IMG-LOGO
Güncel

Elimizden Alınan Gurur Abidelerimiz

18 01 2021

Ülkemizde gelişen olayları filim şeridi gibi gözlerimizin önünde canlandıracak olursak, nereden nereye geldiğimizi çok daha net görebiliriz. Siz bakmayın: “biz gelmeden önce ülkede buzdolabı yoktu, çamaşır makinası yoktu” gibi konuşan kara propaganda dublörlerine. 1970’li yıllarda dahi yokluk eleştirisinde bulunanlara Rauf Tamer’in bir kıyaslaması vardı: “razı mısınız tel dolaba geri dönmeğe!”

Bırakın buzdolabı, çamaşır makinasına sahip olmayı, yarım asırdan daha önceleri bu ülkede Balkanlar ve Ortadoğu’nun en gelişmiş, en modern SEKA, Tüpraş, Petkim gibi on binlerce insanımızın çalıştığı devasa fabrikalarımız ve işletmelerimiz vardı. Şimdi ya tamamen yok oldular SEKA buna örnek ya da, holding patronlarının veya yabancı sermayenin eline geçtiler.

Türk Milleti’nin vatanı, köksüz bir ağaç misali, sınırları sonradan cetvelle çizilmiş bir devlet değil, geçmişi on binlerce yıl öteye dayanan, her karışının bedeli kanla ödenen bir vatan toprağıdır. Bu yüzden atalarımız dağına taşına Atatürk’ümüzün: “Ne mutlu Türküm diyene!” veciz sözünü işlemiştir. Bu sözü her duyduğumuz veya okuduğumuzda tüylerimiz diken diken olurdu. Okullarımızda andımızı büyük bir coşkuyla okur, Türk Milletinin büyüklüğünü sinir uçlarımıza kadar hisseder, gurur duyardık.

Bugün bütün bunlardan geriye: “Dünyalara değişmem şu öksüz Türklüğümü!” veciz sözünden başka elimizde kalan bir şeyimiz yok maalesef. “Ne mutlu Türküm diyene”, “Andımız” kimleri rahatsız etti de kaldırıldılar. Goethe’nın güzel bir sözü var: “Daha ileriye gitmek için iki adım geri gitmeyi öğrenmeli insan. Çünkü en ileri sıçrayışlar iki adım geriden başlar.”

Son yıllarda özel sektörce yapılan İHA’lar ve SİHA’ların haricinde millet olarak bizi sevindirecek, onurlandıracak milletçe gurur duyacağımız elimizde ne kaldı? Hükümetimizin yollar, köprüler, şehir hastaneleri yaptık diye sürekli övündükleri eserler, milletimizin yarısını sevindirirken, diğer yarısının da haklı olarak tepkisini çekiyor.

Tepkisini çekiyor çünkü daha denizi görmemiş, hayatında bir defa İstanbul’a gelmemiş insanlardan yap işlet modelli geçiş garantili yaptırılan 3. boğaz köprüsüne para kesiliyor.

Otoyollar, hava meydanları, şehir hastaneleri derseniz gene aynı. Yaşayanlardan kesilenler yetmezmiş gibi, henüz doğmamış bebeler ve torunlar da ileride borç sarmalıyla karşılaşacaklar.

Bugün milyarlarca alınan dış borçların faizini ödemek için yurt dışından para aranırken, seksen üç milyon Türk’ün rızkını beş müteahhite peşkeş çekmekten geri durmuyoruz.

Gerçek gündem perdelenip, suni gündemlerle millet oyalanıyor. Kılıçtaroğlu’nun “sözde cumhurbaşkanı” sözü, inanın milleti hiç ilgilendirmiyor, ama televizyon ve medyanın gündeminden de düşmüyor.

Milletin gerçek gündemi; eğitim, açlık, işsizlik, kadın cinayetleri ama duyulmaması için sanki sahne arkasında boğazlananların, gırtlağı sıkılanların seyirciler tarafından sesleri duyulmasın diye sahne önünde palyaçolar tam tam çığlıkları atıyorlar.

Geçtiğimiz yıl patates, soğan fiyatlarını düşürmek için köylünün çiftçinin depolarına baskınlar düzenleyip tanzim satış çadırları kurulurken, bu yıl pandemi nedeniyle lokanta ve bazı işyerlerinin kapalı oluşundan dolayı sanki intikam alıyormuşçasına çiftçinin malı depolarda çürütülüyor, ihracat izni verilmiyor. Dolayısıyla çiftçiye haciz üzerine haciz geliyor, bu durumda gelecek senenin durumunu düşünebiliyor musunuz? Bu mudur devlet yönetmek?

Sağlıklı kalın.