IMG-LOGO
Röportaj

İki Mustafa’mız Yaman Arıkan İle Son Kitabı Hakkında Konuştuk. Röportaj: Oğuz Çetinoğlu – Mehmet Şâdi Polat

10 01 2021

(Birinci Bölüm)

-İslâm Ahlâk ve Fazîleti, Gençlere Dînî Bilgiler, Türklük Gurûr ve Şuûru, Azrâil'e Meydan Okuyan İki Türk ve Yunus Emre hakkındaki 10 ciltlik külliyatınız başta olmak üzere 15 adet telif; ekseriyeti Gazâlî’den olmak üzere 20 adet tercüme eseriniz, gazete ve dergi sayfalarını değerlendiren 1000’e yakın makaleniz yayınlandı. Son olarak da ‘İKİ MUSTAFA’MIZ’ isimli, fevkalâde mühim mesajlar ihtiva eden kitabınız UYANIŞ YAYINEVİ tarafından okuyucuya sunuldu.     

İki Mustafa’mız hakkında lütfedeceğiniz birkaç cümle ile mülâkatımıza başlayabilir miyiz?

Yaman Arıkan: Türk Milleti, bugün yeryüzünde bulunan Müslüman milletler içinde en talihlisidir. Zira diğer Müslüman milletlerin bir Mustafa’sı var. Bizim ise iki Mustafa’mız var. Birinci Mustafa’mız, Tanrı’nın yeryüzüne en son gönderdi-ği elçisi Muhammed Mustafa. İkinci Mustafa’mız ise, bir devrede, “Türk Milleti’nin adı-sanı yok olmasın” diye, İLÂHÎ İRÂDECE bilhassa görevlendirilmiş olan Kemâl Mustafa – Mustafa Kemâl.

Tanrı’nın elçisi olan birinci Mustafa’mız, bize dünya ve ahret; ebedî sadet, selâmet, huzur, sükûn ve güven yollarını gösteren Mustafa’mız. İkinci Mustafa’mız ise, Türk Milleti’nin gelecek bütün nesillerine yeryüzünde ebedî var olmalarını ve tarihî şan ve şereflerine yaraşır bir konumda bulunmalarını sağlayacak ilke ve esasları gösteren ve öğreten Mustafa’mız. Türk Milleti, temelde bu vasıflardaki iki Mustafa’ya sâhip bulunmakla, aslında çok bahtiyardır. Geriye, yapması gereken sâdece bir tek şey kalır. O da, her iki Mustafa’mızın da getirdikleri umdeleri, ilkeleri, esasları ve prensipleri hayata geçirip titizlikle uygulamaktır. Zira hayata geçirilmeyen ve uygulanmayan herhangi bir şey, aslında ne derece iyi ve mükemmel olursa olsun, durduğu yerde bir fayda sağlamaz. Farz edelim ki, kilerinizde çorbasıyla, sebzelisiyle, kebabıyla, baklavasıyla, hoşafıyla… Her çeşit yemeği yapıp mükellef bir ziyafet hazırlayacak malzemeniz mevcut. Fakat siz harekete geçerek onları pişirip hazırlama işine girişmiyorsunuz. Böyle bir durumda, kilerinizdeki envâ-i çeşit yemekliklerin oradaki sırf ve mücerret mevcudiyetlerinin size bir faydası olur mu? İşte, iki Mustafa’mızın bırakmış oldukları ilkeler, umdeler, esaslar ve prensipler hakkında da böyle düşünmeli ve onları hayata geçirip titizlikle fiilen uygulamalıyız.

-Mustafa’larımızı tanıtır mısınız?

Yaman Arıkan: Birinci Mustafa’mız, Tanrı’nın yeryüzüne ve insanlığa en son gönderdiği elçisi yâni peygamberi Muhammed Mustafa. İkinci Mustafa’mız, Tanrı’nın resmen gönderdiği elçisi yâni peygamberi değil, fakat bir devrede, yeryüzünde Türk Milleti’nin adı-sanı yok olmasın diye, bilhassa görevlendirdiği Kemâl Mustafa – Mustafa Kemal!

