IMG-LOGO
Kültür - Sanat

İdeoloji Üretme Çiftlikleri

17 02 2021

Prof. Dr. Mehmet Çelik, 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 344 sayfalık eserinin ‘Önsöz’ünde; ‘Efendi mi olacağız köle mi?’ sorusunu sorduktan sonra bilenlerin efendi, bilmeyenlerin köle / sömürge olacağını açıklıyor ve efendiler sınıfında yer alabilmenin tek şartının ilim üretmek olduğunu ve ilmin ancak üniversitelerde üretilebileceğini belirtiyor. Üniversitelerimizin ise vazifesini yapamadığını, ideoloji üretme çiftlikleri olduğunu açık ve net bir şekilde söyleyip sebeplerini açıklıyor.

Hocanın tespitleri zihinlere çakılmış paslı bir çivi gibidir: Eskiden milletler, birbirlerinin lokmasını almak için savaşırlar, yenilen galip gelenin kölesi olurdu. Günümüzde maksat aynıdır: ‘lokmasını almak’ için kullanılan metod farklıdır: ‘ilim üretmesini engellemek’ bir başka ifade ile üniversiteleri ideoloji üretim merkezleri hâline getirip, ilim üretmekten alıkoymak… Ülkeler üniversiteleri ile kalkınır. Ancak üniversitesi olan her ülke kalkınmış değildir. Neden değildir? Eserde bu sorunun cevabı Türkiye örneği üzerinden araştırılıyor.

Bulunanlar şunlardır: 24 Temmuz 1908’de İkinci meşrutiyet’in ilân edilmesini sağlayanlar, Siyonizm’in emrinde Mason Localarının üyesi idi. Bunlar 27 Nisan 1909’da Sultan İkinci Abdülhâmid Han’ı tahttan indirip ülke yönetimine el koydular. Askerî Tıbbiye ve Mülkiye mektepleri ile ordu, siyâsete bulaştırıldı. Dârü’l Fünun olarak anılan Üniversite, ilim yuvası olmaktan çıkarıldı, politika kazanı hâline getirildi. İşin çivisi çıkmış, temelde çöküntüler başlamıştı. Devlet-i Aliyye-i Osmaniye tasfiye edildi, Cumhuriyet kuruldu. Sanayi yok, enerji yok, yol yok, hastahâne yok! Nüfusun %85’i köylerde yaşıyordu. Köylerde okul ve sağlık ocağı yoktu. En önemlisi de evdeki çoluk çocuğun beslenmesini sağlamak için toprağa ekilecek buğday, yetiştirilecek sebzenin tohumu yoktu. Seçkinler, çâreyi batılılaşmakta arıyorlardı. Paslı demirin üzerine yalın kat boya sürülmek suretiyle görüntü kurtarılmaya çalışılıyordu. 27 Mayıs 1960’ta ordu tekrar siyâsete bulaştırıldı. Fikir dünyasında taşlar bağlandı, köpekler ortaya salındı…

***

İnsan topluluklarını millet hâline getiren dilimiz Türkçe, Türk dil bilgisi kaidelerine aykırı olarak türetilen ve batı dillerinden alınan kelimelerin istilasına mâruz bırakıldı. Dede ile torun, hatta baba ile oğul anlaşamaz hâline getirildi. Yazılışı 1074 yılında bitirilen Dîvânu Lügati’t-Türk’de 9000 civarında hâlis Türkçe kelime varken, 3875 kelimelik Öz Türkçe sözlükler hazırlanıp bu kelimelerle yazılıp konuşulması dayatıldı. Bu kadar kelimeyle bırakınız ilim yapmayı, konuşup anlaşmak bile mümkün olamazdı. Bir ulu çınar olan dilimizi, kuru bir dal konumuna düşürenler, ‘Türkçe ile ilim yapılamaz’ safsatasını ortaya atıp bir kenara çekildiler. Batı zâten bunu bekliyordu. ‘Un, şeker, sebze, meyve, kumaş, iğne, iplik ve hatta kefen bezi… her ne lâzımsa siz üretmeyin, biz verelim, hatta ücretsiz ilim de alabilirsiniz’ dediler. İlim adı altında bize ideoloji verdiler. Kelimenin iki mânâsı ile (hem batı taraftarı hem de iğne gibi batan) batıcıların istediği de buydu. Gözünde hiçbir görme kusuru olmamasına rağmen batılılar gibi monokl (tek gözde, kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan gözlük camı) kullanan Efruz Beyler türedi.

