IMG-LOGO
Güncel

     “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” “Bana bunu nasıl yaparsın?” “Ben şuyum, buyum!” “Var mı benim gibisi?” “Sen kaç paralık adamsın be adam!” “Sen kimsin ki bana muhatap oluyorsun?” “Sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim!” “Bana nasıl öyle bakarsın?”  “Bu yaptıkların bana sökmez!” “Ben adamı doğduğuna pişman ederim pişman!” “Kadınmış! Pöh pöh!” “Kadın da neymiş?” “Kadınmış, hıh nihayet bir eksik eteksin!” “Kır dizini, otur evinde, bak çocuğuna, unut dışarıyı, bırak konu komşuyu!” “Ben ne dersem o olur!” “Kes sesini, eğ başını, otur oturduğun yerde, yoksa zindan ederim hayatı sana!” vs. gibi yanlış, yersiz, edep dışı ve saygısız söylem, haddi aşan ifade, duygu ve hislere kurban edilen; Ene ve Benliğin gerçek mahiyeti; çok değerli, çok kıymetli bir anahtar oluşunda saklı. Ene ve Benlik gibi İlahî bir mücevher olan İhsan ve Veri’nin; ne kadar yanlış, yersiz ve nafile yerlerde, yerden yere vurulduğu; “Ene” nin gerçek mahiyeti belirtilirken anlaşılmış olacak.

     Ene, aslında kâinatın tılsımını keşfeder, açar. Kur’an’ın mühim / önemli bir tılsımını / gizli kalmış tarafını, esrar ve sırlarını halleder. Allah’ın insana en büyük emaneti olan Ene’nin; tek bir mâna ve anlam cevherine; tek bir cihet ve tek bir yönüne işaret edilecek. Çünkü, Allah’ın insana büyük emanetinin; çok yönlerinden biri de Ene ve Benliktir.

     Ene, Ben ve Benlik duygusu künuz-u mahfiye / gizli hazineler olan esma-i İlâhiyenin / Allahın güzel isimlerinin anahtarıdır. Aynı zamanda kâinat ve evrenin tılsım-ı muğlakının / anlaşılması zor olan sır ve gizemlerinin de anahtarıdır. Fakat kendisi de, muamma-i müşkülküşa / anlaşılması zor  bir bilmece. Bir tılsım-ı hayretfeza / hayret verici bir sırdır.

     O Ene ve Benliğin mahiyeti / aslı, esası ve hakikatinin bilinmesiyle; o garip / hayret verici, tuhaf muamma / anlaşılması ve çözülmesi güç, görünmeyen gizli sır açılır. O acip tılsım, sır ve gizem olan Ene ve Benlik anlaşılır. Kâinat, evren ve tüm yaratılmışların tılsımı da ortaya çıkar. Ayrıca âlem-i vücubun / Allahın zat, isim ve sıfatlarını ifade eden âlemin; künuzu / hazineleri de açıklanmış olur.

     Çünkü, âlemin / varlıkları içine alan dünyanın; varlıkların içinde bulunduğu ortamın miftahı / anahtarı insanın elindedir. Ve nefsine / insanın bedensel varlığına, öz benliğine yani insanın bizzat kendisine takılmıştır.

     Kâinat kapıları zahiren / görünüşte açık görünürken; aslında kapalıdır. Maddi âlem gözümüzün önünde, apaçık meydanda. Fakat hikmet ve mahiyetine vakıf değilsek; manen kapalı sayılır.

     Cenab-ı Hak / her şeyin hakikatinin kaynağı olan Yüce Zat / Allah; insana, İlâhî cihetler bakımından, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği; Ene ve Benlik adında öyle bir miftah / anahtar vermiştir ki, âlemin tüm kapılarını onunla açar.

     Öyle tılsımlı / sırlı, gizemli bir Enaniyet ve Benlik vermiştir ki, Hallâk-ı Kâinatın / Evrenin Yaratıcısının künuz-u mahfiyesini / gizli hazinelerini onun ile keşfeder / açar.

     Fakat Ene ve Benliğin kendisi de gayet / son derece muğlak / kapalı bir muamma / anlaşılması, çözülmesi güç, görünmeyen gizli bir sır, açılması müşkül / zor bir tılsım / sır ve gizemdir. Eğer onun hakiki / gerçek mahiyeti / içeriği ve sırr-ı hilkati / yaratılış amacı, sır ve gizi bilinse; kendisi açıldığı gibi, kâinat kapıları da açılır.

     Çünkü, Sâni-i Hakîm / her şeyi hikmetle, bir gaye ve sanatla yaratan Allah; insanın eline, öyle bir emanet vermiştir ki: Rububiyeti / yaratması, yaşatması ve terbiye etmesinin sıfât / vasıf ve özellikleri bilinsin. Şuunatının / emir ve taleplerinin hakikatleri anlaşılsın diye, bunları tanıtacak alâmet, işaret ve örnekleri kapsayan bir Ene / Benlik; yani bir vahid-i kıyasî / ölçü birimi vermiştir.

     Ta ki, o Ene ve Benlik bir vahid-i kıyasî / bir ölçü birimi olsun. Evsaf-ı Rububiyet / Rablık vasıfları ve  şuunat-ı ulûhiyet / ilahî işler onunla bilinsin. Fakat bu ölçü biriminin gerçek bir varlık olması gerekmez. Belki geometrideki hayalî / var sanılan ve sayılan hatlar gibi, bir ölçü birimi olarak düşünmeli. Maddi gerçek varlığı şart değil.

     Tıpkı olmadığı halde var kabul edilen enlem ve boylam çizgilerinin yardımıyla, denizde kaptanın rotasını bilmesi, aynı şekilde var kabul edilen hayalî hatların yardımıyla, havada pilotun uçuş hattını tayin ve tespit etmesi gibi.