IMG-LOGO
Güncel

Doğru İslâmiyeti Göstersek

18 02 2021

     Avukata ve Hâkime bakarak hukuk öğrenilmez. Hukuk fakültesine giderek, hukuk kitaplarını okuyarak öğrenilir. Elbette hukukçuların mesleklerine lâyık olmaya çalışmaları beklenir. Avukat veya Hâkimlerin yanlış kararlarından dolayı da hukuka cephe alınmaz, karşı çıkılmaz. Hukuk aleyhinde olunmaz.

     Doktorlara bakarak da Tıp öğrenilmez. Ancak Tıp Fakültesine giderek, Tıp kitapları okuyarak doktor olunur. Şüphesiz doktorların da mesleklerine lâyık şekilde çalışmaları beklenir, umulur.

Keza doktorların hata ve yanlışlarına bakarak Tıp ilmine karşı çıkılmaz.

     Aynı şekilde din adamlarına, imama, müezzine, müftüye bakarak da din öğrenilmez. İlâhiyat Fakültesine giderek, din kitaplarını okuyarak din hakkıyla öğrenilir. Tabii ki din adamlarından dine lâyık, dine yaraşır örnek bir hayat yaşamaları beklenir. Bunun içindir ki, insanlara örnek olmaları gereken eğitimcilere ve din adamlarına büyük mes’uliyet ve sorumluluklar düşüyor.

     İslâm ahlâkıyla yaşayan, İslâmı da yaşatmış olur. Ona uygun bir yaşayış sergilemeyenleri görenler; yanlış gördüklerinin bağlı oldukları dinin; öyle olduğunu sanarak; dinden soğur, dinden uzaklaşırlar! Şüphesiz böyle bir sonuçtan; o yanlış örnekleri sergileyenler; öncelikle mes’ul ve sorumludur.

     İşte bütün bunlardan ötürü, İslâma girenler; umumiyetle müslümanları görerek değil; kaynaklara yönelerek, gerçeği bizzat kaynağından öğrenerek İslâmla müşerref olup şerefleniyorlar. Bunun misal ve örnekleri sayısızdır. Nitekim:

     “Edyân-ı saire (diğer dinler) müntesipleri (mensupları) mutlaka fevc fevc (akın akın), muhakeme-i akliye (aklını kullanma) ve burhan-ı kat’î (kesin delil) ile daire-i İslâmiyet’e (İslâma) dahil olmuşlar ve olmaktadırlar. Eğer biz doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc (dalga dalga) dahil olacak (İslâma girecek)lerdir.”

Nitekim:   

 “Niçin çok daha önce Müslüman olmadığıma hayıflanırım, hem de kıyasıya karşı olduğum İslâm’ı nasıl böyle bütün benliğimle benimsediğime hâlâ hayret eder, dururum.

     “İyi bir Hristiyan disiplini ardından, ‘Âkil’ (aklım başımda) olduğum çağda, eski dinimin kendi içinde çeliştiğini, akıl ve bilim ile hemen hiç ilgisi olmadığını görerek koptum. Böylece dinsizliğe, Tanrısızlığa mecbur kalmıştım. Kâfirliğin ‘Denize düşen yılana sarılır.’ örneği felsefeleri olan Maddecilik (Materyalizm) varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) gibi inançlarla felsefe boşluğumu doldurmaya çalışıyordum. Materyalizmin, bilim dışı gerici kaldığını, yeni bir köleci toplumu amaçladığını, madde ötesini bütün gerçekliğiyle hissetmemize rağmen, göz göre göre inkâr ettiğimizi sezdim. Önceden doyumsuz kaldığım ‘Hristiyanlık’ gibi, o da gerçeğe ters düşüyordu.

     “Daha sonra ‘Nemelâzımcılık, kozmopolitizm, şövencilik, spirtüalizm’ gibi ne varsa, arayışa girdim. Sonuçta aynı boşluğu hep hissettim. Bu kez dünya dinlerini, (Özellikle, Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya dinlerini) incelemeye aldım. Bunlar, tamamen kapalı, ‘Açıklığı’ olmayan, törenleştirilmiş bir oyun, bir sır gibiydi. Üstelik şeytansı bir şeyler vardı ardlarında...

     “İslâmiyetin kitabı ‘Kur’anı’ ise hiç mi hiç düşünmüyordum...(Fakat) Kitabı (Kur’anı) elime aldığımda, kolayca anlayıp, hayretle okudum. Bu mübarek kitap âdeta beni teslim almıştı. Önceleri, müslümanların, Hz. İsa ve Hz. Meryem’e kıyasıya düşman olup, küfrettiklerini ve diğer peygamberlerle, dinleri, kitapları reddettiklerini sanıyordum. Ne var ki, elime ilk kez aldığım Kur’an, tam tersine surelere Meryem, Âl-i İmran ismini bile vererek, İlâhî ana-oğulu methediyordu. Hz. İsa’nın ‘Allahtan bir Kutsal Ruh’ ve Allah kelâmı (Kelimesi) olduğunu ve Hristiyan olarak inandığımız gibi, gelecekte yeniden ‘GERİ DÖNECEĞİNİ’ yazıyordu. Daha sonra, Teslis (üçleme, Allahı Üç Unsur’dur diye vehmetmek / sanmak) gibi yanlışlarımızı biz Hristiyanlara yüklüyor, evren bilime ve yaratılış bilimlerine yönelmiş olan aklıma ‘TAM HİTAP’ ediyordu. Bu Kur’an, diğer kitaplar gibi çelişik, diğer dinler gibi kapalı değildi. Tam tersine, aradığım NETLİK, AÇIKLIK ve çağrı mesajı, İlahî davet vardı...Beni ikna eden KUR’AN’ın ta kendisiydi. Kur’an’ın aynı zamanda bir bilim kitabı olduğunu ve doğrudan AKLIMA hitap ettiğini kavradığım için (Elhamdülillah) Müslüman oldum.” (Prof. Dr. Hans von Aiberg)