IMG-LOGO
Güncel

Türkçe’deki Vatan (IV)

24 05 2021

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin tahribi değil tahkimi” adlı yazısından bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce “Nurullah ÇETİN” beyden bahsetmek bu mümtaz bilim ve edebiyat  insanını tanıtmayı düşünüyorum:

“1964 tarihinde Kütahya'nın Simav ilçesine bağlı Kuşu kasabasında doğdu. 1980-1981 öğretim yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalına kaydoldu. Lisans öğrenimini 1985te bitirdi. Yüksek lisansını 1988, doktora öğrenimini de 1995’ te tamamladı.

1997'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne Öğretim Üyesi olarak atandı. 1998'den Londra Üniversitesine bağlı School of Oriental and African Studies (SOAS)'de "Mustafa Kemâl ATATÜRK Fellowship" Programları çerçevesinde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermek üzere misafir öğretim üyesi olarak görevlendirildi. Bu görevi 2000'de sona erdi. 2002'de aynı üniversitede (Londra Üniversitesi) bir yıl süreyle tekrar görevlendirildi.

1999da "Doçent Doktor" unvanını aldı. 2005'te de profesörlük kadrosuna yükseltildi. Hâlen  Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi olarak bu görevine devam etmektedir.

Bugüne kadar 23 adet yayınlanmış eseri bulunmaktadır. Bu değerli vatan evladının satırlarını birlikte okuyalım. Bugünlerdeki vatan hainlerine cevap, gafillere uyarıcı, dostlara gül destesi  olsun.

Yazısına Nurullah Çetin bey, VATAN’ını, TÜRKÇE’sini, DİN’ini aziz bilen insanların duygularına tercüman olarak başlar:

Türkiye'nin ve Türk milletinin bugün en önemli sorunlarından biri, Atatürk'ün ifadesiyle "dahilî ve haricî bedhâhların" (Türkiye'nin kötülüğünü isteyen iç ve dış düşmanlar) çabalarıyla yüzyıllara dayanan bir millet oluşumumuzun aşındırılmaya ve çözülmeye çalışılmasıdır.

Bugün itibariyle Türkiye sınırları içinde yaşayan insanlar, yüzyıllar boyu süren bir birliktelik süreci içinde milletleşmişler ve "Türk milleti" dediğimiz yapıyı oluşturmuşlardır. Fakat "Türk milleti" adını verdiğimiz bu organik sosyal toplaşmamızı yıkmak için milletleşmenin temel harcı olan ortak dil ve din sürekli gevşetilmeye, aşındırılmaya ve zaman içinde yok edilmeye çalışılmaktadır.

Kabaca dünya toplumlarının tarihî süreç içinde sosyal anlamda toplaşma süreci ve toplumsal akışı, "kavim-millet-milletler birliği (ümmet)" şeklindedir. İnsan toplaşmaları en eski zamanlarda daha küçük bir birim olan kavim şeklindeydi. Zamanla kavimler ortak bir dilde birleşerek "millet"i, milletler de ortak bir dinde birleşerek "milletler birliği (ümmet)"i meydana getirdiler. Bu toplumsal akış süreci, Doğu'da olduğu gibi Batıda da aşağı yukarı böyle gelişmiştir.

Bugün Batıda İngiltere, Almanya, Fransa gibi adı olan devletler içindeki İngiliz, Alman, Fransız milletleri, esas itibariyle Kelt, Angl, Sakson, Frank, Frandr, Germen, Latin, Viking, Norman gibi değişik kavimlerin kaynaşıp özdeş bir yapıya bürünerek İngilizce, Almanca, Fransızca gibi belirli ortak dillerde birleşerek bir üst toplumsal birlik olan millet aşamasına geçmiş hâlleridir. Bu milletler, Hristiyanlık dininde birleşerek Hristiyan ümmetini meydana getirdiler.”(s. 149)

