IMG-LOGO
Güncel

Birleşmiş Ümmetler Binası New York’ta mı?

16 01 2021

Biri yeni, biri eski iki hikâye anlatmak istiyorum. Yenisi henüz birkaç haftalık.  Ancak bu “yeni” haberi biraz araştırınca, o kadar yeni olmadığı, fakat tekrar gündeme geldiği anlaşılıyor.

 

Haber şu: Yunanistan, statüleri Lozan’ın garantisi altındaki Türk azınlık okullarının ismini değiştirdi. Okul sayısının başlangıçtakinin küçük bir kesrine düşürüldüğünü, Türkçe öğrenime engel çıkarıldığını, öğretmen kontenjanlarının ve Türkçe ders kitaplarının azaltıldığını zaten biliyorduk.

 

Yunanistan yemiyor, içmiyor, bizim iyiliğimizi düşünüyor

Okulların adındaki- ve tabelalarındaki- Türk Azınlık Okulu ibaresi, Lozan’dan beri orada duruyordu. Bunlar önce Müslüman Azınlık Okulu yapıldı. Ardından “Azınlık” da kaldırıldı ve isimleri, sadece Müslüman Okulu oldu. Dışişleri Bakanlığımızın Web sitesinden bu eğilimin, gazete ve ajanslarda yeni yer almasına rağmen yarım asırdan öncesine dayandığı yazıyor. Şöyle. “Yunanistan, 1970’lerde siyasi saiklerle bu politikasını değiştirerek, bu kez “Türk” yerine “Müslüman” kelimesinin kullanılmasını zorunlu tutmuştur.”

 

Acaba nedir bu siyasî saikler? Yunanistan bizi çok sevdiği için, “Bizi birbirimize bağlayan asıl güç Müslümanlığımızdır” şiarı gereğince, Yunanistan’daki Türk azınlığın Türkiye’ye bağlılığını güçlendirmeye mi çalışmaktadır? Belki de Türkiye’deki gelişmelere paralel davranmak için “Burada 36 etnik grup var. Ne demek Türk? Ahlaksız bu, şerefsiz.” anlayışıyla Türk ismine mi karşı çıkmaktadır? Andımız, zaten hiç okunmamıştır oralarda her halde. O cephede rahat olabiliriz.

 

Dışişlerimiz sevmemiş

Ancak Dışişlerimiz pek bu fikirde görünmüyor ve Yunanistan’ın sadece okullardan değil dernek ve vakıflardan da Türk adını kaldırdığını, Türk ismiyle yeni dernek kuruluşuna müsaade etmediğini söylüyor. Bakınız: “1927’de kurulan ve Azınlığın en eski sivil toplum örgütü olan “İskeçe Türk Birliği”nin (İTB) isminde “Türk” kelimesi bulunduğu gerekçesiyle yasaklanması üzerine, bu konuda açılan dava ve benzeri gerekçelerle kurulmalarına izin verilmeyen “Rodop İli Türk Kadınları Kültür Derneği” ile “Evros Azınlık Gençleri Derneği” (“azınlık” geçmesi nedeniyle) davaları, Azınlık mensuplarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmıştır.” http://www.mfa.gov.tr/bati-trakya-turk-azinligi.tr.mfa

 

Avrupa Birliği’nin Yunanistan’ın bu davranışlarına aman aman bir tepki göstermediği anlaşılıyor. Türkiye’de mevcut olmayan azınlıkları sıfırdan peyda etmeye çalışan AB, Yunanistan’da, milletlerarası anlaşmalarla varlığı ve hakları garantiye alınmış Türk azınlığının yok sayılmasına pek ses çıkarmıyor.

 

ABD de bizi çok sever

Şimdi gelelim daha eski hikâyeye. Daha doğrusu basına pek yansımamış ve ta 1990’lara ait bir hikâyeye. Önce Berlin Duvarı çökmüş, ardından Sovyetler Dağılmış ve Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuşmuştu. Yarım asrı geçkin zamandır tanıdığım bir arkadaşım, Amerika’nın Sesi Radyosu’nda Azerbaycan Türkçesi bölümünde programcılık ve spikerlik yapıyordu. Bir gün, “Orta Asya Türkleri” demek gafletinde bulunmuş. Derhal radyo müdürünün odasına celp edilmiş ve kesin bir dille kendisine şu talimat verilmiş: “Orta Asya Türkleri demeyeceksin. Orta Asya Müslümanları diyeceksin.”

 

Anlaşılan ABD de, tıpkı dostumuz Yunanistan gibi, bizim menfaatlerimizi gözü gibi koruyor ve bizi bir birimize bağlayan asıl kuvvete halel gelmesin istiyor. Belki de dünya üzerinde hiç olmazsa bir adet ümmete dayanan ülke bulunsun arzusunda. Pakistan Doğu ve Batı Pakistan iken buna iyi bir adaydı ama ne yazık ki o da millet temelinde Bangladeş ve sadece Pakistan diye ikiye ayrıldı.

 

Dağı iniş pisti zannederseniz uçağınız çakılır

İmdiii… Hiciv bir tarafa. Gerçekleri kısaca özetleyelim: Bugün dünyada devletlerin egemenliğinin temelinde millet denilen toplum birimi vardır. Başka hiçbir toplum bağı, milliyet bağıyla rekabet edemedi. SSCB, sözde sınıf esasına dayalı bir egemenlik ve devlet iddiasındaydı. Pakistan ümmet iddiasındaydı. İkisi de milletlere bölündü.

 

Bakınız, Birleşmiş Milletler diye bir teşkilat var. Birleşmiş ümmetler yok. Birleşmiş halklar veya sınıflar da yok. Hayrettir ki Birleşmiş Milletler! Her gün gözlediğiniz, izlediğiniz haberlerde, kimler birbiriyle anlaşıyor, ticaret yapıyor, rekabet ediyor, bozuşuyor, mücadele ediyor? Ümmetler mi? Sınıflar mı? Hayır, hep milletler!

 

Gerçek şu ki devlet, onu kuran milletin egemenliğine dayanır. Onun için millet isimleri, emperyalistler için tehlikelidir. Dinî cemaatlerin siyasî karşılığı yoktur. Dini topluluktan devlet iddiası çıkmaz.

 

Yunan Ortodoks gibi, Yunan Müslüman da olabilir. Bunun Yunanistan için siyasî bir tehlikesi yoktur. Ama Türk! Asla!

 

Sizin gönlünüzden egemenlik için başka temeller geçebilir. Gönüller hürdür. Gönüller diledikleri gibi saçmalayabilir. Fakat gerçek sizin keyfinize göre değişmez. Gerçeği görmeyenlerin yönetmeye kalktığı ülkelerin sonu pek parlak değildir. Bu bir cins şizofreni hâlidir ve gerçek mutlaka gelip sizi düzeltir. Umulur ki sizin kabahatinizin cezası sizinle sınırlı kalsın, ülkenize, milletinize taşmasın.

 

 Ünlü İskoç siyaset bilimci ve iktisatçı Tom Nairn’in pek sevdiğim ve sık sık tekrarladığım bir sözüyle bitireyim:

 

“Milliyetçiliğe muhalefet, kesinlikle eski veya yeni imparatorlukları desteklemek demektir ve ‘metropol solu’nun posizyonu işte tam budur.”