IMG-LOGO
Güncel

Görünmeyen Elden Boş Koltuğa

11 11 2020

Ekonomi biliminin kuruculularından olan Adam Smith o meşhur “görünmeyen el” teorisinde piyasayı görünmeyen bir elin düzenlediğini ifade eder. Elbette ki Smith’in burada kast ettiği görünmeyen el metafizik bir varlık değildir. Smith burada insanların piyasa koşullarına benzer tepkiler gösterdiklerini ve bu tepkilerin piyasadaki arz/talep ve fiyat dengesini sağladığını ifade eder. Bu durum tıpkı havalar soğuduğunda herkesin kalın giyinmeye başlaması veya yağmur yağmaya başladığında şemsiyelerin ortaya çıkması gibi bir şeydir. Konut kredilerinde faiz oranları düştüğünde konut satıcılarının sanki aralarında anlaşmışlar gibi konut fiyatlarını yükseltmeleri yakın zamanda bu teoriye ilişkin yaşanmış en bilinen örneklerdendir.

 

            Geçtiğimiz Pazar akşamı sosyal medyaya ve muhalif bir iki kanala bomba gibi bir haber düştü. Hazine ve Maliye Bakanı ve aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanının damadı Berat Albayrak’ın istifa haberiydi bu. Böylesine önemli bir haber hükümete yakın medya kuruluşlarınca hiç gündeme getirilmediği gibi 27 saat gibi uzunca bir süre resmi kurumlarca da ne tasdik ne de inkâr şeklinde hiçbir açıklamaya konu olmadı.

 

            İlginçtir, Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunun boş kaldığı bu 27 saat içerisinde adeta bir mucize gerçekleşti. Son bir yıldır dünyadaki bütün para birimleri karşısında değer kaybeden hele hele son üç aydır özellikle Dolar ve Euro’dan dayak üstüne dayak yiyen bizim Türk Lirası adeta şaha kalktı ve birkaç saat içinde %5 değer kazandı. Kur adeta tepe taklak oldu. TL’deki bu ani değer artışı “boş koltuk daha iyi çalışıyor” esprilerinin yapılmasına sebep oldu. Hatta bazı ekonomi kanallarında ekonomide “boş koltuk teorisi” şeklinde yarı şaka yarı ciddi bir kavramın kullanılmaya başladığına bizzat şahit oldum.

 

            Burada bir an için durup şu soruyu soralım; boş koltuk teorisi gerçek olabilir mi? Yani bir organizasyon başında bir yönetici olmadan daha başarılı hale gelebilir mi? Sonuçta, yapay zekânın gelişmekte olduğu bir çağda yaşıyoruz ve artık insansız hava araçları (her ne kadar şu an için insanlar tarafından uzaktan kumanda edilse de), sürücüsüz otomobiller, kendi kendine ameliyat yapan robotlar çağına yaklaştığımız şu günlerde yöneticisiz organizasyon modelini sorgulamakta var.

 

Baca Tütüyorsa

 

            Üniversite yıllarında, bir panelde konuşmacı olan ve bir organizasyonda yöneticilik yapan birinden şu hikâyeyi dinlemiştim. Bir fabrikada genel müdürlük yapan A çok rahat biridir ve neredeyse bütün gün odasından çıkmadan fabrikayı idare etmektedir. A’nın bu rahat tavrı fabrikatörü rahatsız etmeye başlar. Ama bir yandan da fabrikada işler çok iyi gitmektedir. Fabrikatör şöyle düşünür; “Bu adam hiç odasından çıkmadığı halde fabrikada işler iyiyse o zaman ben bunu kovayım yerine de dava cevval ve her şeye müdahale eden birini alayım. Çünkü cevval bir yönetici gelirse o zaman fabrikada işler çok daha iyiye gider.”

 

            Fabrikatör aklından geçen bu fikri hemen uygular. Odasından genellikle çıkmayan genel müdürü kovar ve yerine gerçekten cevval ve neredeyse hiç oturmayan ve her işe müdahale eden bir genel müdür getirir. Akabinde de işlerin daha iyiye gitmesini beklemeye başlar.

 

            Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz. Yeni genel müdürün gelmesiyle fabrikada her gün bir sorun yaşanmaya başlar. Üretim düşer, satışlar düşer, kar eden fabrika zarar etmeye başlar. Fabrikatörümüz de hemen bu “cevval” genel müdürü kovar eski genel müdürü işe geri çağırır, üstelik çok daha yüksek bir maaşla.

 

            Fabrikatör, bu odasından neredeyse hiç çıkmayan eski genel müdüre şu soruyu sorar; “Sen odandan neredeyse hiç çıkmıyordun. İşlere müdahale ettiğine pek rastlamadım. Ama sen varken fabrikada işler iyiydi, senin yerine cevval biri gelince fabrikada işler kötüye gitmeye başladı. Bu işin sırrını bana anlatır mısın?”

 

            Genel müdür şu cevabı verir; “Dediğiniz doğru ben odamdan çok fazla çıkmam. Fabrikanın şu bacasını görüyor musunuz? Ben bütün gün o bacaya bakarım. Baca tütüyorsa hiçbir şeye müdahale etmem. Ancak bacanın tütmesinde bir sorun görürsem hemen her şeyi bırakır gider o soruna bizzat kendim müdahale ederim!”

 

            Kıssadan hisse; bugün “Eski Türkiye-Yeni Türkiye” diye edebiyat yapanların 18 yılda ülkede eğitim sistemini, yargı sistemini, ekonomiyi, sosyal adaleti, insanların manevi hislerini baltaladıklarını gördükçe aklıma hep bu hikâye gelir. Bugün ülkeyi yönetenler öyle bir durumdalar ki hiçbir şey yapmasalar, öyle boş boş dursalar ülke değerleri baltalanmaktan kurtulmuş olur. Boş koltuk ülkeyi bunlardan daha iyi yönetir gibi sığ bir çıkarım yapmak istemiyorum ama bugün ülkeyi yönetenler aslında hiçbir şey yapmasalar, öyle boş boş dursalar ülkeye çok büyük hizmet etmiş olurlar. Ülkenin bacası, evlerin de ocakları tütmeye devam eder.