IMG-LOGO
Röportaj

Târih Ana Bilim Doç. Dr. Nasrullah Uzman ile Türkiye’nin Sınır Güvenliği Açısından Suriyeli Sığınmacılar Meselesi’ni Konuştuk.

22 11 2020

Oğuz Çetinoğlu: Milletlerarası kuruluşların, Suriye’deki terör örgütlerine karşı tutumlarını yorumlar mısınız?

Dr. Nasrullah Uzman: PKK’nın uzantısı olan YPG, -milletlerarası Af Örgütü ve Suriye İnsan Hakları Ağı gibi kuruluşların da belgelendirdiği gibi- Suriye’nin kuzeyinde insanlığa karşı suç ve savaş suçlarına karışmış bir terör örgütüdür. YPG, bölgedeki Araplara ve Türkmenlere karşı etnik temizliğe girişmiş ve onları göçe zorlamıştır. Bu durum bölgenin demografik yapısını değiştirdiği gibi Anadolu’ya göçleri de artırmış; Suriye’nin yanı sıra Türkiye’nin güvenliği için de bir tehdit oluşturmuştur. Türkiye, bu çerçevede bir dizi güvenlik tedbiri almak durumunda kalmıştır. Alınan bütün tedbirlere rağmen yasa dışı geçişleri önlemekle görevli güvenlik ekiplerinin zaman zaman kaçak göçmenlerin saldırıları sebebiyle kendilerini savunmak durumunda kaldıkları ve çatışmaya girdikleri de görülmüştür. Bu gibi olayların sonucunda Türkiye’nin verdiği şehit sayısı da bir hayli fazladır. Ayrıca, terör tehlikesi ve güvenlik riski sebebiyle Türk vatandaşlarının Suriye’ye geçişlerinin yasaklandığı ve zaman zaman Suriye sınır kapılarının kapatıldığı dönemler de olmuştur. Mesele daha ciddi boyuta gelince de sınır ötesi askerî operasyon gündeme gelmiştir.

Çetinoğlu: Suriye’deki yabancı terörist savaşçılar hakkında neler söylemek istersiniz?

Dr. Uzman: Bölgenin ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir diğer faktör ise “yabancı terörist savaşçı” gerçeğidir. Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Komitesi, Suriye’de 2016 yılı itibarıyla 30 bin yabancı terörist savaşçının bulunduğunu ifade etmektedir. Türkiye, yabancı terörist savaşçıların Suriye’ye geçiş güzergâhında yer aldığı için millî ve milletlerarası güvenlik açısından sınır güvenliği kapsamında aldığı tedbirleri sürekli olarak artırmıştır. Öncelikle, potansiyel yabancı terörist savaşçıların giriş-çıkışlarını engellemek için oluşturulan milletlerarası listeye (no-entrylist) katkıda bulunduğu gibi listede bulunan kişilerin ülkeye girişini de engellemiştir. Risk analiz merkezleri kurarak, bu gibilerin ülkeye girmeleri hâlinde tespit edilmesini hedeflemiştir.

Alınan tedbirlerin sonucunda Türkiye, 1 Ekim 2015 itibarıyla 112 farklı ülkeden 20.394 yabancı terörist savaşçıya ülkeye giriş yasağı koymuştur. Yalnızca 2015 yılında 10.309 kişinin Türkiye’ye girişi yasaklanmıştır. Yine bu doğrultuda 85 farklı uyruktan 2337 yabancı terörist savaşçı Türkiye’den sınır dışı edilmiştir. 2015’teşınır bölgesinde 54 farklı ülkeden 913 yabancı terörist savaşçı yakalanmıştır. Aynı yıl 1000’den fazla yabancı, yabancı terörist ve savaşçı şüphelisi olduğu için sınır dışı edilmiştir.

