IMG-LOGO
Güncel

Avukat ve Muharrir Hicran Göze Hanımefendi İle Kısa bir Mülâkat

24 01 2021

Oğuz Çetinoğlu; Yazı hayatınız ne zaman, nasıl başladı?

Av. Hicran Göze: Yazı hayatım 1965 senesinde paraları az ama vatan kurtarma duyguları çok yüksek bir kahramanlar grubunun zorlukla çıkardığı gene zorlukla devam ettirdiği Babıâli’de Sabah Gazetesi’nde Kadın Köşesinde yazdığım fıkralarla başladı diyebilirim.

Çetinoğlu: Makalelerinizde hangi konuları daha çok işliyorsunuz?

Av. Göze: Az da olsa siyâsete dokunmak dâhil kadın, din,  kültür, tarih, sanat ve aktüel olan meseleler hakkında.

Çetinoğlu: Kitaplarınızdan bahseder misiniz?

Av. Göze: İlk kitabım ‘O Bir Yetim İdi’, ‘Sulh Peygamberi’, ‘Kılıcın Hakkı’ (Üç safhada Hz. Peygamberin hayatı), ‘İçkinin Kokusu Sigaranın Dumanı ve Kadın

Uzun yıllar başta ‘Yeşilay Mecmuâsı’ olmak üzere ‘Ayşe’, ‘Büyük Türkiye’, ‘Şadırvan’ mecmualarında çıkan yazılarım. ‘Âyetler ve Kadınlar’ (Kadın konusundaki âyetleri inceleyen bir araştırma.) ‘Zor Yılların Zor Kadını Hâlide Edip Adıvar’ (Biyoğrafi) ‘Mâverâdan Gelen Ses’ (Sâmiha Ayverdi’nin biyoğrafisi) ‘Kadıköylü Yıllarım’ (Hâtıra / Türkiye Yazarlar Birliği’nden hâtıra dalında ödül aldı) ‘Mehmed Âkif Hüzünlü Bir Yolculuk’, ‘Bir Zamanların Kadıköyü’nde Edebiyatçılar ve Aşkları’, ‘Ergun Göze ile Elli beş Yıl’, ‘Yahyâ Kemal ve Atatürk’ 

Çetinoğlu: Türkçemizin günümüzdeki durumu hakkındaki düşüncelerinizi lütfeder misiniz?

Av. Göze: Pek iç açıcı konuşmama imkân yok. Gazeteleri okumak, televizyonu seyretmek kâfi değil mi? ‘Ne yazık ki güzel Türkçe’miz gitti’ diyebilirim. Manzarayı romanın, şiirin, hikâyenin kaybolması anlatmıyor mu?   Peyâmi Safâ, Tükçe’miz hakkında yıllarca nefes tüketen bir kaç kitap olacak kadar yazı yazan Peyâmi Safâ, ‘Kalemi elime aldığım günden beri Türkçe’nin müdafaası için yazdığım satırları birbirine eklesem İstanbul-Ankara şimendifer hattından daha uzun olur.’ Diye yazan Peyâmi Safâ…  Bir Burhan Felek, bir Sabri Esat Siyavuşgil var mı? Hatta bir Adviye Fenik ve Şükrü Baban… Ya spor yazarları… Güzel Türkçeleriyle, başarılı bir fıkra yazarı gibi zevkle okunan spor yazarları da artık yok… Meselâ İslâm Çupi… Kendi vatanının dostu, Türk’ün azılı düşmanı Churchilli’n bir sözünü Nüvit Özdoğru’nun ‘Türkçemiz’ isimli kitabında okumuştum: ‘Çocuklara ana dillerini bilmedikleri zaman dayak atılmasına taraftarım.’ O kitabı okumuş olan Peyâmi Safâ ise kitabın yazarına  ‘Neden yalnız çocuklara, büyüklere de lâzım değil mi Nüvit Özdoğru’ diye sormuştu.   

Çetinoğlu: Doğru ve güzel Türkçe ile yazmak isteyenlere, kimleri okumalarını tavsiye edersiniz?

Av. Göze: Ne yazık ki yenilerden isim veremeyeceğim. Bilhassa fıkra ve roman yazarı olmak üzere  başta Peyâmi Safâ olmak üzere güzel Türkçeleri ile Hâlit Fahri Ozansoy’u, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu tavsiye edebilirim… Tabii onlar gibi hârika Türkçesiyle Ömer Seyfettin’i…  Sâdece güzel Türkçeleri için değil, yakın geçmişi ve meselelerini öğrenmek için de… Türkçesine hayran olduğum bir yazar da Sabri Esat Siyavuşgildir. ‘Sirano de Bergerac’ isimli eserini aslından daha güzel tercümesiyle bize kazandıran Siyavuşgil…

Çetinoğlu: Gençlerimizin millî ve mânevî değerlerimize bakış açılarını, ilgilerini nasıl buluyorsunuz?

