IMG-LOGO
Güncel

Diyanet İşleri Başkanlığı’na

27 12 2020

Muhterem Başkanım, ehemmiyetine binaen önce şu hususu ifade edeyim ki, niyet ve maksadım hiçbir kimseyi şikâyetetmek değildir. Bu yazıyı sizlere yazmamın yegâne sebebi, sade bir vatandaş olarak hayatın içinden Diyanet camiasında zaman zaman görmüş olduğum bazı aksaklıkları sizlere arz etmekten ibarettir.

         Arz edeceğim birinci husus şudur: Camilerde vazifeli olan imam efendiler, zaman zaman Sabah Namazlarında camiye gelmeyi ihmal etmektedirler. Bu husus sadece benim şahsi kanaatim olmayıp, birçok yerlerde ki cemaatin ortak kanaati halinde bulunmaktadır.

Ben emekli bir vatandaş olarak imkân buldukça gezerim.. Gittiğim yerlerde de Allah’ın izniyle mutlaka Sabah Namazı için camiye giderim. Fakat gittiğim camilerde tevafuk mudur, tesadüf müdür bilmiyorum fakat vazifeli imam efendinin o sabah camiye gelmediği görülmektedir. Enteresan olan durum da şudur ki, gelmeyen imam efendilerin birçoğu caminin bitişiğinde bulunan lojmanlarda ikamet etmektedirler.

         Bu husus ile alakalı olarak bizzat yaşamış olduğum bir durumdan bahsetmek istiyorum. Ben hâlihazırda doğup büyüdüğüm yerin haricinde, başka bir vilayette ikamet etmekteyim. Fakat sıla-i rahimin ehemmiyetini bildiğim için her sene bir defa, bazı hallerde de iki defa olmak üzere, memleketime giderim. Bu arada başta, anam babam olmak üzere, bütün eş, dost ve akraba-i taallukatın mezarlarını ziyaret etmek maksadıyla da doğduğum köye kadar giderim. Sabah ezanı okununca da haliyle camiye giderim. Fakat camiye gidince bir de bakarım ki, caminin kapısı kilitli.  Meğer imam kendi sesinden okuduğu ezanı banda alıp otomatiğe bağlamış. Biliyorum ki imam efendi caminin bitişiğinde ki lojmanda ikamet ediyor. Gidiyorum zilini çalıp imam efendiyi yatağından kaldırıyorum. Bu husus, her köye gidişimde ayni şekilde tekerrür etmiştir. Şimdi o imam, tayin olmak suretiyle başka yere gitmiş bulunmaktadır. Yerine gelenin ise, henüz ne yaptığını bilmiyorum. Buna benzer bir durumu ayniyle bundan yıllarca önce 1990 lı yıllarda İstanbul Fatih de bulunan Ak Şemsettin Camiinde cemaat olduğum yıllarda da yaşamıştım.

 Bu gibi meydana gelen aksamalar zaman zaman bazı cemaat tarafından müftülüklere intikal ettirilmekte ise de verilen cevap hiçbir zaman “ bakarız ederiz” den ileriye gitmemektedir.

Şuan için İmam efendilerin ezandan sonra, hatta sünnet namazından sonra camiye gelmelerinin sebebi, otomatik olarak okunan ezan sistemidir. Hangi fayda ümit edilerek uygulamaya konulmuş olursa olsun, merkezi olarak okunan ezan sistemine Derhal son verilmesinde büyük fayda mülahaza edilmektedir. Ezanlar mutlaka imam efendiler tarafından bizzat okunmalıdır.

         Bir de şu husus var ki, imamlar kendi tercihlerine göre, haftanın muayyen günlerinde olmak üzere,bir gün hafta tatili kullanmaktadırlar. Kanuni haklarıdır. Elbette ki, tatil haklarını kullanacaklardır. Buna kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Fakat çok calibi dikkattir ki, haftalık tatilini kullanan imamların bazıları evlerinde oldukları halde, başta Sabah Namazı olmak üzere,  vakit namazlarına cemaat olarak dahi gelmemektedir.

         Hâlbuki vaizlerimiz kürsülerde, imamlarımız camilerde müteaddit defalar aşağıdaki hadisi şerifi bizlere anlatmışlardır:

            Ebu Hureyre( R. A. ) dan rivayet edilen bir Hadisi Şerifiyle Resullah (S.A.V. )  “Eğer insanlar, ezanın ve (cemaat ile kılınan namazda) birinci safın sevabını bilseler, kur’a çekmeden bunu elde etmeleri mümkün olmasa, mutlaka kur’a çekerlerdi.  Eğer namazlara erken gelmenin sevabını bilselerdi, bunu için yarışırlardı.

