IMG-LOGO
Röportaj

Yazar Mehmet Nuri Yardım ile Yeni Kitabı Kedinâme Hakkında Konuştuk.

19 12 2020

Oğuz Çetinoğlu:Kedinâme’ isimli kitabınız yayınlandı. Bu kitabın yazılması düşüncesi nasıl doğdu?

Mehmet Nuri Yardım: Doğrusu her şey, bizim eve gelip ailemize can yoldaşlığı yapan Lokum’la tanışmamızdan sonra başladı. Kedimiz henüz bebekti ve yolda yalnız kalmıştı. Çocuklar başına üşüşmüşken hanım görüyor ve alıp eve getiriyor. Göbeği bizde kesildi, maması alındı. Henüz gözleri kapalıydı. Mini minnacıktı. Sonra büyüdü, serpildi, gözleri açıldı ve mama yemeye başladı. Bizim ailemizin de bir ferdi olup çıktı. Malumunuzdur Peygamber Efendimiz kediler için “Onlar ev halkındandır.” buyurmuştur. Bizim iki evladımız vardı, Fatih Kerem ile Ömer Faruk. Lokum’la üç erkek evladı oldular. Üçünü de çok seviyoruz şimdi. Tabii 10 yaşına girdi geçenlerde Lokum. Yani dokuz senedir aynı evi, aynı mekânı paylaşıyoruz. Kitap ilhamı ondan geldi. Ben çalışırken arada bir yanıma geliyor, bilgisayarıma, kitaplarıma bakıyordu. Zamanla çalışma odama yapılan bu mutat ziyaretler çoğaldı. Beş yaşındayken onunla ilgili günlük yazmaya başladım. Sonra bunlar gelişti. Bir gün onu seyrederken “Niçin bir kedi kitabı olmasın?” dedim kendi kendime. O düşüncenin doğuşuyla araştırma safhası başladı. Meğer derya bir konu imiş. Dünyada kedilerin tarihi, İslam tarihinde kediler… Doğu’da, Batı’da… Tasavvuf dünyasında… Yazarların, şairlerin, sanatçıların kedilerle dostluğu. Kedi için yazılan, şiirler nesirler. Bir de baktım ki yazdıklarım birkitap boyutuna gelmiş. Bu arada kitabın bir bölümünü de “Lokum’un Günlüğü”ne ayırdım. Velhasıl hoş bir kitap ortaya çıktı şükürler olsun. Ve çok da ilgi gördü. Demek ki böyle bir kitap bekleniyormuş. Birçok gazeteci yazar dostum, kedili fotoğraflarını, kediler için yazdıkları şiir ve yazıları bana göndermeye başladılar. Sosyal medya hesabımda Lokum’u paylaştıkça dostların desteği de arttı ve Kediname vücut buldu. Akıl Fikir Yayınları da bu kitabı okuyucularla buluşturdu.

Çetinoğlu: Kedi nasıl bir… (‘hayvan’ demeye dilim varmıyor) Nasıl bir canlı, nasıl bir dost? Diye sorayım. Anlatır mısınız?

Yardım: Çok haklısınız. Hakikaten ben de ‘hayvan’ diyemiyorum. Çünkü maalesef insanlar bu kelimeyi biraz hakaret/küfür anlamında kullandılar, hatta kirlettiler. Hâlbuki hayvanların insanlara o kadar çok faydası var ki? Koyun, keçi, balık, kuş… Bir düşünecek olursak insanlara faydası dokunan bizim ayrılmazlarımız aslında. Evcil hayvanların yanısıra gökyüzündeki bütün kuşlar bizim ilham kaynağımız değil mi? Ya atlar, katırlar, eşekler halkımızın, bilhassa köylümüzün ve ziraatçılarımızın yükünü paylaşmıyor mu? Tabii bir atı evde besleyemezsiniz, ancak bahçeli eviniz olursa belki… Ama kediler ufak tefek oldukları için her eve sığabiliyor. Üstelik kanaatimce insana en yakın yaratılmış candır kedi. Neden derseniz köpek bile evde sıkılır ve hergün mutlaka dışarı çıkmak ister. Düşünün bu salgın günlerinde köpeği eve hapsedebilir misiniz? Ama kediler öyle değil. Yıllarca evde uslu uslu oturur. Evin içinde dolaşır durur da canı sıkılmaz. Dışarıyı asla aramaz, merak etmez. Bizim Lokum sadece aşıları için evden dışarı çıkarıldı bugüne kadar. Onun dışında hep bizimle beraber. Evi en çok paylaşan da o. Malum bizler zaman zaman evden çıkıp dönüyoruz. Ama o evimizin sadık bekçisi.