Günümüzde, gelinen nokta şudur: ‘Adım adım ilerlemek’ yerine ‘step bay step’, ‘tanıtım’ yerine ‘lansman’, ‘yer’ mânâsında ‘lokasyon’, ‘varılacak yer’ için ‘destinasyon’ diyenler, atmasyoncular, uydurmasyoncular cirit atıyorlar. Alışveriş merkezleri ve lüks siteler yabancı isimlerle değer (?!) kazanırken, Türkçemizin beynine kurşun sıkılıyor, kalbine hançer saplanıyor. İlim (?!) adamlarımız işgal ettikleri makamlardan, durumu ancak seyrediyorlar.

***

Sayın Çelik, yukarıda anlatılanları, aşağıdaki satırlarla elle tutulur, gözle görülür hâle getiriyor:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında, hiç gündemde yokken, ‘Nedir bu TEOG, bizim zamanımızda TEOG mu vardı? Kaldırın gitsin şunu’ dedi.

TEOG, ‘Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş’ isimli imtihanın kısaltılmışıdır.

Bu sistem, Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde (2013-2014 Eğitim Öğretim yılında) getirilmişti.

Cumhurbaşkanının ‘kaldırın’ tâlimatını herkes gibi Millî Eğitim Bakanı da televizyonlardan duydu.

Cumhurbaşkanının bu ekran tâlimatından bir hafta önce Millî Eğitim Bakanı bu yıl yapılacak imtihanlarla ilgili bilgi verirken, TEOG sisteminin eğitime getirdiği kaliteden ve müspet katkıdan sitayişle bahsetmişti.

Cumhurbaşkanının talimatına karşı Millî Eğitim Bakanlığı’ndan lehte ve aleyhte tek kelime edilmedi, talimata uyuldu ve gereği hemen yapıldı.

Bu kararın doğru mu, yanlış mı olduğunu burada tartışmayacağım.

Gelin hep beraber akıl yürüterek bu olayı analiz edelim: Millî Eğitim Bakanı böyle bir olay karşısında nasıl hareket etmeliydi?

1-Millî Eğitim Bakanı hemen bir basın toplantısı düzenlemeliydi ve ‘Ben Millî Eğitim Bakanıyım. Benden habersiz, hem de televizyon kanalından böyle bir talimat verilmesi, onurumu ve şerefimi yaralamıştır. Görevimden istifa ediyorum.’ Diyebilirdi.

2-Veya hemen randevu alıp Cumhurbaşkanının huzuruna çıkar ve şunları söyleyebilirdi: ‘Geçen hafta katıldığım bir televizyon programında, bu sistemin eğitim ve öğretimimize müspet katkılarından bahsettim. Bütün bunları bir kenara bırakalım, tamam kaldıralım. Ancak yüzlerce yayınevi bu imtihana yönelik kitap bastılar, milyonlarca öğrenci de bu kitapları satın aldı ve bu sisteme göre hazırlandı. Bu kararı şu anda yürürlüğe koyarsak, bu yayınevleri iflasın eşiğine gelir, milyonlarca aile ve milyonlarca öğrenci de mağdur duruma düşer. Bu da siyaseten bize oy kaybettirir. Teklifim şudur: Uygun görürseniz şurada birkaç ay sonra imtihan târihi gelecek. Bu imtihanı da TEOG sistemine göre yapalım, kimse mağdur olmasın, seneye de yeni bir sisteme geçeriz. TEOG'u da kimseyi mağdur etmeden, partimiz de oy kaybetmeden kaldırmış oluruz.’

Bunun üçüncü şıkkı yok!..

Sayın Erdoğan’ı yakından tanıyan biri olarak kalıbımı basarım ki ikinci şıkkı kabul ederdi.  

Kitabın özetinin özeti: Kalkınma ilimle olur. İlim ise temel prensiplerle olur. Temel prensipleri şu veya bu şekilde ayakta tutacak kadro yoksa…

İbret alınacak hâdiselerle dolu eserin ikinci cildinde İdeoloji Üretme Çiftlikleri’nin günümüzdeki hâli’nin ele alınacağı belirtilmektedir.

