IMG-LOGO
Güncel

Kuşatılan Türkiye

28 02 2021

Daha ileriye ulaşmak için bir kaç adım geri gitmek gerekir. Çünkü en ileri sıçrayışlar, iki adım geriden başlar. J.W. von Goethe

Bugün geldiğimiz noktanın sebeplerini iyi tahlil edebilmek için daha evvel hangi adımları atmışız oraya göz atmamız gerekiyor. Yoksa bugün ki sorunlar yumağı karşımıza birden bire çıkmadı.

İkinci Dünya savaşında Türkiye tarafsız görünmesine rağmen Sovyetler Birliğine karşı resmi olmayan yöntemlerle Almanları destekliyordu. Bu durum Sovyetler birliğinin gözünden kaçmamış olacak ki, savaş bittikten sonra 1925 yılında Türkiye-Sovyetler Birliği arasında imzalanan Saldırmazlık anlaşmasının yenilenmesi, 1945 yılında Sovyetler birliğinin tek taraflı feshine sebep oldu.

Saldırmazlık anlaşmasını yenilemeyen 2. Dünya savaşının galibi Rusya, başta Kars ve Ardahan olmak üzere Türkiye’den bazı hak taleplerinde bulundu.

Bunun üzerine İnönü Hükümeti 11 Mayıs 1950 yılında NATO’ya dâhil olmak için başvurdu. Başvuru teklifini ABD kabul etmedi. 26 Haziran 1950’de patlak veren Kore Savaşı, 14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti iktidarı için iyi bir fırsat oldu. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü United Press’e: “Türkiye, BM çerçevesi içinde kendi hissesine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmekle sorumludur” açıklamasını yaptı.

Bu açıklamanın ardından Türkiye’ye gelen Amerikalı Senatör Mc Cain, basına verdiği demeçte, “General Mc Arthur’un karargâhında BM bayrağının yanında dalgalanmakta olan Amerikan bayrağı ile Türk sancağının da yan yana dalgalanması, Türkiye’nin Kore savaşına fiilen yardımı Atlantik Paktına (NATO) ya girmesini sağlayacaktır” diyordu. Aynı gün, yani 25 Temmuz 1950’de hükümet Kore’ye asker gönderme kararını aldı. Kore savaşında en ağır kaybı Türk birlikleri verdi.

1951 Eylülünde Türkiye NATO’ya kabul edildi. 18 Şubat 1952’de, 5886 sayılı yasa ile TBMM, NATO anlaşmasını onayladı ve Türkiye resmen NATO üyesi oldu. DP Milletvekili Samet Ağaoğlu’nun, bu üyelik onayının ardından: “Kore’de bir avuç kan verdik ama “büyük devletler” arasına da katıldık.” Demeci o günlerin manşet haberi olmuştu. Yani “Türk Askerinin kanının” ne kadar ucuza pazarlandığını sonraki yıllarda daha iyi anlayacağız.

18 Şubat 1952 NATO’ya girme onayıyla; biz NATO’ya mı girdik NATO bize mi girdi tartışılır konu ama gerçek olan bir şey vardı ki her on yılda bir Türk demokrasisi, ABD de eğitilen NATO’cu subaylar tarafından darbelerle kesintiye uğratıldı. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980.

*NATO’ya girişimizle birlikte ilk darbeyi, Atatürk’ün emriyle 1926 yılında Kayseri’de kurulan ve 1942 yılına kadar 212 uçak üreten TOMTAŞ uçak fabrikasının kapattırılmasıyla aldık. Şimdi soruyorum: eğer o uçak fabrikası kapatılmamış olsaydı bugün ABD ve Rusya arasında hava savunması yönünden gel-gitler yaşanır mıydı?

*Diğer tabi üyeler gibi elinde güçlü “VETO” kararı bulunan Türkiye, ABD’nin bir takım vaatlerine kanarak Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesine onay verdi ve Yunanistan 1980 yılında tekrar NATO’nun askeri kanadına dönmüş oldu.

Aynı şekilde Fransa 2009 yılında tekrar NATO’ya dâhil oldu. Soruyorum: Eğer Türkiye elindeki “VETO” kararını Yunanistan ve Fransa’ya karşı kullanmış olsaydı, gerek Doğu Akdeniz, gerekse Egede bugün bu kadar büyük sorunlarımız olur muydu?

*1992 Yılında Ege denizinde NATO Kararlılık Gösterisi-92 tatbikatında, Muavenet gemimiz kasten vurulmuş ve 5 askerimiz şehit olmuş, 22 askerimiz de yaralanmıştır. Soruyorum: Eğer o tatbikatta bunun cevabı verilmiş olsaydı bir daha böyle bir olaya cesaret edebilirler miydi?

*Irak'ın kuzeyinde 1991 Yılında bugünkü Barzani devletinin temelini atan Çekiç Güç, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından ülkeye davet edilmişti. Muhalefetin de onayıyla MGK toplantılarında, bu gücün görev süresinin uzatılması yönünde tavsiye kararları alınmış ve kararlar Meclis'te kabul edilmiştir. Soruyorum: Çekiç Güç, sayesinde Kuzey Irak ta kurulan bu devletçik olmasaydı şimdi Türkiye’nin Kuzey Irak diye bir problemi olur muydu?

*Yunanistan 2004 yılından başlayarak 2020 Yılına kadar Ege’deki Türkiye’ye ait olan 19 adayı, Avrupa Birliğine girme sevdamız yüzünden işgal etti. Bugün Ege’de ve Doğu Akdeniz de başımızın belası olan Yunanistan’a Kardak Kayalıklarında gösterdiğimiz direnci gösterseydik: haddini bilmez şekilde bu gün gene bu derece şımarıklık yaparlar mıydı?

*2014 Yılında Suriye sınırındaki mayınların temizlenip 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye girdikten sonra, Türk topraklarını çiğneterek Kobani’ye geçirdiğimiz Peşmerge, bugün PKK-PYD olarak Suriye’nin kuzeyinde boşalan topraklarda ABD desteği ile sözde bir devlet kurma çalışması içinde. O halde soruyorum: “Sınırlarımızda temizlenen mayınlardan sonra boşalan Suriye’nin kuzeyine bir devletçik kurulacağı hiç mi akıllara gelmedi?  Devlet aklı bu kadar öngörüsüz olacaksa neyi öngörecek bu devlet?

Yukarıda madde madde sıraladığım problemler zamanında birazcık düşünülüp sezilseydi eğer bugün Doğu Akdeniz de, Ege Denizinde, Kuzey Suriye’deki oluşumlar bu kadar ağır şartlarla karşımıza çıkmazdı.

Sağlıklı kalın.