IMG-LOGO
Güncel

Vemâ Edrâke Mâ Anayasa?

08 02 2021

Başlıkta ne yazdığını büyük bir kısmınız anlamadınız tabi. Bu yazının asıl muhatabı olan Ak Partililer de anlamadılar emin olun. Hatta rahatlıkla belirtebiliriz ki Ak Parti’ye oy verenlerin %99’u, gönül verenlerin %98’i bu başlığı anlamadı.

 

            Merakınızı hızlıca gidereyim. “Vemâ edrâke mâ” ifadesi kutsal kitabımızda oniki (12) defa geçen bir soru kalıbıdır ve bazı meallerde “ne olduğunu bilir misin?”, bazı meallerde ise “sen nereden bileceksin” şeklinde tercüme edilmektedir. Dolayısıyla “Vemâ Edrâke Mâ Anayasa?ifadesi hem “Sen Anayasanın ne olduğunu bilir misin?” hem de “Sen Anayasanın ne olduğunu nereden bileceksin!” anlamlarını taşımaktadır ki her iki anlam da yazarın maksat ve meramını içermektedir.

 

            Neden bu ifadeyi kullandığıma gelince; şimdiye kadar anayasa konusunda defalarca yazı yazdık. Yazdıklarımızın büyük kısmı konunun hukuki boyutuyla ilgili ve tamamen hukuki olan kısmıydı. Yazdıklarımızın geriye kalan kısmı ise konunun hukuki boyutuna ilişkin şahsi yorumlarımızdı. Bu yorumlar elbette yüzde yüz bir isabet payı içermiyorlar ancak en hatalı haliyle bile mevcuttan daha iyi bir çözüm sunduklarını rahatlıkla ifade edebilirim. Mevcuttan daha iyi olan çözüm önerilerini bu kul söylediği zaman kimse kaale almadı, Yaradan’ın sözleriyle söylersek belki alırlar.

 

Cumhurbaşkanı’nın Yeni Anayasa Önerisi

 

            Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yeni bir anayasa yapılması gerektiğine dair bir görüş (daha çok gizli bir öneri) ortaya atıldı. Bu söz lafın gelişi söylenmiş bir söz olmadığı için bir tartışma başlattı. Kimileri, iktidarı kast ederek “Mevcut anayasaya uydunuz mu ki, yenisine uyacaksınız” şeklinde bir eleştiri yöneltti. Kimileri ise bu gizli öneriyi gayet olumlu bularak “parlamenter sisteme dönme şartıyla” yeni bir anayasayı destekleyeceklerini ifade ettiler.

 

            Tabi bu konuda iki tane büyük soru işareti söz konusu. İlki, Cumhurbaşkanı “yeni anayasa” derken anayasanın belli hükümlerinde yapılacak bir değişikliği mi kast ediyor yoksa sıfırdan yepyeni bir anayasa yapmayı mı öneriyor? İkincisi ve daha önemlisi ise Cumhurbaşkanı, yapılacak olan değişiklikle kendi yetki alanını daha da genişletecek ve hem kendisini hem de partisini daha da otoriterleştirecek bir anayasa değişikliği mi arzuluyor yoksa bireysel hak ve özgürlüklerin alanını genişletecek bir anayasa değişikliği mi?

 

Anayasada Değişiklik mi Yoksa Yeni Bir Anayasa mı?

 

            Anayasa hukukunda ve siyaset biliminde “asli kurucu iktidar” denen bir kavram vardır. Asli kurucu iktidar devleti kuran veya devlet hukuken aynı kalmakla birlikte yeni bir rejim kuran iktidardır. Anayasa yapan iktidar da denir buna. Ak Parti, iktidarının yirminci sene-i devriyesi yaklaşırken asli kurucu iktidarı olduğu kafasına göre “sıfırdan” bir rejim (devlet) kurmanın hayaliyle yanıp tutuşuyor. Ancak Ak Parti’nin bir rejim inşa edecek, yeni bir devlet kuracak birikime sahip olmadığını söylemek lazım. Ancak bunu gerçekleştirebilecek kaba kuvvete sahip. O kaba kuvvet ise Ak Parti’nin kendisinden kaynaklanan bir kuvvet değil, kamu yani devlet imkânlarına sahip olmaktan ve bu imkânları keyfi ve hoyratça kullanma alışkanlığından gelen bir kuvvet.