İşte bu eserimizde, her iki Mustafa’mızın bırakmış oldukları ilkeler, umdeler, esaslar, prensipler ve ayrıca her iki Mustafa’mızın konumları dillendirilecektir. Cenâb-ı Hakk’dan halisane niyazımız, iki Mustafa’mızın bırakmış oldukları ilkeleri candan kabullenip özümseyerek hayata geçirmeyi ve titizlikle uygulamayı bizlere ve Türk Milleti’nin bütün fertlerine nasip etmesidir!

-Birinci Mustafa (sav) Efendimizin, Cenab-ı Allah’ın emri üzerine insanlığa tebliğlerinden seçme örnekler verir misiniz?

Yaman Arıkan: Resûlüm de ki:

- Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz. Eceliniz gelmemiş ise, o takdirde de yaşatılacağınız süre çok uzun değildir.

De ki:

- Allah size bir kötülük dilerse, O’na karşı sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilerse, size kim zarar verebilir? Onlar, kendilerine Allah’dan başka ne bir dost bulurlar, ne de bir yardımcı (Ahzâb Sûresi, âyet: 16-17).

***

- Yemîn olsun ki, Allah’ın elçisi, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnektir (Ahzâb Sûresi, âyet: 21).

 

***

- Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, Allah’ın emir ve nehiylerini yerine getiren erkekler ve kadınlar, doğru-dürüst erkekler ve doğru-dürüst kadınlar, sabırlı olan erkekler ve sabırlı olan kadınlar, mütevâzı erkekler ve mütevâzı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar… İşte Allah, bütün bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır (Ahzâb Sûresi, âyet: 35).

 

***

- Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka Tanrı yoktur. Nasıl oluyor da tevhidden şirke çevriliyorsunuz? Ey Resûlüm! Eğer seni yalancı sayıyorlarsa üzülme. Senden önceki peygamberler de yalancılıkla ithâm edilmişdi. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülecekdir. Ey insanlar! Allah’ın va’di gerçekdir. Sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın! ve aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi kandırmasın. Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman sayın. O, kendi tarafdârlarını ancak cehennem ehlinden olmaya çağırır (Fâtır Sûresi, âyet: 3-6).

 

***

- Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz! Müstağnî ve övülmeye lâyık olan ise ancak ve yalnız Allah’tır. Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir insan topluluğu getirir. Bu da Allah’a güç bir şey değildir. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Yükü-günahı ağır gelen kimse onu taşımak için başkasını çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez. Sen ancak, görmeden Rabblerinden korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa o, ancak kendi menfaatine arınmış olur. Dönüş Allah’adır (Fâtır Sûresi, âyet: 15-18).

 

***

- Körle gören, karanlıkla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz, Allah dilediğine işittirir. Sen, kabirlerdekilere işittiremezsin. Sen sâdece bir uyarıcısın! Biz, seni muştulayıcı ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur (Fâtır Sûresi, âyet: 19-24).

 

***

 

***

- Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o, Rabbından bir nûr üzerinde değil midir? Allah’ı anmak husûsunda kalbleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah, sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrâr tekrâr okunan bir kitap olarak indirdi. Rabblerinden korkanların bu kitâbın etkisinden tüyleri ürperir. Derken, hem bedenleri, hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola iletdiği hidâyet rehberidir. Allah kimi de sapdırırsa artık ona yol gösteren olmaz (Zümer Sûresi, âyet: 22-23).

 

***

- Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla berâber, Allah çoğunu affeder (Şûrâ Sûresi, âyet: 30).