Türkiye, bir yandan Suriye’deki savaşı yatıştırmak adına gerekli gördüğü adımları atarken; diğer yandan da kendi güvenliğini sağlama gayreti içerisine girmiştir. Nitekim yabancı terörist savaşçılar 2015-2016 yıllarında PKK kontrolünde Türkiye’ye de girmiş; Diyarbakır, Şırnak ve Mardin’de terör eylemlerine karışmıştır. Türkiye’nin gündemini uzun süre meşgul eden bu operasyonlarda aralarında yabancıların da bulunduğu 2 binin üzerindeki terörist güvenlik güçlerimiz tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Bu süreç bize bir defa daha Türkiye’nin güvenliği açısından Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması gerektiğini göstermiştir.

Terör örgütlerinin hedefi hâline gelmesi; sınıra yakın bölgelerde ikamet eden kimselerin can ve mal güvenliğinin ortadan kalkması; sığınmacı sayısının 3,6 milyonu geçmiş olması kanun dışı göçün önlenemez bir hâl alması; eşya, uyuşturucu, silah vs. kaçakçılığının artması gibi sebepler Türkiye’nin söz konusu gayretlerini hızlandırmasını ve kalıcı tedbirler almasını mecburi kılmıştır.

Çetinoğlu: Geçişleri engelleyecek tel örgüler fayda sağlayamıyor mu?

Dr. Uzman: Türkiye-Suriye sınırının tamamında yüksekliği 2 metre olan, geniş 2 tel örgüden oluşan, üzerinde jiletli tel de bulunan dikenli tel engeli yer almaktaysa da canlı insan kontrolünün olmadığı durumlarda bunların rahatlıkla aşılabildiği bilinmektedir. Diğer bir ifadeyle askerin fiilî gözetim ve denetiminin olmadığı yerlerde bu engeller aşılabilmektedir. Bu yüzden Türkiye, öncelikle Suriye sınırındaki asker sayısını artırmıştır. Öyle ki, 2016 yılı itibariyle Türkiye’nin bütün sınırlarında görev yapan 40.000 askerî personelin %50’si Suriye sınırına kaydırılmıştır.

Türkiye, asker sayısının artmasına bağlı olarak sınıra, teçhizat takviyesi de yapmıştır. Sınırlarda kullanılan taktik tekerlekli zırhlı araçların yarısı, termal kamera ve insansız hava araçlarının büyük bir kısmı da Suriye sınırına kaydırılmıştır.

Türkiye, Suriye sınırında mevcut fizikî güvenliği de artırmıştır: Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sınır güvenliğini sağlamak maksadıyla sınıra ‘Türk Seddi’ olarak da adlandırılan ‘güvenlik duvarı ve yolu yapılması kararlaştırılmıştır. 2018 yılı Eylül ayı itibarıyla TOKİ tarafından Suriye sınırında yapılan duvarın %93’ü tamamlanmıştır. Tamamı bittiğinde Çin Seddi ve ABD-Meksika sınırının ardından dünyanın üçüncü en uzun duvarı hâline gelecektir. Acil durumlarda Suriye tarafına geçmek için güvenlik duvarları ve Kulekolların yanı sıra kurşun geçirmeyen yüksek güvenlikli kapılar da yapılmıştır.

Türkiye-Suriye sınırındaki alınan fizikî tedbirler hemen fark edilmektedir. Örnek vermek gerekirse 23 kilometrelik Hassa (Hatay) sınırında toplam 6 karakol ve her bir karakolda 3’er veya 4’er tane gözetleme noktası vardır. Bu, termal dürbünler ve uygun silahlarla donatılmış 20 civarında gözetleme kulesine tekabül etmektedir. Hatta bazı karakol ve kulelerde termal kamera da vardır. Bu da aşağı yukarı her bir kilometrelik sınır hattına bir gözetleme kulesi düştüğü anlamına gelmektedir. Ayrıca asfalt döşenen ve iyi bir şekilde aydınlatılan ‘sınır güvenliği yolu’ sâyesinde asker sevkiyatı kolaylıkla yapılabildiği gibi muhtemel hâdiselere de hızlı bir şekilde müdahale edilebilmektedir. Kaçakçı ve teröristler, bu yolu kullanmaları hâlinde mutlaka görüleceklerini ve yakalanacaklarını bilmektedirler. Dolayısıyla alınan fizikî tedbirlere ek olarak sınır güvenliği yolu da caydırıcı bir rol üstlenmektedir.

