IMG-LOGO
Güncel

Türkiye’nin birçok meselesi var. Bu meseleler arasında siyasete girmeden bir yazı yazsam diyorum ama mümkün mü, yine dönüp dolaşıp sonunda siyasete geliyorsunuz. Yani Sayın Okur, anlayacağınız siyasetten kaçış yok. Bir iktidar mensubu veya muhalefetten kim dikkate değer ne konuştuysa, Bütün televizyon kanallarında günün konusu o oluyor, gündem değiştiriliyor.

Türkiye’de işsizlik varmış, alınan dış borçların faizlerini ödemek için yeniden borç alınıyormuş, her gün memlekette ikişer, üçer kadın cinayeti işleniyormuş bunlar kimsenin umurunda bile değil.

Darbe Meselesi

Peş peşe yayınlanan kamuoyu araştırmalarında hükümetin oyu hissedilir derecede düşerken, AKP, gene eski ve klasik alışkanlıklarından birini sergilemenin peşinde: “Mağduriyetten Zafer elde etme.” Taktiği gene masaya sürüldü. Bu şekilde mevcut seçmenini konsolide etmek için insanların konuşmalarının satır aralarından cımbızla kelimeler seçip olmadık manalar çıkarıyorlar.

Sessizce düşünsek, duyacaklar bir gün;

Olmazları olmuş sayacaklar, bir gün...

Onlar, bu vehimle, ellerinden gelse,

Rüyalara sansür koyacaklar, bir gün.

Merhum Arif Nihat Asya, bu Rübai’sini sanki bu günler için yazmış.

Emekli Genelkurmay Başkanlarımızdan İlker Başbuğ’un “Türkiye Cumhuriyetinde Güç Odakları Mücadelesi” isimli kitabından bahsedilirken röportajında: “Menderes 25 Mayıs 1960 günü Eskişehir’deki konuşmasında: ‘,”Yolumuz serbest seçim yoludur. Memleketimizde demokrasinin yerleştirilmesinin yolu budur. Fakat her şeyden önce düzenin korunması kati bir zorunluluktur.” Satır aralığının ardından: “eğer erken seçime gidilseydi darbe olmazdı.” Sözünden darbe çığırtkanlığı manası çıkarmak gerçekten hayrete şayan bir düşünce tarzıdır.

İlker Başbuğ, eğer darbe yapacak olsaydı Genelkurmay Başkanlığı döneminde, “Kozmik Oda”ya girilirken yapardı. Çünkü o günlerde ordunun en tepesindeki noktada o isim vardı.

Boğaziçi’nde bir Rektör

Türkiye’mizin en iyi eğitim veren üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesine atanan Prof. Dr. Melih Bulu ’ya karşı aynı üniversitenin gerek öğretim üyeleri, gerekse öğrenciler Kayyum Rektör istemiyoruz diyerek protesto eyleminde bulunuyorlar. Olağanüstü durumlarda uygulanan KHK yöntemiyle atanmasına karşı çıkılan Rektör Bulu’nun, bunun haricinde siyasi yönü ve makalelerini intihal yoluyla elde ettiği konuşuluyor.

Siyasete CHP de başladığını dile getiren Bulu’ya cevaben CHP parti sözcüleri: “CHP de görev yaptım dediği yıllar, onun ilkokul çağlarına geliyor ki bu da imkânsız” diyorlar.

Protestocu bazı öğretim üyeleri ve öğrencileri teröristlikle suçlayan Cumhurbaşkanı, öğrencilere destek için gelen CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu Hakkında: "Bu işin içinde teröristler var. Öğrencilerle alakası olmayan CHP'nin İstanbul İl Başkanı orada. Kendisi DHKP-C militanıdır.” Bu aslında büyük bir suçlamadır. DHKP-C terör örgütü, geçmişte birçok terör olaylarını gerçekleştirmiş, asker sivil çok sayıda kişinin kanını akıtmıştır. O halde neden kanuni işlem yapılmaz?

Muhalefetin Durumu:

Ülkemizde muhalefetin, hali kırk yamalı bohçaya benziyor. Her ne kadar erken seçimden söz etseler de henüz Millet İttifakı bileşenleri olarak bir araya gelip, tam bir birliktelik sağlayamadılar. 31 Mart 2019 da yapılan belediye seçimlerinde alınan başarılı sonuç, Millet İttifakının başını döndürmüş olacak ki, herkes o başarıdan kendine pay çıkarma peşinde ve hata üzerine hata yapıyorlar. Özellikle topluma örnek olması gereken Rize Fındıklı CHP li Belediye Başkanı, yılbaşı kısıtlaması varken çok sayıda arkadaşıyla birlikte bir dağ evinde kutlama yaparken güvenlik kuvvetlerinin baskınına uğruyor ve gelen güvenlikçilere başkanlıktan aldığı güçle hakaret etmekten de geri durmuyor.

Fikri Sağların “Türbanlı Hâkim” çıkışı ise başlı başına bir felaket. Kaşıkla kazanıp kepçeyle dağıtmak işte buna denir. Muhafazakâr kesimin dini konularda CHP ye bakışı malûmken, hala ateşin üçerine benzinle gitmek, doğrusu akıl alacak gibi değil. Özellikle tecrübeli siyasilerin bilmesi gereken şudur ki; “Kazanmak zordur, kazandıktan sonra kaybetmemek daha da zordur.”

Sağlıklı kalın.