Çetinoğlu: Sizde kedi sevgisi ne zaman, nasıl oluştu?

Yardım: Bu muhabbet, çocukluktan başladı. Ben Siirtliyim. Bizim Siirt eskiden bembeyaz görünümlü kerpiç evlerden meydana geliyordu. Evler tek veya iki katlı, bahçeli, avlulu, çatılı, havuzlu olurdu. Her evin kedisi veya kedileri vardı. Ama biraz serbestti bizim çocukluğumuzdaki kediler. Evden sabah çıkar, dolaşırlar akşam dönerler. Asla kaybolmazlar. Onlar bizim sadık can dostlarımızdı ve hepsi de çok kanaatkârdı. Meselâ şimdi modern zamanların kedileri sadece mama yiyor. Ama bizim çocukluk kedilerimiz evde ne pişmişse onu yerdi. Evde yemek yenir, artan bütün yemekler onlara ikram edilirdi. Hiç unutmam. Bir gün kedimiz bir suç işlemişti. Yemek mi, süt mü dökmüştü hatırlamıyorum ama cezalandırıldı. Cezası da şehrin en uzak köşesine götürülüp bırakılmasıydı. Üstelik bu sevimsiz görev, bana verilmişti. Çok üzüldüm ama çaresiz bir şekilde aldım, şehrin uç bir noktasına kadar taşıdım, oraya bıraktım, geldim. Kısa bir süre sonra ne görelim? Kedimiz eve dönmemiş mi? Onca yolu nasıl yürüdü, evimizi nasıl buldu, anlayamadık, hepimiz şaşırdık kaldık. Bir de özür dilercesine, hüzünlü bir sesle “Miyaaavvv” deyişi vardı ki, içimiz eridi gitti. Âdeta, “Söz bir daha bir şey dökmem, dikkat ederim, lütfen beni tekrar eve alın.” dercesine acıklı acıklı miyavlıyordu. Tabii ailece hemen affedildi ve kapı açılıp içeriye alındı. Sevincine diyecek yoktu, tabii benim de… O gün bugündür içim kedi sevgisiyle doludur.

Çetinoğlu: Yurt dışında yüzlerce cins kedi var. Türkiye’de ‘Van kedisi’ ve ‘Ankara kedisi’ biliniyor. Araştırmışsınızdır; dış görünüş haricindeki özellikleri karakteristikleri nelerdir?

Yardım: Tabii belirttiğiniz gibi Van ve Ankara kedileri meşhur. Ama Türkiye genelinde kedilerin farklı cinsleri, renkleri olsa da hepsi seviliyor. Tekirler malum bizde yaygındır. Bizimki de tüylü tekir. Aslında kedisever iseniz cinsine, rengine bakmıyorsunuz bile. Hatta bazıları özellikle gözü görmeyen, ayağı sakat olan, kuyruğu kesik kedileri bulup onlara bakıyor. Büyük sevap tabii. Sizin için bir bakıma evlat gibi oluyorlar artık. Aileler, nasıl engelli çocuklarına, bıkmadan usanmadan canla başla bakıyorlarsa biz de kedileri aynı titizlikle seviyoruz. Allah bu sevgiyi her insanın yüreğine nakşetsin inşallah.

Çetinoğlu: Bâzı kedilerin asil ve mağrur duruşları var. Irk özelliği midir, bakımından, ihtimamdan, terbiye edilmesinden ve beslenmeden kaynaklanan bir hususiyet midir?

