IMG-LOGO
Güncel

Göklerdeki Müslümanlık

18 12 2020

            Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...

Âdem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!

 

Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;

 

İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...

Gösterin ecdada az çok benzeyen kan bana!

 

İskender Pala, siyaseten hemfikir olmadığım ancak edebiyatçı yönünü takdir ettiğim bir isim. Divan şiirinin adeta bayraktarlığı yaptığını, günümüz insanına divan şiirini sevdirmenin yanında bununla da yetinmeyip Türk romancılığına da ayrı bir hava kattığını düşünenlerdenim. Yazdığı bütün kitapları satın aldığım ve (çoğunu okuduğum) ender kişilerdendir. Kütüphanemde ciddi bir İskender Pala Külliyatı mevcuttur.

 

Bizim üniversite yıllarında, iki haftada bir Altunizade Kültür Merkezi’nde oturum düzenlerdi. Okuldan arkadaşlarımızla birlikte bu oturumları takip ederdik. Hala devam ediyor mu bilmiyorum, ediyorsa İstanbul’daki arkadaşların o oturumlara katılmalarını şiddetle tavsiye ederim.

 

İskender Pala, her oturumda tahtaya iki mısra yazar ve bir saatten daha uzun bir sürede bu mısraları tahlil ederdi. İki mısranın sadece kelime dizininden ibaret olmadığını, döneminin tarihini, sosyolojisini, siyasi olaylarını, adetlerini, dini anlayışını, insanların hayata ve birbirine karşı bakışlarını, kısaca insana dair her şeyi taşıdığını o şiir tahlilleri esnasında öğrendim. Biz de şimdi İskender Pala’nın o şiir tahlillerini taklit eder, bu yazının en başına aldığımız şiiri tahlil etmeye çalışalım. Ancak tek farkla! Pala’nın şiir tahlillerinde hep eski dönemlere ait konular anlatılırdı, bizim yapacağımız şiir tahliline ilişkin konular bu döneme aittir.

 

Yazının başına aldığım şiir, İstiklal Marşımızın büyük şairine ait. O büyük ruh, hayatı boyunca –tabiri caizse- gün yüzü görmemiş; koca bir devletin yıkılışına şahit olmanın yanında toplumun her tabakasında genel bir ahlaki çöküntüye de şahit olmuş; Siyasette, ticarette, kamu hizmetlerinde, kısaca toplumun neredeyse her tabakasındaki ahlaki erozyondan ciddi bir rahatsızlık duymuş ve bu rahatsızlığını da şiirlerine yansıtmıştır.

 

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...

 

            Bugün, “Müslüman” kimliğini temsil ettiğini iddia eden toplum önderlerinin, siyasetçilerin, tarikat/cemaat vs. dini önderlerin, topluma mal olmuş kişilerin ve bütün bunların takipçilerinin temel sorunu Akif’in bu mısraında ifade ettiği şeydir aslında. Bütün bu saydığımız gruplar, Müslümanlığı temsil ettiklerini iddia ederken aslında kendilerinin temel insani değerlerden çok uzakta olduklarının farkında bile değiller. Edep, saygı, nezaket, doğruluk, dürüstlük, harama el uzatmama gibi değerler sadece İslam’a ait değildir. Bunlar bütün insanlığın ortak değerleridir. İnsanlığın ortak değerlerin uzak durarak Müslümanlığı temsil edemezsiniz. Çünkü insan olmadan Müslüman olamazsınız.

 

            “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığı namaz değil” diyordu Yunus Emre. Başka bir hak dostu “Bir kalbi kırmak Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha günahtır” demişti.  Siyasi hırsları uğruna, hak etmedikleri maddi kazanç uğruna, kalçalarını ısıtan rahat koltuk uğruna bütün milletin gönlünü kırdılar, bütün bir milletin onuruyla dalga geçtiler.

 

            “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” diyordu başka bir gönül insanı. Millete imam-hatip okullarını tavsiye edip kendi çocuklarını-torunlarını Amerikan Kolejlerine gönderenler, millete sabır tavsiye edip milletin parasıyla saltanat ve sefa sürenler, milletin ahlakına-namusuna laf edip kendi hanelerinde türlü rezaletler yaşanan kişiler türedi buralarda. Bunlardan bir tanesi yakın zamanda “falancanın cenazesi camiden kalkmasın” gibi bir laf etti. Sıfatında nur kalmamış başka biri de “üniversiteler fuhuş yuvalarına döndü” gibi akıl ve vicdan yoksunu sözler sarf etti. Üstelik bütün bunları Müslümanlık (!) adına söylediler. Hâlbuki Müslümanlık nerde! Bunlardan geçmiş insanlık bile!

 

            Hayatlarında İslam’a ait en ufak bir kırıntı bulundurmayanların Müslümanlık pazarladığı günlerin şahidiyiz. Kıyamet alameti dedikleri, yaklaşık olarak böyle bir şey olsa gerek. Dönüp dolaşıp Akif’in dediğine geliyor laf;

 

Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.

 

            Müslümanlığın pazarlayanı çok ama bir Müslüman’a denk gelen göremedik henüz. Galiba bütün o güzel Müslümanlar, Yahya Kemal’in dediği gibi güzel atlara binip gittiler.

 

İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...

Gösterin ecdada az çok benzeyen kan bana!

 

            Bu son iki mısraının tahlile ihtiyacı olmasa gerek. Bunlardan hangisi sürekli övünüp mensubu olduklarını iddia ettikleri ecdada benziyor ki? Bütün siyasetçileri, devlet adamları bir araya gelse ve hepsini yüzle çarpsanız bir Fatih etmezler, bir Yavuz etmezler, bir Mustafa Kemal etmezler, hatta övündükleri Abdülhamit bile etmezler. Tarikat şeyhlerinin hepsini toplasanız yolundan gittiklerini iddia ettikleri bir Geylani çıkmaz oradan, İmam-ı Rabbani çıkmaz, Gazali çıkmaz! Tüm o şeyhleri ve müritlerini üzerlerine bir kısım İlahiyatçıları da ekleyip toplayıp yüzle çarpsanız bir Mevlana etmezler, bir Yunus Emre etmezler, bir Hoca Ahmet Yesevi etmezler! En çok ihale verdikleri müteahhitleri bir araya getirip binle çarpsanız bir tane Mimar Sinan etmezler! Kefen giyip yollara dökülenlerini toplayıp milyonla çarpsanız, dünya tarihinin herhangi bir zamanında ve dünya coğrafyasının herhangi bir yerinde şehit olan bir tane Mehmetçik etmezler!

 

Halep orada arşın burada. Buyurun hodri meydan!

 

Gösterin ecdada az çok benzeyen kan bana!