            Eğer insanlar, Yatsı ile Sabah Namazlarını cemaat ile kılmanın sevabını bilselerdi bu namazlara emekleyerek dahi olsa gelirlerdi” ( Buhari, Ezan 9,32 ) buyurarak mescitlerde cemaat ile namaz kılmanın ehemmiyetine büyük vurgu yapmışlardır.

         Hatta öyle ki, bazı camilerde bu Hadisi Şerifin, imam efendiler tarafından levha haline getirilmek suretiyle caminin girişine asıldığı görülmektedir.

         Benim devamlı olarak namaz kıldığım mahalle caminin imamı bugünlerde İl Müftülüğü tarafından bir kursa gönderilmiş bulunmaktadır. Bu kurs söylendiğine göre 6 ay devam edecekmiş. Bu kurs süresince imam efendi hafta içinde öğlen ve ikindi namazlarını kıldıramayacağını yazılı olarak cemaate duyurmuş bulunmaktadır. Bunun üzerine caminin dernek başkanı, Müftülüğe müracaat ederek vekil olarak bir imamın gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Fakat müftülük ellerinde yeterli personel olmadığı gerekçesi ile bu talebe maalesef müspet cevap verememiştir. Şimdi cami kendi kaderine terk edilmiş vaziyettedir. Kimin imamlık, kimin müezzinlik yapacağı belli değildir. Önüne gelen mihraba geçip, imamlık yapmaktadır.

Şimdi, biraz da salgın ve sokağa çıkma yasağının tesiriyle, sabah namazlarını imam dâhil sadece, üç kişiyle kılıyoruz. Diğer vakitlerde de gelen cemaatin sayısı azami, beş altı kişiyi geçmemektedir.  Hatta öyle ki,  Öğle Namazının, ikindi namazının da tek kişiyle kılındığı vakidir. Bu arada şu hususu da ifade edeyim ki, mahallemizin cami çevresinde oldukça kalabalık bir nüfus mevcuttur.

İkinci bir husus daha var ki, oda salgın hastalık sebebiyle, Cuma Namazlarının kısaltılması meselesidir. Bilindiği üzere, Başkanlığınız tarafından, insanları salgın afetinden korumak maksadıyla Cuma Namazlarının kısaltılarak kılınmasına karar verilmişti. Başlangıçta sadece Cuma Namazının ilk 4 rekât sünneti ile 2 rekât farzının kılınmasına hatta bu arada tespihinde çekilmemesine karar verilmişti.  Ancak, İslamiyet’in ilk yıllarından beri yapıldığını düşündüğüm uygulamaya pek uymayan bu karardan, kısa bir süre zarfında vazgeçilmek suretiyle, bugünkü hale, yani 4 rekât ilk sünnet, 2 rekât farz, 4 rekât da son sünnet kılınmasına ve arkasından da tespih çekilmesine müsaade edilmiştir.

 Ben hayırlısı ile 82 yaşındayım. Bu sebeple Allah’ın izniyle en az 70 yıldan fazla bir zamandan beri Cuma Namazı kılarım. Cuma Namazlarını bugüne kadar hep 16 rekât olarak kıldım. Dedem ile Babam da 16 rekât kılarlardı. Zira imam efendiler yıllardan beri müteaddit defa Cuma Namazının 16 rekât olduğu telkininde bulunmuşlardır. Esasen cemaatin tamamına yakını da halen 16 rekât olarak kılmaktadır. Ancak memur olan imamlar ile birkaç cemaat bu karara riayet etmektedir. Böyle bir durumda ise, imam tespihattan sonra duasını yapıp camiden ayrıldığı halde, cemaatin bir kısmı namaz kılmaya devam etmektedir.  Şayet bir de o gün cenaze var ise, cemaatin bir kısmı içeride namaz kılmaya devam ederken, bir kısmı da dışarıda cenaze namazı kılıyor.