Yardım:  Efendim bütün kedilerin ortak vasfıdır bu asalet, soy güzelliği… Hakikaten abartmıyorum, şahsiyet sahibidir kediler. Yani yağcılık yapmayı, yaltaklanmayı sevmezler. Sizinle dostturlar. Size kendilerini sevdirirler. Ama ölçüyü kaçırdınız mı bu sefer de patiğini hemen elinize vurur. “Yeter artık, samimiyetin de bir ölçüsü olmalı. Beni rahat bırak” dercesine mesafe koyabiliyorlar. Ben onların bu huyunu çok anlamlı buluyorum. Evi sahiplenirler. Eşyayı da… Eşyanın yeri değişince kuşkulanırlar, koklar, yoklarlar. Velhâsıl bir âlemdirler. Ama kesinlikle kimlik ve kişilik sahibidirler. Keşke omurgasız bazı insanlar, kedilerin bu soylu hâllerine bakıp hiç olmazsa bu yönlerini, bu özelliklerini örnek alsalar…

Çetinoğlu: Bildiğinizi tahmin ederim. Bir kitabevinde çok sayıda kedi vardı. Oturup kitap incelerken yanıma gelirler, kucağıma oturmak için izin ister gibi bakarlardı.  Bir tânesine ‘Hadi gel bakalım’ diyecekken cümlemi bitirmeden kucağıma gelir ve az sonra da uyurdu. İşim bittikten sonra uyandırmaya kıyamazdım. Bir gün Fatih Cami’nin avlusunda öğle ezanını beklerken kedi, önce oturduğum sıraya çıktı, ilgilenince de kucağıma yerleşti ve uyudu… Ezan okundu ancak, farz kılınacağı zaman mecbûren uyandırdım. Bazı kediler ise insan görünce kaçıyor. Hep merak ederim ‘neden’ diye…

Yardım: Efendim kediler hissediyor. Hisleri hakikaten güçlü. Kendilerini sevenleri, sevecekleri anlayabiliyor, sezebiliyorlar. Ben de yıllar önce bir misafirliğe gitmiştim. Arkadaşlarla otururken evin biricik kedisi geldi. Onca kişi arasında iki kişiyi ziyaret etti, kucaklarında oturdu. Biri bendim. Sonra diğer arkadaşa sordum. Meğer onun da kedisi varmış. Yani bir bakıma misafirler arasında kedi besleyenleri nasıl olmuşsa sezmiş ve bize yanaşıp gelmişti. Bilirsiniz uyuyan kedi uyandırılmaz. Hatta Hazreti Peygamber, kucağında uyuyan kediyi uyandırmaya kıyamaz, elbisesini makasla keser ve onu o hâliyle minderde bırakır, uykusunu bölmez. Bu en büyük Peygambere yakışan muhteşem bir inceliktir. Kedisever sahabe Ebu Hureyre’yi bu merakı dolayısıyla teşvik etmiştir. Onun için Peygamber Efendimizin âdeta bir sünneti gibi kediler sevilmiş, kollanmıştır. Asırlarca birçok tekkede, dergâhta kediler beslenmiştir.

Çetinoğlu: Kedi eğitimi hakkında neler söylemek istersiniz?

Yardım: İnanın o kadar kolay ki. Bizim Lokum daha ilk günlerden itibaren tuvaletini, banyoda gösterilen yere yapmaya başladı. Hiç bizi üzmedi, yormadı. Maması da mutfaktaki köşede duruyor. Küçük havuzundan da suyunu içiyor. Kediler yeni ortamlarına çok çabuk alışıyorlar ve hemen yeni hâle adapte oluyorlar. Bazıları bu korkuyla evlerine kedi almak istemiyor ama inanın evi pisletmedikleri gibi çok da temizler. Gün boyu zaten yalanıp dururlar. Kir kalır mı üstlerinde? Dolayısıyla ağır bir eğitim almalarına gerek yok. Yeter ki ihtiyaçlarını karşılayacakları kapları belli olsun ve sabit yerde dursun. Gerisini onlar kolaylıkla hallediyorlar. 

Çetinoğlu: Kedi nankördür’ deniliyor. Yorumlar mısınız?

