IMG-LOGO
Güncel

Türk’ün Örs ve Çekiç Arasında Geçen Hayatı

18 02 2021

Hepinizin bildiği bir fotoğraf vardır. Bir şehit mezarı, içindeki misafir daha yeni defnedilmiş. Defneden herkes gitmiş. Üzerinde o mezardaki aziz misafire ait kamuflajla taburede oturan yaşlıca bir amca kalmış sadece mezarın yanında. Ellerini önünde birleştirmiş, boynunu bükmüş mezara bakıyor öylece.

 

            Hepinizin bildiği bir fotoğraf vardır. Evinin kapısında rütbeli subayları görünce kapıyla duvarın kesiştiği yere sırtını dayamış, üstü başı dökülen bir babanın fotoğrafı. İçindeki yangın dışarı çıkmasın diye kendini tuttuğu gözlerinden okunan bir adam.

 

            Hepinizin bildiği bir fotoğraf vardır. Şehitlikte yan yana yatan aslanlardan birinin mezar taşının başına geçmiş, ağzındaki sigarasını derin derin içine çeken bir adam. Asıl ateşin sigarasının ucunda değil, ciğerinin dibinde olduğunu halinden belli eden bir baba. Ulu orta ağlamaktan hicap ettiği için gözyaşlarını sigaranın dumanıyla birlikte içine çeken bir babanın fotoğrafı hani.

 

            Hepinizin bildiği bir fotoğraf vardır. Şehitlikte ellerinde çiçeklerle evladının mezarı başında duran ve artık evladını öpüp koklayamadığı için evladının mezar taşını okşayan, öpen koklayan bir annenin fotoğrafı hani.

 

            Hepinizin bildiği bir video vardır. Cenaze merasimi esnasında Türk bayrağına sarılı tabutu yanındaki arkadaşına gösterip “Bak bu benim babam” diyen bir çocuğun görüntüsü hani. Tabutun önüne kadar gidip, babasının tabuta dayanmış üniformalı fotoğrafına bükük boynuyla bakan başka bir çocuğun görüntüsü de vardır.

 

            Hepinizin bildiği yüzlerce, binlerce fotoğraf ve video vardır şehidin eşinin, nişanlısının, kardeşinin ağladığı, kendini paraladığı… Her gördüğünüz fotoğraf veya videoda toprağın altında olana mı yoksa toprağın üstüne kalana mı üzüleceğinize şaşırırsınız.

 

            Biz millet olarak bu sahnelere o kadar alıştık, o kadar kanıksadık ki bütün bunlar bize sadece birer sahne gibi geliyor. Evladını, eşini, nişanlısını, babasını, kardeşini kaybeden şehit yakınlarını sadece o sahneden ibaret zannederiz. Hâlbuki o insanların günlerce gözüne uyku girmeyecek, boğazlarının düğümlenmesinden kursaklarından lokma geçmeyecek. Ağlamaktan bitkin düşecek, sonra azıcık toparlanıp bitkin düşene kadar tekrar ağlayacaklar. Aradan aylar geçip de hayat onlar için de yavaş yavaş “normale” dönmeye başladığında hep bir “anormallik” vuku bulacak. Kaybettikleri şehidin maddi ve/veya manevi yokluğunu hissedecek bir daha yıkılacaklar, sonra bir daha, sonra bir daha… Bu döngü hayatlarının sonuna kadar böylece devam edip gidecek. Biz bir şehidin ardından ne kadar üzülürsek üzülelim, ateş sadece düştüğü yeri yakar. Biz, aldığımız şehit haberinden on dakika sadece bir on dakika sonra “normale” döneriz, hayat bizim için akmaya devam eder, gülmeye eğlenmeye devam ederiz. İnsan nisyan ile malul ancak şehit yakınlarının öyle bir şansı yok ne yazık ki. “Unutmak” onlar için büyük bir nimet ancak hatıralar hafızalarda canlanmak için fırsat kollarlar ve şehit yakınları hep bu canlı hatıralarla yaşarlar.

 

 

“Ey Bu Topraklar İçin Toprağa Düşmüş Asker”

 

            Mehmet Akif’in Çanakkale şehitleri için yazdığı şiiri hepimiz biliriz. Orada geçen “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker” mısraını da biliriz. Bu mısraı ne zaman hatırlasam hep şu soruyu sorarım; O toprağa düşenler, hakikatte toprak için mi düştüler yoksa toprağın üzerinde yaşayanlar için mi?

 

            Cevap belli; elbette toprağın üzerinde yaşayanlar için toprağa düştüler. Sonra şu ikinci soruyu sorarım kendi kendime; Toprağın üzerinde kalanlar, uğruna birilerinin hayatlarını vereceği kadar değerli mi? Eğer bir insanın başka bir insan için hayatını vermesi gerekiyorsa kimin kim için hayatını vermesi lazım? İlla ki böyle bir zorunluluk varsa mantıklı olan daha az değerli olanın daha değerli olan için hayatını vermesi gerektiğidir. Peki, iki insan birbiriyle kıyaslanırken nasıl bir değer kıyaslaması yapılmalı? Bir insanı diğerinden daha değerli kılan nedir? Ve gerçekten, toprağa düşenler toprağın üzerinde kalanlardan daha mı değersizdir?

 

            Kamu imkânlarını şuna buna peşkeş çeken iktidar sahipleri, torpille işe giren iktidar yanlıları, torpille mevki makama kavuşanlar, ihaleye fesat karıştıranlar, çocuklar için sokakları güvensiz hale getirenler, hastanelerde sağlık görevlilerine saldıranlar, borsada-para piyasalarında spekülasyon yapanlar, uğruna birilerinin toprağa düştüğü toprağın üstüne çöplerini atanlar ve daha kimler ve kimler… Toprağa düşenler bu saydıklarım ve daha fazlası rahatça yaşasın diye toprağa düştüler. Toprağa düşenlerin yakınları, hayatlarının geri kalanında bu saydığım kişiler için acı çekiyorlar. Peki, bu saydıklarımın hangisi toprağa düşenlerden daha değerli?

 

Örs ve Çekiç Arasında

 

            Millet olarak örs ve çekiç arasına sıkışmış vaziyetteyiz. Önce uzun süre ateşin içinde bekletiliyor, sonra örsün üzerine konup çekiçle dövüldükçe dövülüyoruz. Arada su veriyorlar ve küçük bir ferahlık yaşıyoruz. Sonra yine ateş, yine örs, yine çekiç…

 

            Başımıza inen darbelerin acısı ayrı yakıyor canımızı; bu acıdan sorumluluk duyması gerekenlerin sorumsuzluğu, umursamazlığı, pişkinliği, acıdan menfaat devşirme amacı ayrı yakıyor. Sorumsuzluğun, umursamazlığın, beceriksizliğin, pişkinliğin hala taraftar toplayabiliyor olması ayrı yakıyor…