IMG-LOGO
Röportaj

‘Göktürk Kitâbeleri Işığı Altında Türk Yönetim Düşüncesi’ Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu Açıklıyor.

07 11 2020

Oğuz Çetinoğlu: Milletlerin sosyal ve iktisaden geri kalış sebepleri hakkında çeşitli faraziyeler ileri sürülüyor. Coğrafya ve iklim, inanç ve kültür gibi unsurları sebep olarak gösterenler var. Fakat hiçbiri inandırıcı değil. Bu durumda, gelişmişlik ve geri kalmışlık olgularının yönetimle alakalı olduğu tezi ön plana çıkıyor.

Yönetimle alakalı genel bir değerlendirmenizle sohbetimize başlayabilir miyiz?

Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu: İlim adamları, evrenin yaratılışını ve varoluşunu ‘Büyük Patlama /  Bing Bang’* teorisi ile açıklamaktadırlar. Bu teori, başlangıçta evrenin hacimsiz ve sonsuz yoğunlukta bir nokta olduğunu ve bu sonsuz büyüklükteki noktanın patlamasıyla birlikte, son derece kontrollü,  düzenli ve dengeli bir şekilde, yine sonsuz büyüklükte bir genişlemenin meydana gelerek ‘yönetilmekte’ olduğunu göstermektedir. ‘Büyük Patlamanın’, sonsuz bir ‘Kudret’ tarafından kontrollü ve dengeli bir şekilde yönetilmiş olduğu tespiti, aynı zamanda ilahî ve semavî dinlerin de onayladığı bir ifadedir. Burada, en dikkat çeken husus, ‘güç’, ‘yaratma’ ve ‘yönetim’ kavramlarının birbirini tamamlayacak şekilde kullanılmış olmasıdır. Şu halde, kozmik âlemde ilâhî gücün ‘yaratma’ ve ‘yönetme’ fiillerindeki kudret ve düzene bakıldığı zaman, yeryüzündeki insanların kendi aralarındaki yönetim ilişkileriyle ilgili eylemlerinin önemi çok açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

‘Büyük Patlama’ sonucunda oluşan, sonsuz çeşitlilik ve farklılıktaki öğelerin, birbiriyle çarpışmadan ve hatta birbirini tamamlayarak, kontrollü, düzenli, dengeli ve hareket hâlinde olması, bütün evrenin ezelden ebede mükemmel bir tasarımla teşkilatlandığı ve yönetildiği hakîkatini ortaya koymaktadır. Bu anlamda, kozmik evrenin kontrollü, düzenli, dengeli ve hareket hâlindeki işleyiş sisteminin, yeryüzündeki insan topluluklarındaki her türlü yönetim ilişkilerinin de, mümkün olduğunca dünya ve insan ölçeğindeki yönetimle alâkalı bir izdüşümü olması beklenir. Böylece, yönetim faaliyetleri, yöneticilerin yönetilenler üzerinde bir iktidar aracı ve bir ayrıştırma mekanizması olmak yerine, insanlar arasında adâlet merkezli bir barış ve esenlik ortamı oluşmasına vesile olacaktır.

Çetinoğlu: Muhteşem bir giriş. Teşekkür ederim. Kozmik düzeni, beşeriyete tatbik etmek mümkün olabilir mi?

Prof. Eroğlu: İnsanların, evreni, dünyayı, kendilerini ve bütün varlığı anlama ve kavrama çabası içerisinde iken karşılaştıkları ve yaşadıkları en çetin problem, sonsuz bilinmezlikler ve belirsizlikler içerisinde ilişkilerini isâbetli ve doğru bir şekilde düzenleyebilmektir. İnsanların ve toplumların, kendilerini ve hayat alanlarını anlama çabaları içerisinde edindikleri ve kazandıkları temel düşünce ve zihniyet kalıplarına genel olarak ‘evren tasavvuru’ denilmektedir. Esas itibarıyla evren tasavvurunda ele alınan konuların merkezinde, insan daha doğrusu insanın varoluşu ile tabiat ve hayat içerisindeki konumu yer alır. Her toplumun ve kültür sisteminin evren tasavvuru, ilgili olduğu toplumun temel düşünce yapısını, zihniyetini, kurumlarını, değerlerini ve geleneklerini yansıtır. Bu bağlamda, insanların ve toplumların, tabiatla ve çevreyle uyum çabaları kapsamında her türlü varlıkla olan ilişkilerinin algılanması ve kavrayışı ile kendi dışındaki insanlarla olan ilişkilerin düzenlenmesi anlamında sosyal çevreye uyum kapsamındaki bütün yönetim ve organizasyon etkinlikleri, o insan ve toplumların evren tasavvurları veya zihniyet yapılarıyla yakından ilişkilidir.