Yardım: Haşa, asla ve kat’a nankör değiller. Aksine çok vefalı ve kadirşinastırlar. Meselâ sık sık teşekkür edercesine gelip size yanaşır, hatta sırnaşırlar. Ama severken ölçülü sevmekgerek. Öyle yarım saat boyunca başını okşarsanız sıkılır ve patisinin tırnaklarını size bile gösterir. Biz artık kedimize alıştık.Lokum’un ne zaman ve nasıl kızacağını bile tahmin ediyor, itiyatlarına hürmet ediyor, ona fazla karışmıyoruz. Böyle davrandığınızda o vakit aranız iyi oluyor. Gelip yanınızda, karşınızda, koltukta, divanda, kütüphanenizde oturuyor, sizi seyrediyor, arasıra mırlıyor, miyavlıyor. Velhâsıl çok güzel bir arkadaş oluveriyor sizin için. Bence bu salgın döneminde kedi besleyenler çok şanslıydı, canları hiç sıkılmadı. Bizim de öyle. Zira evimizde çocukların dışında bir can yoldaşımız daha vardı. 

Çetinoğlu: Sizin kedinizin mârifetleri nelerdir? Siz mi eğittiniz, ırkî özelliklerinden mi?

Yardım: Dediğim gibi kedimiz cins bir kedi değildi, para verilerek özellikle aranıp bulunmadı, hasbelkader karşımıza çıktı, kaderi bizimle birlikte yaşamakmış. Üstelik kaç çeşit ırkı var inanın onu da bilmiyorum. Biz Lokum’u kedi olduğu için sevdik, aldık, o da bizi kırmadı, geldi, evimize neşe kattı. Tam on senedir güle oynaya birlikte yaşıyoruz. Cenabı Allah bizleri ayırmasın, muhabbetimiz daim olsun.

Çetinoğlu: Kediniz size ‘Kedinâme’yi yazma ilhamı vermiş olmalı. Başka ilhamlar da veriyor mu? Şiir yazmak, ağacı tırmanmak onunla oynamak… gibi

Yardım: Kediname yayınlanıp da herkes tarafından ilgi görünce malzemem artmaya başladı. Şair olsaydım, ona her gün bir şiir yazmak isterdim. Ama ben nesri daha çok seviyorum. Yine ona dair bir şeyler karalıyorum, araştırmalarımda bazı yazarların kedi metinlerini buluyorum, yeni tercüme/telif kitaplarına bakıyorum. Elimdeki mevcut materyallerden anlaşılıyor ki ileride ikinci bir kedi kitabı gelebilir. Bu ilhamı veren Lokum’a candan teşekkür ediyorum. O olmasaydı bu çalışmalar elbette hiç olmayacaktı. Ona borçluyum.

Çetinoğlu: Kedi bakımı hakkında kedisever adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Yardım: Kitapta bir projemden bahsediyorum. O da şudur: İstanbul’da sokaklarda sahipsiz yaklaşık 1 milyon kedimiz var. Yaşadığımız bu büyük şehirde de yine yaklaşık 1 milyon civarında ev mevcut. Dolayısıyla her ev bir kedi edinse, o zaman dışarıda, sokakta, soğukta hiç kedi kalmayacak. Hepsi de sıcak ortamlarda yaşamaya başlayacaklar. Bunun için kampanyam, “Her eve bir kedi!” şeklindedir. İnşallah bunda muvaffak olurum. Ama en azından kedilerimizin yarısını bile sokaklarda araba altlarına sığınan perişan ve aç kedileri evlere kazandırabilirsek bu bile beni bahtiyar edecektir, bakalım ya nasip! Kedisever adayları dostlarıma naçizane ilk tavsiyem: “Çekinmeyin, hemen bir kedi edinin. Göreceksiniz ki hayatınız değişecek, çok anlamlı, çok tatlı, sevimli vehuzurlu bir yaşayınız olacak. Memnun kalmazsanız, dünyanın sonu değil, yine bırakabilirsiniz. Ama inanıyorum ki o kedi sıcaklığını yaşadıktan ve dostluğunu gördükten sonra artık can dostunuzu bırakamayacaksınız.”

 

Çetinoğlu: Kedilerle alâkalı bâzı problemler olduğu biliniyor. Tüyünün dökülmesi, halı ve koltuk yüzlerini aşındırması, mutfakta tezgâh üstünde unutulan ciğerin tadına bakması gibi… Önlenebilir mi?

