IMG-LOGO
Güncel


1990’lı yıllarda okuduğum bir gazete yazısında Japonya ile Güney Kore arasındaki teknoloji yarışında Japonya’nın Güney Kore’den bir saat önde olduğu yazıyordu. Bugünkü durumları nedir tabi ki bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var ki, o yıllarda fert başına düşen milli gelir oranı Türkiye ile Güney Kore arasında hemen hemen aynı seviyedeydi. Güney Kore’nin bugünkü kalkınmışlık durumunu ve fert başına düşen milli gelirini artık siz hesap edin.

Peki, nasıl oluyor da tabir caizse bugün bizler yaya, onlar aya gidiyor hiç düşündük mü? Düşünsek bile bizi hiç ilgilendirmiyor el-âlemin ne yaptığı. Ancak biz… bizden önceki iktidarlarla kendi iktidarımızı yarıştırırız ve birinci gelen yine her zaman biz oluruz alimallah.

Ama gerçek olan şu ki, kıyaslamalarımız ister yurt içinden ister dünya genelinden olsun bir türlü kalkınmada istenilen seviyeye gelememiş olmamız. Bunun sebeplerinin başında ise, liyakat, hukuk, demokrasi ve insan kaynaklarımızın yetersizliği geliyor.

İnsan Kaynaklarımızın yetersizliği dedim ama aslında kaynağımız bol ancak bu kaynağı “Bizim Çocuklar!!!” yüzünden yeteri kadar değerlendirmiyoruz. Ülkemizin yüksek tahsil yapmış genç yeteneklerini, beyin göçü nedeniyle bizim çocuklara kurban ediyoruz. Düşünün bir kere bugün bu gençlerin %60’i fırsat bulduklarında yurtdışına gitmeyi düşünüyorlar.

Yıllardan beri yöneticilerimiz, yetenekli genç insanımızın dilinden anlamıyorlar. Ruhsuz bir eşya olarak kabul ettikleri bu yetenekleri, kullanılacak bir malzeme olarak görüyorlar. Ben nereye koyarsam orada kalacaksın, ne istersem onu yapacaksın ve benim gibi düşüneceksin… istedikleri... onlardan bekledikleri bu!

Yıllardan beri süregelen bu olay, sosyal medyanın da günlük hayatımızda yerini almasıyla artık genç yetenekler bu bozuk düzene başkaldırıyor, karşı çıkıyorlar. Haksızlıklara artık yeter diyor, tabuları yıkmak istiyorlar.

Boğaziçi Üniversitesindeki olayları işte bu yönüyle değerlendirelim. Türkiye’nin en yüksek puan alarak buralara kadar gelmiş çocuklarının haklı isteklerini görmezden gelmeyelim. Şunu bilmenizi isterim ki; bu gençler ve onların aydınlık yüzlü hocaları sizlerden daha farklı, daha iyi ve daha ilerisini düşünüyor. Çünkü: “bu ülkeyi gelecekte bizler yöneteceğiz bu yüzden yaptıklarınız yanlış” diyorlar.

Ama siz, onların bu haklı isteklerine karşı: “Başları ezilmesi gereken terörist” muamelesini reva görüyorsunuz.

Yeri gelmişken tarihten bir misal vermek isterim. Geçmiş yıllarda televizyonda “ceviz Kabuğu” Programı yapan Hulki Cevizoğlu’nun misafir konuşmacısı 06 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş’in ağabeyi konuştu: “Benim kardeşim ölümü kendisi seçti, Süleyman Demirel, evimize adam gönderdi. “Oğlunuz bu işlerden vaz geçsin, onu devlet bursuyla Paris’e okumaya göndereyim dedi ama kardeşim bu teklifi kabul etmedi.” Demiştir. Devlet adamlığı penceresinden bir de bu gözle bakalım.

Ama siz bu ülkenin en zeki ve çalışkan çocuklarını “başları ezilesice terörist yaratıklar” olarak görüyorsunuz.

Hâlbuki geçmiş yıllarda:

 Mısır’daki Rabia’ya, ağladınız, PKK’lı Şivan Perver ile el ele tutuşup megri, megri ağıtlarıyla PKK’lı teröriste gözyaşı döktünüz, Türk düşmanı Barzani ile gurur duydunuz” ama bizim çocuklarımızı düşman görmekte, göstermekte bir sakınca görmediniz.

Irak işgalinde ABD’li Coniler, camilere postallarıyla girip binlerce Müslüman Iraklıyı katlettiler, binlerce Müslüman kadına o camilerde tecavüz ettiler. Ve siz ABD askerleri evlerine dönerken onlara: “sağ-salim evlerine dönmeleri için dualar ettiniz.” Ama şimdi anayasadan aldıkları hakkı kullanan bu vatanın evlatlarını teröristlikle suçluyorsunuz.

Gerçekten sizleri anlamakta güçlük çekiyorum.

Sağlıklı kalın.