 

***

- Bir kötülüğün cezâsı, ona denk bir kötülükdür. Kim bağışlar ve düzeni sağlarsa, onun mükâfâtı Allah’a âitdir. Doğrusu Allah zâlimleri-haksızlık edenleri sevmez. Kim zulme uğradıkdan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yokdur. Ancak, insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere cezâ vardır. İşte acıklı azâp bunlaradır. Kim sabreder ve afvederse, şüphesiz onun bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir. Allah kimi sapdırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yokdur. Azâbı gördüklerinde zâlimlerin, “Dönecek bir yol var mı?” dediklerini görürsün! (Şûrâ Sûresi, âyet: 40-44).

 

 -Peygamber Efendimizin Hadislerinden de misaller lütfeder misiniz?  

Yaman Arıkan:

-İlim (bilgi), müminin kaybolmuş bir malıdır. Onu her nerede bulursa hemen alır.

***

- İlim Çin’de bile olsa onu arayın, öğrenin!

 

***

- Beşikten mezara kadar ilim öğrenin!

 

***

- Kim ilim öğrenmek niyet-i hâlisasıyla yola düşer-se, Allah onu, cennete giden bir yola yollandırır.

 

***

- Melekler, ilim peşinde koşan kişinin ayaklarının altına kanatlarını sererler.

 

***

- İlim öğrenme meşgalesiyle geçireceğiniz bir gece sonunda sabaha çıkmanız, yüz rek’at namaz kılarak çıkmanızdan daha hayırlıdır.

 

***

- Kişinin ilimden öğreneceği bir bölüm, kendisi için bütün dünyâdan ve dünyâdakilerden daha hayırlıdır.

 

***

- İlim öğrenmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır, mecbûridir.

 

***

- İlim, gizli-kapalı hazînelerdir. O hazînelerin anahtarları onları aramakdır. Uyanın! Onları arayın. Onları arama bahsinde dört zümre insan ecre nâil olur. Bunlar:

1. Öğrenmek niyetiyle soru soranlar,

2. Sorulan sorulara cevaplar veren âlimler,

3. Öğrenmek ve öğretmek için yapılan konuşma ve müzâkereleri dinleyenler,

4. Öğrenmek ve öğretmekle iştigâl eden kişilere muhabbet besleyenlerdir.

***

- Allah’ın Resûl’ü, bir defasında şöyle dedi:

 

-Bir ilim adamının sohbet meclisinde bulunmak; bin rek’at namazdan, bin hastayı ziyâretden, bin cenâzede bulunmakdan daha üstündür.

- İlim adamları peygamberlerin vârisleridir.

***

- Göklerdekiler ve yerdekiler ilim adamı için istiğfâr ederler.

 

***

- İnsanların en fazîletlisi; kendisine ihtiyâç duyulduğu an faydalı olan, ihtiyâç duyulmadığı zaman da müstağni davranan ilim adamıdır.

 

***

- Îmân çıplakdır. Onun elbisesi takvâ, süsü hayâ, meyvesi de ilim (bilgi)dir.

 

***

- İnsanların peygamberlik mertebesine en yakın olanları, ilim ehli ve cıhâd ehli olanlarıdır. İlim ehli, peygamberlerin gösterdikleri hak yola insanları yönlendirmeye delâlet ederler. Cihâd ehli ise, peygamberlerin gösterdikleri hak yolun korunmasında silâhlarıyla savaşırlar…

 

***

- Bir ilim adamının ölümü, topyekün bir kabîlenin ölümünden daha büyük bir kayıpdır.

 

***

- Ümmetimin iki zümre insanı vardır ki, onlar doğru-dürüst oldukça diğer insanlar da doğru ve dürüst olurlar. Onlar bozulduğu ve doğru-dürüst olmadıkları zaman diğer insanlar da bozulurlar ve dürüst olmazlar. Bu iki zümre, yöneticiler ve ilim adamlarıdır.

***

- Kıyâmet günü üç zümre insan Allah katında şefâatçı olur. Bunlar; peygamberler, ilim adamları ve şehîdlerdir.