Yardım: Sondan başlayayım, zamane kedileri artık ciğerci değil. Ciğerleri sevmiyorlar, hatta et yemeklerini de. Zaten mamalarında balıketi var. Dolayısıyla ona alışıyorlar. Mutfakta başka yiyeceklerin tadına bakmıyorlar. Onun garantisini rahatlıkla verebilirim. İkincisi, halı, koltuk yüzlerini aşındırma meselesine gelince. Küçük ahşap bir tırmalama iskemlesi aldık, salona koyduk. Tırmalama ihtiyacını da o şekilde gideriyor. Yani perdelerimize, halılarımıza zarar vermiyor. Tüy meselesine gelince… Eh biz insanların tüyleri yok mu? “O kadar kusur kadı kızında da olur.” derler ya… İnanın o da mesele değil. Tüy toplama yapışkanları var… Pat pat pat topluyorsunuz, nerede oturmuşsa o tüyleri hemen alıp atıyorsunuz. Yani çok zor değil. Üstelik seven ne yapmaz? Ama ille de tüyünden huylananlara hatırlatayım ki tüysüz kediler de var, onları bulup beslesinler.

Çetinoğlu: Kediler kuru mama ile besleniyorlar. Mahzurları ve faydaları nelerdir?

Yardım: Menüleri tek çeşit. Bazen hanıma onu söylüyorum: “Yahu biz insanlar aslında ne kadar nankörüz. Bir de kedilere nankör diyor bazıları. Biz hergün envaiçeşit yemek yiyoruz. Et yemekleri, bakliyat, sebzeler, meyveler, kuru yemişler… Meşrubatlar, ayranlar, çaylar, kahveler… Yine de hâlimize şükretmiyoruz da şu garip Lokum tek menülü bir maması var. On senedir büyük bir sabırla, hatta aşk ve şevkle onu yiyor, bir kere bile şikâyet etmedi? Hadi bakalım kim şekvacı, kim şükrediyor, bir düşünelim bakalım… Hatta mizah da yapıyorum: “Hanım ya sen pazara çıktığında Lokum da sipariş listesini eline tutuştursaydı, ne yapardın?” Bunun üzerine gülüşüyoruz tabii...

Çetinoğlu: Kuru mamalar, kedilerin aslî görevleri olan fâre yakalamada pasif olmaya yönlendiriyor mu?

Yardım: Valla fareler hiç görünmüyor, tarihe karıştılar galiba. Dolayısıyla kediler de onları tanımıyor. Apartmanlarda pek bulunmuyor fareler. Eskiden oturduğumuz ahşap veya kerpiç/taş evlerimizde fazlaca varlardı. Ama ben apartmanlarda pek duymadım. Dolayısıyla kedilerin o eski asli görevleri de bugün bir bakıma yok hükmündedir. Ama bizim Lokum uçan bir sineği, bir kırmızı karıncayı görünce huylanıyor, onu takip ediyor, evden uzaklaştırıncaya kadar takip nöbetini bırakmıyor. O uçan hayvancık gitmeden de gözüne bir damla uyku girmiyor. Böyle bir vazifeşinas aynı zamanda…

Çetinoğlu: İhtiyaç giderme alışkanlıklarının kazandırılması için özel bir yöntem söz konusu mu?

Yardım: Tuvalet kutusu banyoda. Kimisi balkonda bırakıyor. Onun dışına çıkmıyor, yani başka yerde tuvaletini yapmıyor. Hatta bir hatıramı paylaşayım. Bir gün banyoda tıraş oluyordum. Baktım ki Lokum kapının önünce acıklı acıklı miyavlıyor. Merak ettim, kapıyı açıp baktım. Kapıya açmamla banyoya dalması bir oldu. Hemen kutusuna gitti, tuvaletini yaptı. Meğer çok sıkışmış garip. Düşünebiliyor musunuz bu kadar edeplidir. Yani “Bana ne, tuvaletimin kapısı kapalı, öyleyse salonda o işi yapabilirim demiyor.” Geliyor, sesleniyor, beni uyarıyorve maksat hasıl oluyor. İşte bu kadar düşünceli ve duyguludur bizim Lokum’umuz…

Çetinoğlu: Çocukken babam anlatmıştı: Sabah ezanı okunmaya başlandığı anda yatağının yanına gelir, kalkıncaya kadar miyavlarmış. O zaman akıl edip soramamıştım. Sonra da unuttum. Ne zaman bir ev kedisi görsem babamı ve kedisini hatırlarım. Kedinin ezan sesine hassasiyetini yorumlar mısınız?