Âcizane kanaatime göre bu manzara birlik ve beraberlik dini olan dinimiz ile pek bağdaşmamaktadır. Bu uygulama sadece zamandan üç beş dakika tasarruf yapılması maksadıyla yapılmakta ise de bu kararın isabetli olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki, bugün bilhassa İstanbul’da metrobüsler Beylikdüzü’nden Söğütlü Çeşme’ye; metrolar, Halkalı’dan Gebze’ye kadar hiçbir fiziki mesafe kurallarına riayet etmeden, balık istifi gibi yolcu taşırlarken, sağlık bakımından nedense herhangi bir mahsur teşkil etmiyor. Faka fiziki mesafeye ve temizlik kaidelerine çok güzel bir şekilde riayet edilen camiler mi tehlikeli olarak görülüyor? Cemaatin sadece en fazla üç beş dakika daha fazla içeride kalmasına müsaade edilmiyor. Bu hususu takdirlerinize arz ediyorum.

Ne derece doğru olur bilmiyorum ama şu aklıma geliyor. Bundan yıllarca önce 2012 Yılında Burdur’a bir akrabamı ziyareti için gitmiştim.  Günlerden Cuma olduğu için Cuma Namazı kılmak üzere yakında bulunan BURKENT Camiine gittik.  Caminin girişinde kartona elle yazılmış bir yazı dikkatimi çekti, Kartonun üzerinde “Bu camide Cuma Namazı 10 rekât olarak kılınmaktadır”yazıyordu. Yazı benim hayretimi mucip oldu. Çünkü o zamana kadar böyle bir şey ne görmüş ne de duymuştum. Ezan okunduğu için hemen namaza başladık.  Fakat benim içim içime sığmadı.  İmam efendi ile bazı cemaat namazı 10 rekât kılarak bitirdi. Haliyle biz ve cemaatin bir kısmı da 16 rekâta tamamladık. Namazdan sonra İmam efendin yanına gidip, “hocam bu kartondaki yazı neyin nesidir?” diye sordum. İmam efendi gayet normal bir şekilde, “bundan sonra böyle kılınacak. İlave olarak da halihazırda Burdur’da 4 camide bu şekilde kılınıyor, kısa bir zaman sonra da bütün camilerde bizim kıldığımız gibi 10 rekât olarak kılınmaya başlanacak” dedi.

Tabii ki bu cevap bana hiç de tatmin edici gelmedi. Fakat daha sonra buna benzer uygulamayı başka bir vilayette bir camide daha gördüm. Oradaki imama da aynı şeyi sordum. Verilen cevap bir öncekinin benzeriydi.

Bu durumu o zaman bir yazı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na intikal ettirdim. Fakat Başkanlıktan benim anlayacağım bir şekil de net bir cevap alamadım.

Halihazırda, Cuma namazının 10 rekât olarak kılınması ne kadar yaygınlaştı bilmiyorum. Fakat şimdi düşünüyorum da yıllarca önce konuşan imam efendiler herhalde boşa konuşmamışlar. Zira Başkanlığınız, uzun bir zamandan beri, hiçte bir kıymet ifade etmeyen camide geçecek olan sadece üç beş dakikanın hesabını yapmak suretiyle, Cuma Namazının 10 rekât olarak kılınmasına dair kararını değiştirmemektedir. Hem de Cemaatin büyük bir çoğunluğu tarafından bu karara riayet edilmediğini bile bile. Yanlış düşünüyorsam peşin olarak özür dilerim.  Acaba diyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı yavaş yavaş Müslümanları Cuma Namazını 10 rekât olarak kılmaya mı alıştırıyor? Zira bu kararın bu kadar uzatılmasına başka türlü bir mana veremiyorum.

Değerli Başkanım ehemmiyetine binaen tekrar ifade edeyim ki, bu yazıyı yazmamın maksadı, kimseyi şikâyet ve rencide etmek değildir. Tamamen halkın içinden sade bir vatandaş olarak, samimi duygu ve düşüncelerimi sizlere arz etme gayesine matuf bulunmaktadır.  Bu arada şu hususu da yazmakta fayda görüyorum ki, bu yazıyı mahallemizin Cami Derneği Başkanının bilgisi dahilinde yazdım. Ayrıca,  İstişare sünnettir diyerek bilgi ve tecrübesine güvendiğim bu işleri bilen, aralarında bir hukukçunun da bulunduğu birkaç arkadaş ile de istişare ettim. İstişare ettiğim arkadaşlar yazının gönderilmesinin faydalı olacağını ifade ettiler.

Bu vesile ile selam ve hürmetlerimi sunar, Cenab-ı Allah’tan hayırlı günler niyaz ederim.