Bütün evreni tek ve holistik* bir bütün olarak algılamak ve değerlendirmek, sistematik düşüncenin temel metodolojik yaklaşımlarından biri olduğuna göre, yeryüzündeki yönetim sistemlerinin yönetimi konusundaki temel kanun ve ilkelerin, cihanşümul varoluşun ve yönetilişin temel parametrelerinden* bağımsız olmaması gerekir. Bu çerçevede,  her toplumun evren tasavvurunu, o toplum mensuplarının, başta kendileri olmak üzere, bütün evreni, dünyayı, insanları ve her türlü varlığı algılayış ve kavrayış şekli ile her tür iktidar ve yönetim ilişkilerine yönelik tavırları olarak görmek mümkündür.

Çetinoğlu: Türklerin evren tasavvuruna bakacak olursak…

Eroğlu: Türk toplum yapısının ve kültür sisteminin özünü ve temel eksenini oluşturan Türk evren tasavvuruna dair en önemli kaynakların başında, Türk destan ve efsaneleriyle birlikte Göktürk kitâbeleri gelmektedir. Göktürk kitâbelerinin ortaya koyduğu veriler ışığı altında, Göktürk yönetim düşüncesinin zihniyet arka planında, büyük ölçüde Türk evren tasavvuru vardır. Türk evren tasavvuruna göre, bütün evrenin ve varlığın merkezinde, ‘ezelî ve ebedî, ulu, güçlü, her şeyi yaratan ve düzenleyen bir Tengri (Tanrı)’ bulunmaktadır. ‘Tanrı’ kavramı, Türklerin inandığı bütün dinlerde yerini korurken, Türkçenin bütün lehçelerinde de varlığını devam ettirmiştir. Tanrı’nın yüce yaratıcılığını ve görkemini ortaya koyan en önemli örnek Göktürk Kitabelerindeki şu veciz ifadedir: ‘Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında kişioğulları yaratılmış; kişioğulları üzerine atalarım İstemi ve Bumin kağanlar tahta oturmuşlardır.’ Aynı metinde, ‘Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan’ denilmek suretiyle dünyanın, devletin ve toplumun düzenlenmesinin zihniyet temeli ile evrenin varlığı arasında mânevî ve ‘Gök’ ile bir bağ kurulmaya çalışılır. Aslında, Türk evren tasavvurunda hâkimiyetin kaynağının ‘Gök’ olduğu, Hunların zamanında da egemen bir düşüncedir. M.Ö. 176 yılında, Hun hakanı Mete Han, ‘Tengri Kut’ unvanını taşır ve Çin İmparatoruna gönderdiği mektupta, ‘Ben, Tanrı tarafından tahta çıkarılmış büyük Hun hakanı -Tanhu veya Tanju’su-’ diye kendini tanıtır. Bu çerçevede, Türk yönetim düşüncesinin ve sisteminin temel öğeleri, ‘Tanrı’dır, ‘Gök’tür, ‘Yer’dir ve ‘Gök ile Yer arasında kişioğulları’ olarak ‘Hakan-yönetici’ ve  ‘Türk budun’dur. Türk evren tasavvuruna göre, evrenin işleyiş sistematiğini ‘düzen ve denge’ ile ‘hareket ve değişme’ kavramları oluşturur. Türk yönetim düşüncesinin en dikkat çeken temel ilkeleri olarak belirtilen dört ilkeden, ilk üçü ‘düzen ve denge’ tasavvuru ile ilgili iken, dördüncüsü ise ‘hareket ve değişme’ öğeleriyle ilgili kavramlardır.  Bu durumda, ‘Hakan-yöneticiler’, ‘Türk budunu’ yâni Türk Milletini yönetirken, Tanrı’nın yaratmış olduğu evrenin işleyiş düzeni ve ilkeleri çerçevesinde yönetmelidir.

Çetinoğlu: Türk yönetim felsefesi ve kültürünün özellikleri hakkında ne tür bilgiler var?

Eroğlu: Türk yönetim felsefesi, sosyal düzen ile cihanşümul düzenin birleştirilmesinden oluşmuştur. Türk Milletinin, târihî süreç içerisinde Göktürkler zamanında yaratmış olduğu Türk yönetim felsefesi ve bu kapsamda oluşan yönetim kültürü,  dünya yönetim sistemleri içerisinde, en özgün bakış açılarından biridir. Türklerin, hareketli ve yarı göçmen bir halk olması sebebiyle çok farklı olaylar ve değişken durumlarla karşılaşmalarının bir sonucu olarak, kendi varlıklarını devam ettirme konusunda dinamik ve dengeli yönetim ilkeleri yaratmışlardır. Çin gibi, sâdece şimdiki zamanda değil, târih boyunca en kalabalık ve yerleşmiş bir topluluğu ile komşu olmak, ayrıca çoğunlukla da savaş ve mücâdele içerisinde bulunmak, Türklerin disiplin ve tutarlılık içerisinde birçok etkili yönetim ilkeleri geliştirmelerini adetâ teşvik etmiştir. Ayrıca, çok sayıda Türk ve diğer Asya kökenli toplulukların birleşiminden meydana gelen Türk Milleti’nin kontrollü, dengeli ve düzenli bir şekilde teşkilatlanması ve yönetilmesi, ancak çok sağlam ve doğru ilkelerin varlığını kaçınılmaz kılmıştır.