Çetinoğlu: Sınır güvenliği bilânçosunda hangi bilgiler var?

Dr. Uzman: Türkiye bir yandan Suriyeli sığınmacılara karşı olabildiğince müsamahalı davranırken; diğer yandan da kanun dışı geçişlere ve sınır ihlallerine karşı “hudut namustur” anlayışıyla sıfır tolerans politikası uygulamaktadır. Türkiye, bu yolla Suriyeli mazlumlara kapılarını açıp yardım elini uzatırken; aynı zamanda da bölge ve dünya barışına katkı sağlamaktadır. Alınan tedbirlerin bir sonucu olarak yasadışı yollardan sınırı geçmeye teşebbüs eden kişilerin yakalanma oranı artmış; sınır ihlalleri azalmış ve kaçakçılık faaliyetleri mümkün olduğunca önlenmiştir. Ancak Türkiye’nin bütün çabalarına rağmen Suriye sınırında güvenliğin %100 sağlanması söz konusu olamamaktır. Bu aslında sâdece Türkiye-Suriye sınırına has değildir. Aynı durum Amerika-Meksika sınırı için de geçerlidir.

Çetinoğlu:Türkiye-Suriye sınırında güvenliğin tam mâniasıyla sağlanmasına mâni olan engeller nelerdir?

Dr. Uzman: Başlıca sebepler şöylece sıralanabilir: Türkiye-Suriye sınırı 877 km uzunluğa sâhiptir ki bu rakam Türkiye kara sınırlarının yaklaşık 1/3’üne tekabül etmektedir. Sınırın bu kadar uzun olması, üst seviyede güvenliği sağlayacak yeterli personel, teknoloji ve maddî imkân kapasitelerinin sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Türkiye’nin söz konusu insan ve teknoloji gücünü büyük oranda bu sınıra kaydırması ise diğer sınırlarda zafiyete yol açmaktadır. Türkiye, insanî duygularla zor durumda olanlara yardım elini uzatmakta; bu doğrultuda takip ettiği açık kapı politikası gereği savaştan kaçan insanlara kapılarını ardına kadar açmaktadır. Sınırlardan girip-çıkan milyonlarca insanın varlığı kesin bir tehdit tespitini imkânsız kılmakta ve güvenlik risklerini artırmaktadır. Milletlerarası toplumun, sınır güvenliği konusunda, maddî destek ve istihbarat paylaşımı bakımından Türkiye’yi yeterince desteklememesi de sınırın korunmasını zorlaştırmaktadır. Sınırın karşı tarafında savaşın yaşanıyor olması; terör örgütlerinin hâkimiyet sahalarını genişletme mücadelesi; bölgeye sınırı olmayan devletlerin askerî müdahaleleri ve sınırın bazı yerlerinde fizikî, coğrafi ve iklimle alâkalı şartların zafiyete yol açması ise sınır güvenliğini tehdit eden diğer faktörlerdir.

Çetinoğlu: Bilançonun ‘hudut olayları’ bölümüne de bakabilir miyiz?

Dr. Uzman: Bu konuda elimizdeki rakamlar 1 Ocak 2011-9 Haziran 2016 dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde Türkiye-Suriye sınırında meydana gelen ve Genelkurmay Başkanlığı’nın kayıtlarına geçen toplam hudut olayı sayısı 78.011’dir. Bu rakam, Türkiye’nin diğer sınırlarında meydana gelen toplam olay sayısından katbekat fazladır. Suriye sınırında en çok yasa dışı giriş (45.921) olayı yaşandığı; bunu kaçakçılık (16.957) ve kanun dışı çıkış (5796) olaylarının takip ettiği görülmektedir. Söz konusu rakamlar, 2011 yılından itibaren, Suriye’de yaşanan iç savaşın her gün şiddetini artırması oranında sürekli olarak artış göstermiştir. Rakamların fazla olması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır güvenliğini ve denetimini artırdığının göstergesidir.