HAYAT YAYIN GRUBU:

Molla Gürani Mahallesi, Oğuzhan Caddesi Nu: 15, Kat: 3 Fındıkzâde, Fâtih - İstanbul. Telefon: 0.212 - 613 11 00 Belgegeçer: 0.212 – 613 11 55  e-posta: hayat@hayatyayinlari.com  //  www.hayatyayinlari.com   

 

     Prof. Dr. MEHMET ÇELİK

     1954 Elazığ doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Çelik, ilk ve ortaöğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra, Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Kelâm ve İslâm Felsefesi ile Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerini bitirerek, çift lisans diplomasıyla yükseköğrenimini tamamladı.

     1980 yılında İslâmî İlimler Fakültesi’nde akademik hayata başlayan Prof Çelik, 1982-1987 yılları arasında Mor Gabriel Manastırında Hz. İsa’nın konuştuğu dil olan Aramca/Süryanca öğrendi ve Hıristiyan Teolojisi üzerine ilmî çalışmalar yaptı.

     Sırasıyla Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü ve Manisa Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştı.

     Başta Hıristiyanlık ve Yahudilik olmak üzere Genel Dinler Târihi uzmanı olan hocamız, Doçentlikten sonra akademik çalışmalarına Ortaçağ İslâm ve Bizans Târihi alanlarında devam etti.

     Fırat Üniversitesi’nde çalışırken başta Süryânîler, Ermeniler, Yahudiler, Rum Ortodokslar, Nasturîler, Keldanîler, Marunîler, Melkitler olmak üzere dinî azınlıklar üzerinde önemli çalışmalara imza attı. Fırat Üniversitesi’nde kurduğu Ortadoğu Araştırmaları Merkezi ile bölge coğrafyası üzerinde yaptırdığı yüksek lisans ve doktora tezleri sâyesinde Ortadoğu’nun etnik, dinî, târihî, sosyolojik, ekonomik, siyâsî yapısı hususunda devletin külliyatına önemli bilgiler kazandırmıştır.

     Yine bu merkezin yaptığı 16. Milletlerarası Ortadoğu Sempozyumuyla bölge akademisyenlerinin ve akademik dünyasının yakın ilişkiler içerisine girmesine, Batı emperyalizminin Arap-İslâm dünyasında yüzyıldır devam ettirdiği Osmanlı düşmanlığının bertaraf edilmesine önemli katkılar sunmuştur.

     Hocamız 40 yılı aşkın akademik birikimiyle bir yandan Devletimizin çeşitli birimlerine danışmanlık hizmeti verirken, bir yandan da yurtiçi ve yurtdışında Devletimizi ve millî menfaatlerimizi ilgilendiren toplantılarda sık sık yer almaktadır.

     Hocamız son yıllarda çalışmalarını Cumhuriyet dönemi Türkiye’si ile beynelmilel emperyalizmin İslâm coğrafyasında Ilımlı İslâm - Radikal İslâm isimleri altında örgütleyip aparat olarak kullandığı örgütler üzerine yoğunlaştırmıştır.

     Akademik ve sosyo-politik alanda 27 kitaba ve 100’ün üzerinde ilmî makaleye imza atan Prof. Mehmet Çelik’in çeşitli dergilerde yayınlanmış yüzlerce güncel, târihî ve sosyo-politik yazıları bulunmaktadır.

     11 yıldan beri Ülke Tv’de Turgay Güler ile Sıradışı Târih Programları yapan Prof. Çelik, birçok televizyon kanalında da gündeme ilişkin programlara sık sık katılmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında 40 yılı aşkın zaman sürecinde binin üzerinde konferans veren Prof. Mehmet Çelik, yazılı medya alanında Güneş Gazetesi köşe yazarlığı, Târih Bilinci Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği ve Derin Târih dergisinde yazarlık yapmaktadır.

     Prof. Dr. Mehmet Çelik’in kitap olarak yayınlanmış eserlerinden bazıları:

     Süryânî Kilisesi Târihi, Ortadoğu Mozaiği: Süryânîler-Nasturîler, Süryanca Dilbilgisi, Resmî İnciller / Kaynakları ve Yazarları, Siyâsî Sistem Açısından Bizans İmparatorluğu’nda Din-Devlet İlişkileri, Fener Patrikhânesi Meselesi, Fener Patrikhânesi’nin Ekümenik İddialarının Târihî Seyri, Edessa’dan Urfaya, Fatih Dönemi Ferman ve Arşiv Belgeleri, İçişleri Bakanlığı Târihi, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Târihin Hafızası, Güne Düşülen Notlar, İhtişamdan Sefalete, Cumhuriyetin Tozlu Sayfaları, Kumhuriyetin Kamburları, Üst Aklın İslâm Coğrafyasındaki Ilımlı İslâm Eldiveni,  Küresel Emperyalizm: Üç Neslimizi Nasıl Yok Ettiler.

