IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Mart gibi bir gerçek yumruklarken kapımı. Bir çıkrık gibi çeviyorum içimde kendimi. Başım döndü.

Havaya, suya, toprağa düşen cemreler kaç yıl daha yeniden doğurur ki beni.

”insan düşündüğü gibi yaşayamıyorsa, yaşadığı gibi düşünürmüş ” sözüne meydan okumak Don Kişot olmaktan öteye gitmiyor.

Kendini yontamayan keser, kör bıçak, yaysız ok, topraksız kök, kemiksiz dil, ayarsız terazi.

Herkes kendi masalını anlatırken ben hala dedemin, ninemin beşiğini tıngır mıngır sallıyordum.

Duma duma dum. Portakalı soydum, başucuma koydum. Ben bir yalan uydurdum, duma duma dum.

Düşen cemrelerden yalana nasıl geldim ben de bilmiyorum da. İnsan ilk kendine yalan söylermiş. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış.

Yalan söylemek için de çok zeki olmak gerekiyormuş.

Şair de demiş ki. Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar. Niye kendine yalan söyler ki insan gerçeğini bile bile. Gerçekler mi avuntu mu…

Yüzleşmek diye bir öğreti diyor du bir düşünür. Yüzleşmek işte, kendini kandırmamanın bir diğer adı. Oysa, karaydı hep göğün yüzü. Yağmur hiç dinmeden yağıyordu. Radyo da spiker son sözlerini üstüne basa basa tekrar ediyordu. ”Kendinizi kandırmayın, kendi gerçeklerinizle yüzleşin”

Neydi ki gerçek. İnsanı ayakta tutabilir miydi?

Direnme gücü verebilir miydi?

Doğum ve ölüm gibi bir gerçek varken, yüzleşmek insana ne katabilirdi ki.

Hayat gerçeğimi gözlerime döküp, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde bırakıveriyordu. Yüreğim takla güvercini gibi gökyüzünde bir kaç tur atıp yine şiirlerin güneş görmeyen bir tarafına tünemeye meyilli kalakalıyordum. En büyük gerçek buydu işte. İçinde sevgi yüklü, bir çift kanat, bir çift söz, bir çift göz.

Hayatın özünün sırtı da gerçeğe dayalı aslında. İnsan ruhunu besleyen her neyse asla ondan vazgeçmemeli.

”Bir gün, gökyüzü yere düşecekmiş demişler serçe ye. Serçe ayaklarını yukarı kaldırmış beklemeye başlamış. Serçeyi gören çiftçi ne yaptığını sormuş. Serçe cevap vermiş. Bugün gök yere düşecekmiş. Düşmesin diye ayaklarımı kaldırdım bekliyorum. Adam gülmüş. Senin o cılız ayakların mı tutacak gökyüzünü. Serçe o cılız bacaklarını daha bir kaldırarak gökyüzüne. Herkes elinden gelebileni yapar demiş”

İşte buradaydı şifre. Herkes elinden geleni yapar. Bu dayanılmaz dünya karşısında, gardını almış bir yürek. Hem kendi gerçeğini bilir, hem yüzleşir, hem de elinden gelebileni yapar.

İki kapılı bir han dünya. Gelirken de, giderken de arada kat ettiğimiz bir ömrün. Ölçülebilir bir derinliği yok. Serçe cılız bacaklarıyla gökyüzünü tutar. Ben kendi gerçeklerimi sırtıma sarınıp, şiir le hayatı tutarım…