“İnsanların bir biyolojik bir de sosyolojik yapıları vardır. Biyolojik boyutları, kendi iradeleri dışında, Allah tarafından yaratılan ve kendilerine verilen özellikleridir. İnsanların bu biyolojik yapıları, Kur'an'da belirtilen "kavimler ve kabileler" hâlinde yaratılmış olan boyutlarıdır. Sosyolojik boyutları ise insanların kendi iradeleri, bilgileri, gayret ve çalışmaları ile elde edip benimsedikleri toplumsal rol ve yapılarıdır. Bu da yine ayetin devamı olan "birbirlerini tanımaları" ile ilgili kısmıdır.” (s.150) 

“Görüldüğü gibi Allah, insanları kavim ve kabileler hâlinde yaratır, sonra bunlar, birbirleriyle tanışıp kaynaşabilmeleri için idarî ya da coğrafî anlamda bir araya gelip, aynı dili kullanarak milletleri oluştururlar, bir üst aşamada da din ortak paydasında birleşerek ümmet olurlar, ya da başka ortak paydalar bulup milletler topluluğu hâlinde bir birlik ortaya çıkarırlar. Batıda da Doğuda da istisnaları olmakla birlikte genellikle bu süreç böyledir. Toplumsal akışın ileriye dönük doğrultusu da budur. Bunun aksi geriye gidiştir.

Bugünkü Türkiye toplumu, Türk milletidir. Bu millet, Türklerin değişik boy ve aşiretlerinin zamanla kaynaşıp katışarak ortak değer ve özelliklerle buluşmuş ve bir üst toplumsal yapı olan millet özdeş yapısını ortaya koymuş hâlidir. Kabileden millet aşamasına geçişimizi yüzyıllar önce tamamlamış; hatta milletler birliği aşamasına da yine çok eskiden geçmiş ve uzun yıllar bu yapıyı korumuştuk. Kurduğumuz onlarca devlet ve imparatorluklar bunun somut sonuçlarıdır. Ancak Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı milletler birliğimiz dağıtıldı, Millî Mücadele ile tekrar geriye millet aşamasına döndük. Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz, bu anlamda millet aşamasını ifade ediyor. Bir sonraki ileri hedefimiz de Türk ve Müslüman milletler birliğidir.

Avrupa Birliği ve Amerika kaynaklı politika üreticilerinin ve güç odaklarının Türkiye'nin millî yapısını parçalamayı amaç edinen fikir ve planlarına bilerek veya bilmeyerek aldanan ve onların güdümüne giren bir kısım Türkiyeli aydın, akademisyen, gazeteci ve siyasetçi, söylem ve icraatlarıyla sürekli olarak Türkiye'de şu kadar etnik unsurun varlığından söz ederek her etnik grubun ayrı kimliği, ayrı dili, ayrı kültürü olduğunu vurgulayıp bunlara demokrasi, liberalizm, insan hakları, kültürel haklar adı altında hak ve özgürlükler verilmesinden bahsedip duruyorlar.

Bunu entelektüel bir söylem planında tutmayıp, yasal, anayasal bir çerçeveye de oturtmaya çalışıyorlar. Bir kısım insanların kavim özellik ve kimliklerini sürekli hatırlatıp diriltmek, bunları kurumsal planda yaşatıp yaygınlaştırmak isteyen bu anlayış, Türk millî birliğini ilkel kabilelere ayrıştırmak ve toplumsallaşma sürecimizi geri döndürmek amacına hizmetten başka işe yaramaz.

Hâlbuki Türk milletinin sorumluluk mevkiinde bulunanlar, toplumsallaşma sürecini hızlandırıcı çalışmalarla alt ve küçük toplumsal birimleri daha büyük ve üst toplumsal birime dönüştürmek hedefini gütmelidir. Buna göre şu anki Türk millî birliğini parçalayıcı değil, daha da pekiştirici yani etnik-kavmî farklılıkları derinleştirip ayrıştırmak yerine azaltıcı çalışmalar içine girmeli ve bundan öte, ileri bir hedef olarak daha üst ve büyük toplumsal birlik olarak Büyük Türk Birliği'ni gerçekleştirmeye dönük projeler üretip uygulamalı, millî birliği tahkim ve takviye edici faaliyetler ortaya koymalıdır.

Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek dil" söylemini slogan düzeyinde bırakmamak, bunun içini doldurup bilfiil hayata geçirici projeler üretip uygulamaya sokmak gerekir. Zira milletine karşı sorumlu olanlar, milletini daima bütünleştirmeyi ve birleştirmeyi amaçlar. Bu bağlamdaki millî birliği sağlamanın yolu, ülkemizde Türkçeden başka dil ya da diller ihdas edip onu eğitim dili ve resmî dil yapmak değildir. Böyle yapıldığı takdirde ortak anlaşma dilinin işlevsiz kalmasına, birbirini anlamayan ayrı kavimlerin diriltilmesine, zamanla da ayrı kabile-devletler hâline gelmesine yol açılmış olacaktır. Yani bir üst birlik olan millet, daha alt birlik olan kabilelere ayrıştırılarak geriye gidilmiş olacaktır. Haçlı-Siyon ittifakının Büyük Orta Doğu Projesi budur.” (s.151-153)  

“Bu ülkede insanlar, kabile ve kavim özelliklerini, yani kendi irade ve çabaları dışında tamamen Allah tarafından verilen biyolojik özelliklerini öne çıkararak, onları dava edinerek ayrışma ve çatışma içinde değil; ortak değerlerde buluşarak, kaynaşıp katışarak, iradeyle tercih edilen tek bir millet yapısı içinde yaşayarak mutlu olabilir. Atatürk'ün tek millet yapma, kavimleri milletleştirme davası buydu. Bugünkü siyasetçilerin "tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek dil" söylemi de buna paralel şekilde işlevsel hâle getirilmelidir.” (s.156)

“Şu hâlde sorumlu Türk siyasetçisi, Türk vatandaşlarını, kavim ve kabile özelliklerine döndürücü ve orada dondurucu bir söylem ve politika yerine; bunları birbirleriyle tanıştırıp kaynaştırarak, bütünlüklü bir millet yapıcı çalışmalara yönelmeli ve "tek millet, tek vatan, tek devlet, tek dil" ilkesine uygun olarak Türkçeyi resmî dil ve eğitim dili olarak tek devlet dili hâlinde bırakmalı, daha da yerleştirmeli, yaymalı ve milletin tek anlaşma dili hâlinde kökleştirmelidir.

Milletimizin sorumlu siyasetçileri, Avrupa Birliği ve Amerika kaynaklı fesat odaklarının ve onların yerli sözcülerinin laflarına kanarak tezgahlarına düşmemek ferasetini göstermelidir. Zira kabilelerden milletlere, milletlerden de Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri gibi milletler birliğine geçmiş olan, bu anlamda daha üst birliklere doğru ilerleme doğrusunda seyreden batılılar, bize dönük politikalarında ve propagandalarında tam tersini yapıyorlar. Yoğun çalışmalarıyla bizim millet hâlinde birliğimizi değil, kabileler hâlinde ayrışıp çatışmamızı istiyorlar. Türk millet bütünlüğünü dağıtıp Türkiyeli kabileler karmaşasını üreterek haçlı kinlerini tatmin zevki peşindeler. Biz bugün yöneticisi ve yönetileniyle millet olarak, Batının bu oyununa gelip gelmeme kararlılığını ortaya koyma kavşağındayız.” (s.156-157)

Her bir satırında ve her bir paragrafında; akılcı, ilmi izahlarla, Türk aydın ve bilim adamı sorumluluğunun gereğini icra eden Hocamıza teşekkür ediyorum. Bundan sonraki yazımızda  Nurullah beyin, “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” makalesinden alıntılar ile “Türkçe’deki Vatan” serimize devam edeceğiz.

Tanrı Türk Milletinin Yar ve Yardımcısı olsun. Milletimizi, varlığın yaradılış gayesi  Hz. Muhammed (O’na ve Ehl-i Beyt’ine selam olsun) hatırına Kâinatlara hizmetkar olacak kıvama kavuştursun.

Kaynak:Nurullah Çetin.: Milli Doğruluş Yeniden. Öncü Kitap. Ankara.2010.