 

 

KUŞBAKIŞI

DEDE KORKUT KİTABI

Asıl ve tam adı: ‘Kitab-ı Dedem Kurkut Âlâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzan’ olan Dede Korkut Kitabı, onlarca kişi tarafından hazırlanan şekli ile ve onlarca yayınevi tarafından defalarca basılmış, çok okunan bir kitaptır. Yakın zamanlara kadar kitapta 12 hikâye vardı. Bulunan 13. hikâye, eserin yeni baskılarında yer almaktadır.

Destansı üslupla sunulan hikâyelerde Bayındır Han soyundan geldiklerine inanılanTürklerin hâkim olduğu Mâverâü’n-Nehr ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan Oğuzların hayatı anlatılır.  Her hikâye, başlı başına bir bütün oluşturursa da ekseriyetle aynı kişinin hayatına ait hikâyelerdir. Hikâyelerde Türk milletinin asâleti, kahramanlığı, büyüklere saygısı, küçüklere sevgisi, düzgün âile hayatını, kadınlara verilen değeri, vatanseverliği anlatılır. Bâzı hikâyelerde kahramanlar olağanüstü güce sâhiptir. Meselâ Kanturalı ve Selcen Hâtun ikilisi, birlikte savaştıkları 600 kişiden oluşan düşman ordusunu, cesâretleri ve zekâlarıyla bozguna uğratır.  

Türk edebiyatı tarihinin en büyük âlimi Prof. Fuat Köprülü'nün, derslerinde söylediği bir söz vardır: ‘Bütün Türk edebiyatını terâzinin bir gözüne, Dede Korkut kitabını öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.’ Dede Korkut Kitabı’nın değerini ifâde etmek için bundan daha güzel bir söz bulmak mümkün değildir. Gerçekten Dede Korkut Kitabı Türk edebiyatının en büyük âbidelerinin, Türk dilinin en güzel eserlerinin başında gelir. Türk’ün asâletine sahip ve atalarına lâyık olmak isteyen gençlerin okuması gereken bir eserdir.

Prof. Dr. Muharrem Ergin’in yayına hazırladığı eserin 55. baskısı 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde 238 sayfa hacimle, Ekim 2020’de yayımlandı.

BOĞAZİÇİ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Çatalçeşme Sokağı Nu: 44 Kat: 3 Cağaloğlu, İstanbul Telefon: 0.212-520 70 76 Belgegeçer: 0.212-526 09 77  e-posta: bogazici@bogaziciyayinlari.com //   www.bogaziciyayinlari.com.tr 

 

AĞAÇ VE AHLÂK                                                                                                                                      Memleket Yazıları 8

Refik Hâlid Karay (1888-1965), Türkçeyi en mükemmel kullanan yazarlarımızdan biridir. 1938-1965 yılları arasında muhtelif gazete ve dergilerde yayınlanan makaleleri, Tuncay Birkan tarafından derlenerek Gökhan Akçura’nın ön sözü ile 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde, 216 sayfalık kitap hâlinde okuyucuya sunulmuştur.

Refik Hâlid Karay, her kalem erbabının kolay kolay kafa yoramayacağı konularda bitmeyen bir iştahla, kılı kırk yaran bir merakla kalem oynatan yazarlarımızdandır. 150’liklerden biri olarak sürgüne gönderilmiş, dönüşünden sonra siyasetle ilgilenmemiş, kültür, tabiat, dil, görgü, çiçekler, günlük yaşayış, mevsimler, hayvanlar hakkında sıkmayan, kafa yormayan, zevkle okunan yazılar yazmıştır.  

