır. Sürgün yıllarında yetişen yazarlar arasında Şâkir Selim hem yazdığı vatanseverlik duygularını geliştiren hem de edebi gücü çok yüksek şiirleriyle sivrilmiş, ön plana çıkmıştır.

Çetinoğlu: Vatanseverlik duygularını geliştiren, ‘Vatana dönüş’ düşüncelerinin tohumları olan Kırım Türkleri edebiyatının meyvesi tomurcuk vermeye başlamış olmalı…

Karatay: Sürgün yerlerinde yaşamayı kabul etmeyen, Sovyet rejimine boyun eğmeyen Kırım Türkleri inanılmaz bir direniş göstermiş, olağan üstü bir mücâdele vererek Vatan Kırım'a dönmeyi başarmışlardır. Temmuz 1987’de Moskova Kızıl Meydan'da yaptıkları ve bütün dünyada büyük yankı uyandıran gösterileri neticesinde, Sovyet rejimince kendilerine kapatılan Vatan Kırım'ın kapılarını yıkarak Kırım'a dönmeye başlamışlardır. Kırım'da yönetimi elinde bulunduran şövenist Rusların engellemelerine, çıkardıkları binbir zorluklara rağmen Kırım Türkleri bir taraftan evlerini kurmaya çalışırken diğer yandan da medeniyetlerini yeniden canlandırmak için gayret göstermişlerdir. Böylelikle 7 Temmuz 1989 günü Vatan Kırım'da Akmescit şehrinde Kırım Tatarca yayınlanan Dostluk ile ana dilde gazete Vatan Kırım'da 40 yıl sonra yeniden doğdu. Rahmetli Şevket Ramazan'ın gayretleriyle ve O’nun yönetiminde haftada bir gün Cuma günleri Kırımskaya Pravda gazetesinin eki olarak yayına başlayan Dostluk Gazetesi, rahmetli Şakir Selim ve diğer aydınlarımızın katılımı ve desteğiyle gelişip 1995 yılında Kırım adını alarak Kırım Türklerine olan hizmetini günümüze kadar sürdürdü.

‘Lenin Bayrağı Gazetesi’ yönetimi de Kırım’a dönerek, ‘Yanı Dünya / Yeni Dünya’ adıyla Kırım'da yayınlanmaya başladı. Yıldız Dergisi de Kırım'a döndü. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra Ukrayna içerisinde Kırım Özerk Cumhuriyeti olarak kalan Kırım'da, binbir zorlukla okullar açıldı. Bunlar; ana dilde eğitim veren 15. Kırım Tatar Millî okulu ve yine binbir güçlükle açılan Kırım Mühendislik ve Pedagoji üniversitesi içerisindeki Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü’dür. Yine Kırım Devlet Üniversitesi içerisindeki Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı bölümü, ana dilin öğrenilmesi, ana dilde okuyan ve yazan kadroların yetişmesinde önemli görevler yapmaktadır. 2014 yılında Kırım Rusya tarafından işgal edilene kadar, Kırım'da çok sayıda şiir, roman, hikâye ve başka sahalarda eserler neşredilmiştir. Yeniden yeşeren ve canlanma gösteren Kırım Tatar edebiyatı Rusya işgaliyle birlikte yeni problemlerle ve engellemelerle karşı karşıya kalmıştır.

Çetinoğlu: Zafer Bey, çok teşekkür ederim. Kırım Türkleri kardeşlerimize sağlıklı ve huzurlu günler dilerim. Onlardan öğrendiğim bir söz var: ‘Allah’a şükür, toprağın üzerindeyiz.’ Toprağın altında olanlara rahmet, üzerinde olanlara direnme gücü niyaz ediyorum. Mücâdelesine devam edenlere, her türlü sıkıntıya rağmen, morallerini diri tutanlara, sanat ve edebiyatını geliştirenlere gönül dolusu selamlar.

 

 

ZAFER KARATAY

     İlk, Orta, Lise ve üniversiteyi (Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği) Ankara’da okudu. Yüksek Lisansını Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Genel Türk Tarihi Bölümü’nde yaptı (2017). Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticâret Bakanlığı’nda mühendis olarak çalıştıktan sonra 1985 yılında TRT’nin açtığı prodüktörlük imtihanını kazanarak 1986 yılında TRT İstanbul Televizyonu’nda yapımcı ve yönetmen olarak çalışmaya başladı. 2000-2002 yıllarında Eğitim Kültür Drama Programları, 2004-2008 yılları arasında TRT İstanbul Televizyon Müdürlüğü yaptı. 33 yıl boyunca Türk târihi ve kültürü ile ilgili çok sayıda belge niteliğine sâhip televizyon programları hazırladı. Çok başarılı çalışmalarının karşılığında mükâfat olarak TRT’den Eylül 2019’de sürgün edildi.

     Resmî vazifeleri devam ederken 1974 yılında başladığı Kırım ve Türk Dünyası için aktif çalışmalara ve mücâdelelerine devam etti. 1983 yılından beri Kırım Türklerinin sesi Emel Dergisinin sorumlu yöneticiliğini yapıyor. 1989-1991 yıllarında Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı’nın 1991 yılından beri de Kırım Tatar Millî Meclisi’nin Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı’dır. Devamlı basın kartı sâhibidir.

https://www.emelvakfi.org/yazarlar/zafer-karatay/