Yardım: İnanın benzerini biz de yaşıyoruz. Bilhassa sabah namazlarında. Diğer namazlarda seccade etrafında dolaşmayı seviyor, hatta hanımı, beni veya abilerini taklit edip seccadeye bazen yapışıyor. Ama özellikle sabah namazlarında ezan okunduktan sonra onun uyandığını ve bizi de uyandırdığını söyleyebilirim. Her zaman olmasa da bunu bazen yapıyor. Herhalde uykuya, yani gaflete daldığımızda o da uyarıcılık görevini ifa ediyor. Zaten ben kedilerin -belki garip karşılanacak ama- diğer hayvanlara göre biraz ‘dindar’ olduklarını düşünüyorum. Çünkü dolaştıkları yerler genelde cami avluları, dergâhlar, türbeler, medreseler, sahaf dükkânları ve mezarlıklar… En azından tarihî mekânlara büyük ilgi duydukları aşikâr. Hem âlimlerimizden Bediüzzaman Said Nursi, onların ‘mırmır’larının zikir olduğunu ve “Ya Rahim Ya Rahim” dediklerini risalelerinde yazıyor. Hatta kendisinin de bir kedisi varmış, ekmeğini bölüştüğü. Adı da Abdurrahim imiş. Bu arada Kediname’de meşhur kedilerin isimlerini ve sahiplerinin adlarının listesini de verdim. İlginç bir liste ortaya çıktı. Böylece en çok kullanılan kedi isimlerini de orda görmüş oluyoruz. Hüseyin Rahmi, Tanburi Cemil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ekrem Hakkı Ayverdi, Sâmiha Ayverdi, Safiye Erol, Münevver Ayaşlı, Tarık Buğra ve daha birçok şairimizin, yazarımızın, sanatkârımızın, mütefekkirimizin iyi birer ‘kedisever’ olduğunu da bu çalışma sayesinde keşfettim. Tabii günümüzde de birçok yazarın, sanatçının kedisi var. Hatta bazıları bana sitem etti. “Benim de kedim vardı, niçin listene almadın?” diye şakacıktan sitem ettiler. İnşallah kitabın yeni baskısında bu ihmalleri gidereceğim. Bu vesile ile Kediname kitabından sonra yardımlarını benden esirgemeyen, sürekli bana kedi fotoğrafları, yazıları ve şiirleri gönderen dostlarıma buradan teşekkür ediyorum. İkinci kedi kitabı biraz da onların bu teşvikleri ve destekleri sayesinde vücut bulacaktır inşallah. Bu mevzuyu konuşulmaya değer bulduğunuz için size de çok teşekkür ediyorum efendim. Saygılarımla…

 

MEHEMT NURİ YARDIM:

Edebiyat Araştırmacısı, Gazeteci, Yazar Mehmet Nuri Yardım 23 Nisan 1960 târihinde Siirt’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu.

1979 yılında basın mesleğine girdi. Yeni Asya, Doğuş, Tercüman, Türkiye, Hürriyet, Bizim Gazete, Haber Fatih, Orta Doğu, Yeniçağ ve Milat gazetelerinde çalıştı. Kültür sanat sayfaları hazırladı, yazılar yazıp röportajlar yaptı. Türkiye Çocuk dergisinin haber müdürü oldu. Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda Yazı İşleri Müdürlüğü, bazı yayınevlerinde musahhihlik, redaktörlük ve editörlük yaptı.

Kısa adı ESKADER olan Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’ni kurdu ve uzun yıllar başkanlığını yaptı.

1 Ocak 2017 tarihinden itibaren TRT İstanbul Kent Radyosu’nda Haldun Hürel ile birlikte Pazar günleri ‘İstanbul Masalları’ isimli kültür sanat programını sunuyor.

Pek çoğunun 3., 5. baskıları yapılan 100’e yakın kitabı yayınlanmıştır.