Kitaba adını veren ‘Ağaç ve Ahlâk’ başlıklı yazı:

Orman yangınları bu yaz mevsiminde de her seneki gibi tahribatını yaptı. Yine acıdık, fakat yine de bir şey yapamadık. Bir taraftan yangınları önleyemiyoruz; öte taraftan ağaç muhabbetini telkin edemiyoruz. Eskiden mevcut olanlar tükeniyor, yenileri yetiştirilemiyor. Mirasyediye benziyoruz, eldekini harcıyor, harcadığımızın yerini kendi kazancımızdan doldurmuyoruz. Orman muhabbetinin son mertebesine Oslo’da tekrar şâhit olduk: Bizim gelişimizden az evvel, şehir halkı bir tören yapmış; çok yaşlı bir ağaç varmış; nihâyet yaşatamamışlar, tabiî ömrünü ikmal etmiş. Halk buna üzülmüş, vaka mâhiyeti vermiş. Toplanmışlar, ağacı merâsimle yakmışlar, yanarken nutuklar söylemişler, kasideler ve duâlar okumuşlar. Halbuki Norveç’de ağaçtan çok bir şey yoktur, ulu ormanlar diyârıdır orası. ‘Bir tânesi değil, bin tânesi kurusa ne çıkar?’ dememişler, demiyorlar. Çocuk, ağaca sevgi ve saygı terbiyesiyle yetişiyor.

Zaten böyle olmazsa, çocuğa ailesi ve okulu tarafından bu terbiye aşılanmazsa, kanunların mükâfatı da, mücâzatı da, ne dereceye kadar verimli olur? Ağaca aşırı muhabbet beslenen diyarlarda ahlâk güzelliği de gelişiyor, şâhidiyiz.

 

İNKILÂP KİTABEVİ:

Çobançeşme Mahallesi, Sanayi Caddesi, Altay Sokağı Nu: 8 Yenibosna 34196 İstanbul.

Telefon: 0.212-496 11 11 Belgegeçer: 0.212-496 11 12  www.inkilap.com   e-posta: posta@inkilap.com  

 

SHERLOK TÜRKİYE’DE

İngiliz yazar Sir Arthur Conan Doyle (1859-1930) Edinburg Üniversitesi’nde tıp tahsili yaparken kısa hikâyeler yazmaya başladı. Cherlock Holmes, O’nun kaleme aldığı 50 kısa hikâye ile 4 adet romanın kahramanı olan dedektiftir. Yazarın ayrıca ‘Korku Vâdisi’ ‘Baskervillerin Köpeği’ ve ‘Dörtlerin Yemini’ isimli romanları vardır. Şöhretini, Cherlock Holmes ile sağladı. Bu seri, hemen hemen dünyanın bütün dillerine çevrildi ve onlarca-yüzlerce defa basıldı. 

Sir Arthur Conan Doyle tarafından yazılan hikâye ve romanların kahramanı olan Holmes, zekâsıyla aydınlattığı polisiye vakaları kadar dış görünüşü ve kendine has tavır ve hareketleriyle de benzersiz bir karakter... Bu karakter, polisiye yazarı pek çok kişiye ilham kaynağı olmuştur. Kendi dönemi için bohem olarak nitelenebilecek bir insan olan Sherlock, garip zevkleri ve merakları ile her dâim ilgi çekici bir tiptir. Peyâmi Safâ da Cherlock Holmes’ten ilham olarak Cingöz Recâî tipini yaratmış ve okuyucusu tarafından çok sevilmiştir.

Cherlock H0lmes’in bu cihanşümul şöhretinden faydalanmak isteyen; Behçet Çelik, Şebnem İşigüzel, Hakan Bıçakçı, Gaye Boralıoğlu, Bahri Vardarlılar, Pelin Buzluk, İbrâhim Yıldırım, Mevsim Yenice, Ömür İlmim Demir ve Seçkin Erdi’nin kalem ürünleriyle ve Seval Şâhin’in derlemesiyle oluşan kitap, 13,5 X 9,5 santim ölçülerinde ve 230 sayfadır.

EVEREST YAYINLARI:

Ticarethane Sokokağı Nu: 53 Cağaloğlu 34410 İstanbul. Telefon: 0.212-513 34 20                                                          Belgegeçer: 0.212-512 33 76  www.everestyayinlari.com  e-posta: info@everestyayinlari.com   

 

 

 

KISA KISA… KISA KISA…

1-ATİLLA’NIN KAMÇISI: Hasan Erdem / Ötüken Neşriyat.

 2-ON SÖZCÜKTE ÇİN: Yu Hua – Bahar Kılıç / Jaguar Kitap.

 3-KÜÇÜK PAŞA: Ebubekir Hâzım Tepeyran / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

4-HESABIM VAR: Onur Ünlü / Alfa Yayınları.

 5-HAYALET ADASI: Camille Lackberg – Güneş Becerik Demirel / Doğan Kitap.