Av. Göze: İstisnalar hâriç ‘büyük bir dram’ diyebilirim. Buna sebep bakkal dükkânı gibi açılan kalitesiz üniversiteler olduğu gibi siyâset dâhil her sahada seviyenin düşüşüdür.

Çetinoğlu: Türkçemizde ‘yaptı’ salgını veya fâciâsı var: ‘giriş yaptı’, ‘çıkış yaptı’,’ bekleme yaptı’ ‘gecikme yaptı’, ‘tavan yaptı’, ‘duygu yaptı’… ve diğerleri… Yakında ‘sabır yaptı’, ‘hiddet yaptı’, ‘şiddet yaptı’, ‘evlenme yaptı’, ‘endişe yaptı’… tâbirleri işitmemek için düşündüğünüz tedbirler var mı? Neler yapılabilir?

Av. Göze: Bu mesele çok eskidir. Türkçe hakkında çok büyük bir hassasiyeti ve asabiyeti olan olan Süleyman Nazif merhum bir gün Bâbıâli Caddesinde bir gence rastlamış, ‘Ne ile meşgulsünüz? diye sormuş. Genç ‘Muharrirlik yapıyorum’ diye cevap verince hemen düzeltmişti. ‘Hayır, muharrirlik yapıyorum değil, muharrirlik ediyorum. Çünkü bir masa veya kundura yapılır. Fakat muharrirlik edilir.’ Demişti. Tedbirleri ben söylesem, siz yazsanız ne olur? Tedbirleri, Türk dilinin içinde bulunduğu tehlikenin büyüklüğünün farkında olan bir devlet alabilir. Dilin gitmesiyle dinin de, gideceğinin şuurunda olan bir devlet veya ‘Devlet Adamı’… İlki olsun, ortası, lisesi olsun hattâ üniversitesi olsun siz o kitaplardaki Türkçe’yi anlayabiliyor musunuz?  Ya Türkçemizin uzun hecelerini kısaltarak konuşunlar… ‘Dâvâ’ yerine ‘dava’, ‘hâlâ’ yerine ‘hala’ diyenler…  Bana atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti gibi geliyor. Ama inanan da ümidini kaybetmez.

Çetinoğlu: Hikâye yerine öykü, şâir yerine ozan denilmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Av. Göze: Hikâye mi Öykü mü? Bu gün her ikisi de kullanılıyor. Ama hikâyenin geçmişi çok uzun yıllara dayanıyor. Öykünün ise geçmişi kaç yıl ki? Ben fakir ise ‘öykü’ kelimesini hiç kullanmadım. Ozan mı şâir mi? İkisi de doğru ama yerinde kullanılırsa… Meselâ Hz. Mevlâna’ya ozan denilirse ‘durun bakalım’ derim. Çünkü Hz Mevlâna ozan değil, ‘Mutasavvuf ve şâirdir’ Öz Türkçe yazmaya ve söylemeye pek fazla özenenler, şâir kelimesini beğenmeyip ozan kelimesini tercih edenler artık bilmelidirler ki Ozan, şâir değil, saz ( kopuz) eşliğinde şiir söyleyen kişidir. Meselâ Âşık Veysel Ozandır.

Çetinoğlu: Sizi en çok etkileyen kitaplardan bahseder misiniz?

Av. Göze: Klasik Fransız yazarlarından Anatole France’ın ‘Thais’ isimli romanının uzun zaman tesirinde kalmıştm. Daha sonra Peyâmi Safâ’nın romanları  ‘Yalnızız’, ve 12 yıl süren bir emeğin mahsulü olan “Matmezel Noralya’nın Koltuğu”, Aşağı yukarı Hâlide Edib Adıvar’ın bütün romanları… Bu zor kadını anlamak için ‘Mor Salkımlı Ev’i mutlaka okumak lâzımdır. Tabii  ‘Türk’ün Ateşle İmtihan’ını da… Az daha unutuyordum Greziella… İstanbul’da Sultan Abdulmecid Han’ın misâfiri olarak uzun zaman kalan, Müslümanlığa çok ilgi duyan, sarıklı mezar taşlarımızı çok beğenen ve özenen Alphonso de Lamartini’nin (1790-1869) duygu dolu romanı…

Çetinoğlu:  Mûsıkîmizin içerisinde bulunduğu durumu değerlendirir misiniz?