Türkiye-Suriye sınırında 1 Ocak 2011’den 9 Haziran 2016’ya kadar yakalanan şahıs sayısı 397.216’dır. Bu rakam Türkiye’deki birçok şehrin toplam nüfusundan daha fazladır. Üstelik sığınmacılar bu rakama dâhil değildir. Sınırda yakalanan kişi sayısı istikrarlı bir şekilde artış göstermektedir. Yakalananlar arasında yabancı terörist savaşçı da dâhil olmak Suriye’de faaliyet gösteren terör örgütlerine mensup kimselerin ve kaçakçıların çoğunlukta olduğu bilinmektedir. Bu rakama yabancı istihbarat servisi üyelerinin dâhil olduğu da unutulmamalıdır.

Petrol, uyuşturucu, kaçakçılık terör örgütlerinin en önemli gelir kaynakları arasında yer almaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin almış olduğu sıkı tedbirler ve sıfır tolerans politikası sonucunda ele geçirilen kaçak akaryakıt miktarı ciddî bir artış göstermiştir. Tıpkı akaryakıt gibi sigara kaçakçılığı da terör örgütlerinin gelir kaynakları arasındadır. Bu yüzden Suriyeli sığınmacılar meselesi Türkiye açısından yalnızca sınır güvenliği değil aynı zamanda terörle mücadele anlamına da gelmektedir. Alınan etkin tedbirlerin neticesinde bu alanda da ciddî başarılar sağlanmıştır. Uyuşturucu ise başlı başına terör örgütlerinin en önemli gelir kaynaklarının başında yer almaktadır. Türkiye, terörle mücadelede olduğu gibi uyuşturucu ile mücadelede de son derece kararlı ve etkin bir tutum sergilemektedir. Türkiye’nin bu tavrı sâyesinde terör örgütleri ve zehir tüccarları ciddi darbeler almıştır. Türkiye’nin aldığı tedbirler, silah kaçakçılığını da engellemiş; silah kaçakçılığında ciddi bir azalma görülmüştür. Bu gelişmelerin tamamı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aldığı ciddi tedbirler sâyesinde sağlanmıştır.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Çok ciddî bir çalışma yapmışsınız. Ortaya çıkan tablo, hem devletimiz, hem de sizin açınızdan yüz ağartıcıdır. Netice mahiyetindeki genel değerlendirmenizle röportajımızı bitirebilir miyiz?

Dr. Uzman: Türkiye, ilk günden itibaren Suriye meselesine insanî duygularla yaklaşmış; Esad yönetimine halkın demokrasi ve hürriyet taleplerine kulak vererek göstericilerle uzlaşması yönünde telkinlerde bulunmuştur. Hatta bu maksatla Suriye’ye birçok üst düzey heyet görevlendirilmişse de Esad yönetimi yanlışta ısrarcı olmuştur.

Esad’ın, halkın taleplerini karşılamak yerine, gösterileri sert bir şekilde bastırma yoluna gitmesi Suriye’de yaşanan iç savaşın zeminini oluşturmuş; asgari yaşama şartları ortadan kalkan Suriye halkı, ırz ve can güvenliğini sağlamak maksadıyla başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere göç etmek durumunda kalmıştır.

Türkiye, insanî kaygılarla hareket etmiş ve Nisan 2011’den itibaren kendisine sığınan Suriyelilere kapılarını ardına kadar açmıştır. Suriye’de olayların her geçen gün daha da kötüye gitmesi; buna rağmen Türkiye’nin açık kapı politikası takip etmesi ve Türk milletinin misafirperverliği neticesinde Anadolu’ya sığınan Suriyeli sığınmacıların sayısı her geçen gün artmıştır.

Muhtemel güvenlik problemlerini önlemek adına öncelikle sığınmacılar kayıt altına alınmış ve kayıt altına alınanlara “geçici koruma statüsü” verilmiştir. Geçici koruma statüsü, Suriyeli sığınmacıları maddî-manevî güvence altına aldığı gibi kayıt altına alınmayı da teşvik etmiştir.