Teorik temeli Oğuz Kağan efsânesinde atılan Türk yönetim düşüncesinin somut uygulaması, İkinci Göktürkler zamanında şekillenmiştir. Bu bağlamda, Türklerdeki yüksek devlet düşüncesinin ve bilincinin köklerini Göktürk devlet tecrübesinde ve kültüründe görmek mümkündür. Büyük Türk Hakanı ve Önderi Bilge Kağan, kardeşi Gültekin ve Vezir Tonyukuk tarafından dikilen Göktürk Kitâbelerinden elde edilen veriler ve bulgulara bakılacak olursa, Türk devleti, hakanların şahsında temsil edildiğinden, hakanın Tanrı’yla ilişkisi, devlet yönetiminin temel eksenini oluşturmaktadır. İş başına gelen hakanların ilk işi, Türk Milletinin devletini ve yasalarını düzenlemek ve bu yasalara göre milleti yönetmek olmuştur. Burada, hakan olan kişilerin, gök ve yerin yaratılışıyla birlikte ele alınmış olması, hem yöneticiliğin hem de yönetme işinin, rastgele bir etkinlik olmayıp,  tamamen evren düzeninin bir parçası olarak kabul edildiğini göstermektedir.

 

AÇIKLAMALAR: Oğuz Çetinoğlu

Büyük Patlama – Bing Bang: Kâinatın yaklaşık 13,8 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan kozmolojik model. İlk defa 1920'li yıllarda Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaître tarafından ortaya atılan ve kâinatın bir başlangıcı olduğunu varsayan bu teori, çeşitli delillerle desteklendiğinden ilim insanları arasında, özellikle fizikçiler arasında geniş ölçüde kabul görmüştür.

holistik: Birbirinden ayrı parçaların bir araya geldiği bir bütünlük gibi düşünülüyor. Fakat bu bakış açısı kabataslak bir ifâde ve yetersiz. ‘Newtoncu Düzen’ denilen, dünyada var olan birimlerin, birbirlerinden ayrı ve tek başlarına olarak evrende yer aldıkları algısına dayanan bir bakışın ürünü. Aslında bu; bizim normal, üç boyutlu algılarımızla da örtüşen bir durum. Kâinattaki birimler; insanlar, dağlar-taşlar, masalar-sandalyeler birbirlerinden ayrıdır ve bizim algılarımız da bunu doğruluyor. Ama 20. Yüzyıl’ın başlarında yapılan araştırmalar, atom altını inceleme fırsatı verince, bilim insanları, maddenin temel bir yapıtaşının olmadığını fark ettiler. Bu, onları çok şaşırttı. Bu devasa dağları-taşları, dünyayı oluşturan maddenin temelinde bir yapıtaşı yoktu da ne vardı? Çok şaşırtıcı bir sonuca vardılar: ‘Maddenin temelinde, aslında her şeyin temelinde dev bir enerji okyanusu vardı ve bu salınan bir hareket sergiliyordu. İşte bu yapı, holistik yapıdır.

parametre: Birden fazla değişkeni bağlayan ortak değişken, parametre olarak adlandırılır. Parametreler matematikte bilinmeyene ulaştıran araçlardır, net bilgiler ifâde ederler ve denklem veya fonksiyon içinde sâbit değerler alırlar. Parametre terimi neredeyse bütün programlama dillerinde kullanılan önemli bir terim durumundadır.

Prof. Dr. FEYZULLAH EROĞLU

1955 yılında Osmaniye’nin Hasanbeyli ilçesine bağlı Çolaklı Köyü’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladı. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu.

1980’de Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne Sevk ve İdare Asistanı olarak göreve başladı. 1984 yılında doktorasını tamamlayıp 1989 yılında Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı’nda Doçent oldu. 1995 yılında Pamukkale Üniversitesi İktisâdî ve İdârî Bilimler Fakültesi İşletme Bölümüne Profesör olarak tâyin edildi. Halen aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yönetim ve organizasyon sahasında daha çok yönetici davranışları, yönetim ve kültür etkileşimi ile toplu davranış konularında çok sayıda makaleleri bulunmaktadır.