Av. Göze: Kısaca cevap vereceğim. Çok şükür Allah, bizim gibi kullara Nevzat Atlığ Bey’in ‘Klâsik Türk Müziği Konserleri’ne gitmeği nasip etti. Başta hârika sesi ve tavrı ile Münip Utandı olmak üzere diğerleri de hocalarının yolunda emin adımlarla yürüyorlar.  Pazar günleri her sabah üşenmeden gittiğimiz Münir Nurettin Selçuk’un konserleri de Türk Mûsîkî’sinin yüz akı olarak geçmişimizde yerini almıştır. Günümüzden hiç bahsetmeyeyim.  Bu faslı Yahyâ Kemal’imizin iki mısrâı ile bitireceğim:

                    

                      ‘Çok insan anlayamaz eski mûsîkimizden

                    Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden’ 

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim Efendim.

 

Av. HİCRAN GÖZE:

      Yazar ve hukukçu. Yarım asırdır devam eden yazarlık hayatında pek çok önemli esere imza attı.

     1931’de Kadıköyü’nde İbrahimağa Mahallesi’nde, Ruhsar-İhsan Gürsan çiftinin kızı olarak dünyaya geldi.  Çocukluğu, babasından ayrı olarak anneannesi Nigâr Hanım ve dayısı Basri Kayaman’ın himâyesinde, eski Kadıköyü’nün güzel ve nezih atmosferinde geçti. Kadıköyü’ndeki 35. Gâzi ilkokulunu bitirdikten sonra bir zamanlar Kızıltoprak’ta Zühtü Paşa’nın köşkü olan Kadıköy Kız Ortaokulu’nda birinci ve ikinci sınıfları okudu. Ortaokulu Zühtü Paşa’nın kızlar için yaptırdığı Kızıltoprak’taki taş mektep’te bitirdikten sonra gene aynı Paşa’nın hayır eseri olan günümüzdeki adıyla Kenan Evren Lisesi’nde (Günümüzde Kenan Evren adı kaldırılmıştır)  lisenin birinci sınıfını bitirdiği sırada okulun kapatılması üzerine lise tahsilini Müşir Ahmet Ratip Paşa’nın köşkü olan Çamlıca Kız Lisesi’nde tamamlayarak 1950 senesinde mezun oldu. Hayatına üvey baba olarak giren Avukat Burhanettin Güleryüz’ün fikrî yapısının şekillenmesinde payı büyüktür. 

     1950 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Sınıf arkadaşı olan Ergun Göze ile 1954’te evlendi. Fakülteden evliliğin araya girmesiyle ve anne olmanın yüklediği sorumluluk sebebiyle biraz gecikmeyle 1956 senesinde mezun oldu. Üç çocuğu,  beş torunu ve bir de torun çocuğu bulunmaktadır.

     Bir dönem ‘Bâbıâli’de Sabah Gazetesi ’nde imzasız olarak ‘Kadın ve Ev ’ köşesini hazırladı. Hicran Göze’nin, ‘Yeşilay ’, ‘Töre’, ‘Büyük Türkiye’, ‘Şadırvan ’ ve ‘Kubbealtı Akademi’  mecmualarında yazıları yayınlanmıştır. 

      ençlik yıllarında Yeşilay Cemiyeti Kadınlar kolu gibi birçok dernek bünyesinde aktif faaliyet gösteren Hicran Göze  çalışmalarına hâlen devam etmektedir.  

     Yayınlanmış eserleri: *O Bir Yetim İdi, *Sulh Peygamberi, *Kılıcın Hakkı (üç safhada Hz. Peygamberin hayatı), *Türk Kadını (Muhtelif mecmualarda çıkan yazıların toplamı), *İçkinin Kokusu, Sigaranın Dumanı ve Kadın (Uzun seneler Yeşilay mecmuasında çıkan yazılar), *Âyetler ve Kadınlar (Kadın konusundaki âyetleri inceleyen bir araştırma), *Zor Yılların Zor Kadını Halide Edip Adıvar  (biyografi), *Mâverâdan Gelen Ses (Sâmiha Ayverdi biyografisi),  *Kadıköylü Yıllarım  (hâtıra ), *Hüzünlü Bir Yolculuk - Mehmed Âkif (biyografi), *Bir Zamanların Kadıköyü’nde Edebiyatçılar ve Aşkları, *Ergun Göze ile Elli beş Yıl, *Yahyâ Kemal ve Atatürk