 

***

- Allah’ın benimle gönderdiği ilim ve hidâyet, bol bir yağmur gibidir. Döküldüğü toprak parçalarından bâzı kısımlar bu suyu emerek içine alır ve o bölgede bol mık-darda ot-bitki ve mahsul yetişir. Bâzı toprak parçaları da vardır ki, yağan yağmur sularını emmez ve içine çekmez, yüzeyinde tutar. İnsanlar içmek, arazîlerini sulamak ve ekip biçmek şeklinde ondan faydalanırlar. Öyle arazîler de vardır ki, yağan yağmur sularını emip içine çekmediği gibi, yüzeyinde de tutmaz, sular akıp gider. Bu durumlarda, yağan o yağmur suları ne bir şey bitirir, ne de insanlar ondan faydalanabilir! İşte insanlar da böyledir. Kimisi, öğrendiği ile amel eder, ilminin gereğini yapar. Kimisi, öğrendiğini aynı zamanda başkalarına da öğretir. Kimisi ise ne kendi öğrenir, ne de başkalarına öğretir.

 

***

- Sâdece iki sınıf insana imrenilir. Bunlardan biri, kendisi ilim öğrenip onunla amel eden ve başkalarına da öğreten kişilerdir. Diğeri de, çalışıp çabalayarak helâlinden kazandığı servetini hayırlı işlerde harcayanlardır.

 

***

- Toplulukda (birlik-berâberlik olmakda) rahmet vardır. Ayrılıkda ise sıkıntı vardır.

***

- Birbirinizi sevmemezlik etmeyiniz. Birbirinize hased etmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinizi çekememezlik etmeyiniz. Birbirinize darılıp sırt çevirmeyiniz ve ey Allah’ın kulları, kardeşler olunuz. Bir müslümana, Müslüman kardeşini üç günden ziyâde zaman diliminde terk etmek helâl olmaz!...

 

***

- Emânete riâyet etmeyenin îmânı tam değildir. Ahde vefâ göstermeyenin dîni tam değildir.

 

***

- Kim ki, helâlinden rızkını kazanmak ve geçimini sağlamak için çalışıp yorularak, yorgun bir halde akşam yatağına girerse, Allah’ın afvına nâil olmuş bir halde gecelemiş olur.

***

- Herhangi bir mümin-müslüman, bir ekin ekse veya bir meyve fidanı dikse de bir kuş veya bir insan veyahut herhangi bir canlı onun meyvesinden yese, bununla o kişi için bir sadaka sevâbı husûle gelmiş olur.

 

***

- Anasına-babasına iyilikde bulunana ne mutlu! Allah onun ömrünü artırır; hayâtına bereket, geçimine genişlik verir.

 

***

- Kim ki kendisinde bir büyüklük görür, yürüyüşünde kibir-gurûr-büyüklenme eseri gösterirse o, kendisine Allah’ı gazaplandırmış olarak O’na kavuşur.

***

- Merhametsiz kimse merhamete lâyık değildir.

***

- İnsanlardan utanmayanlar, Allah’dan da utanmazlar.

 

***

- Malını koruma uğrunda öldürülen kişi şehiddir. Canını koruma-nefs müdâfaası-uğrunda öldürülen kişi şehiddir. Dînini ve millî varlığını koruma uğrunda öldürülen kişi şehiddir. Âilesini koruma uğrunda öldürülen kişi şehiddir.

 

***

- Yalnız bulunmak, kötü arkadaşla bir arada bulunmakdan iyidir. İyi arkadaşla bir arada bulunmak yalnızlıkdan iyidir. Amel defterine hayırlı şeyleri yazdırmak, sükût etmekden iyidir. Sükût etmek, amel defterine kötü şeyler yazdırmakdan iyidir.

***

- Kendisinden ilim öğrendiğiniz (bilgi edindiğiniz) kişilere hürmet ediniz. Kendilerine ilim öğrettiklerinize de saygılı olunuz!

 

***

- Hayra öncülük eden, onu işleyen gibidir. Şerre öncülük eden, şerri işleyen gibidir.