Türkiye’nin sığınmacılara karşı iyi tutumu, Suriye’de faaliyet gösteren terör örgütleri ve kaçakçılar tarafından istismar edilmek istenmiştir. Bu duruma bir de sınır bölgelerinin Suriye’de yaşanan iç savaşın potansiyel hedefi hâline gelmesi eklenince, özellikle sınır bölgelerinde yaşayan halk tedirgin olmuştur. Sığınmacıların, Suriye’ye sınır illerde yoğunlaşmaları; bölge halkının kaygılarını artırmıştır. Nitekim yaşanan hâdiseleri söz konusu tedirginliği pekiştirdiği gibi birçok kimsenin de evini terk etmek durumunda kalmasına, yaralanmasına ve hatta hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Yalnızca Mart 2011-Haziran 2015 tarihleri arasında Suriye sınırında meydana gelen olaylar sırasında Türkiye topraklarına düşen mermiler sonucu 256 olay meydana gelmiş; 12vatandaşımız hayatını kaybederken 64 vatandaşımız da yaralanmıştır. Suriye kaynaklı terör eylemleri ise söz konusu tedirginliğin ülke geneline yayılmasına sebep olmuştur.

Bununla birlikte “hudut namustur” parolası ile hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin en uzun kara sınırı olan Suriye sınırında güvenlik tedbirlerini en üst seviyeye çıkarmış; alınan tedbirler doğrultusunda bu yönde bir zafiyete müsaade edilmemiştir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aldığı tedbirler, sınır ötesinden gelebilecek muhtemel saldırıları mümkün olduğunca önlediği gibi yasa dışı geçişlerin ve kaçakçılığın da önüne geçilmesini sağlamıştır. Böylece Türk halkının bu anlamda duyduğu güvenlik kaygısı, ciddi oranda azalmıştır.

Türkiye’nin aldığı ciddi tedbirler, sığınmacılara karşı izlenen açık kapı politikasına gölge düşürmemiştir. Türkiye, takip ettiği sıfır tolerans politikası ile biryandan binlerce yabancı terörist savaşçıyı ve kaçak olarak girmeye ve çıkmaya çalışanları yakalarken; diğer yandan da daha sıkı güvenlik tedbirleri ile açık kapı politikasını devam ettirmiş ve sığınmacı kabulüne devam etmiştir.

Suriye’de yaşanan iç savaşın son bulması; bu durum sağlanana kadar Suriye’nin kuzeyinde askerden arındırılmış güvenlikli ve uçuşa yasak bir bölgenin oluşturulması yalnızca Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanmasına değil bölge ve dünya barışına da katkıda bulunacaktır. ABD ve Rusya’nın Türkiye ile aynı hassasiyetleri paylaşması meselenin çözümünü kolaylaştıracak ve Suriye barışına katkı sağlayacaktır. Askerden arındırılmış güvenlikli bir bölgenin oluşturulması hâlinde Suriyeli sığınmacıların, söz konusu bölgede ikamet etmek üzere, ülkelerine geri dönebilmelerinin önü açılacaktır. Türkiye’nin öncelikli meselesi yeni göç akınlarının önlenmesi ve ülkemizdeki Suriyelilerin güvenli ve süratli bir şekilde yurtlarına dönmesinin sağlanması olmalıdır. Türkiye’nin yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı’nı da bu anlamda değerlendirmek; bölge barışı adına atılmış fedakâr bir adım olarak görmek gerekir. Bu sürecin tamamlanması Türkiye’nin ve bölge devletlerinin menfaatinedir. Suriyeli sığınmacılar meselesinin iç politikadan bağımsız olarak değerlendirilmesi ise meselenin daha sağlıklı değerlendirilmesini mümkün kılacaktır.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim Efendim.

Dr. Uzman: Hem ilginiz ve nezaketiniz hem de bu imkânı sağladığınız için ben de teşekkür ederim.

 

Doç. Dr. NASRULLAH UZMAN:

 

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. Elbistan’da başladığı ilk-orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2005 yılında Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü’nden mezun oldu. 2008 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bilim Dalı’nda ‘İttihat ve Terakki Dönemi Türk-Rus İlişkileri (1908-1918)’ konulu tezi ile yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2013 yılında ‘Türkiye’nin Mülteci ve Muhacir Politikaları (1923-1947)’ konulu tezi ile Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamladı. Halen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde görev yapmakta olup Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanında çalışmalarına devam ettirmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

 

(BİTTİ)