            Ak Parti toplumun faydasına olan herhangi bir şeyi inşa etme, imar etme, ihya etme becerisine, kabiliyetine sahip değil. Zaten Ak Parti’nin böyle bir derdi de yok. Bu partinin ve bu partinin iktidarına ortaklık eden hem MHP hem de Perinçekçiler’in kamu imkân ve nimetlerini yağmalayıp talan etmekten başka dertleri yok. Türkiye’nin son yirmi yıllık geçmişi bu gerçeği pek çok defa gözler önüne serdi.

 

            Öte yandan devlet yönetimini sistemsizliğe mahkûm eden Cumhurbaşkanlığı veya Türk Tipi Başkanlık Modeli hem ülkeyi git gide yönetilemez bir hale getirdi hem de Ak Parti’nin ve genel başkanının yönetim beceriksizliklerini ortaya koydu. Diğer yandan Ak Parti’yi seçimde %50+1’e ve dolayısıyla da küçük ortak MHP’ye mecbur ve mahkûm etti. Ak Parti-MHP ortaklığı (ittifakı) son seçimde %50+1’i yakalamayı başardı. Ancak, özellikle ekonomideki kötü gidişat bu ittifakın artık %50’yi yakalamasının zor olduğunu gösteriyor. Mevcut halde Ak Parti’nin %50’yi yakalayabilmesi için ittifaka yeni bir ortak bulması gerekiyor. Ancak MHP ile yapılan ortaklık bile hali hazırda pamuk ipliğine bağlı giderken ittifaka yeni bir ortak dâhil etmenin nasıl bir külfet getireceğinden emin değiller.

 

            Öte yandan, Ak Parti siyasi sahnede MHP ile ittifak kurarken, bürokraside başka başka ekiplerle işbirliği halinde. Perinçek’in ittifak ortaklığı da oradan kaynaklanıyor. Ak Parti’nin güçlü bir sosyal tabana dayanmıyor olması, 25 milyon seçmeni 10 milyonu aşkın üyesi olan Ak Parti’nin bürokratik kademelere getirebileceği doğru düzgün bir kadrosunun bulunmaması Ak Parti’yi bu tip ortaklıklara mecbur ve mahkûm eden bir başka durum.

 

            İşte bütün bu mecburiyetler ve mahkûmiyetler içerisinde Ak Parti’nin ortaya yeni bir rejim, yeni bir devlet, yeni bir anayasa koyma imkânı bulunmuyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın gönlünden geçen şey “sıfır kilometre” bir anayasa olmasına rağmen elindeki imkânlarla anayasanın bazı hükümlerinde yapılacak bir değişikliğe razı olduğunu söylemek hata olmaz.

 

Cumhurbaşkanının Alanı mı Genişleyecek Yoksa Milletin Alanı mı?

 

            Sayın Cumhurbaşkanı’nı neredeyse otuz yıldır tanıyoruz. Bizim tanıdığımız Erdoğan’ın kendi yetkilerinin kısılmasına tahammül edebilecek biri olduğun söylemek en nazik tabirle saflık olur. Sayın Erdoğan elbette kendi iktidar alanını genişletecek ve kendisinin ömür boyu Cumhurbaşkanlığı yapmasını sağlayacak hatta belki Cumhurbaşkanlığı makamının Erdoğan ailesinin tapulu malı olmasına yol verecek bir anayasa değişikliği arzulamaktadır.

 

            Hâlbuki devlet denilen kurum bir toplumsal sözleşmedir. Anayasa ise bu toplumsal sözleşmenin metne dönüşmüş halidir. Milletin devlete karşı yükümlülükleri vardır ancak devletin millete karşı daha çok yükümlülüğü vardır. Anayasa her şeyden önce devletin bu yükümlülüklerini belirler ve milleti devlete karşı korur. Devlet, millete hizmet için var olan bir kurumdur. Anayasa, devletin bir saltanat vasıtası değil bir hizmet etme organı olduğunu düzenler ve bunun gerçekleşmesini sağlar. Devlet teşkilatı bu anlayış üzerine tesis edilir. Bu anlayışın tesis edilmediği bir yapı devlet falan değildir. O yapı kabiledir, aşirettir, en fazla diktatörlüktür ancak devlet değildir.

 

 

            Devletin ve devleti yönetenlerin yetki alanını kısıtlayacak ve milletin bireysel hak ve özgürlüklerini genişletip garanti altına alacak bir anayasaya her zaman evet. Birilerinin şahsi iktidar alanını genişletip koruma altına alma amacındaki düzenlemelere ise hayır!

 

            Bu görüşe karşı olan kişilere söyleyebileceğim tek şey bu yazının başlığına baksınlar. Yazının başlığındaki soruya ve sorunun manasını taşıyan her iki tercümeye de muhatap olduklarını bilsinler.

 

            Vesselam!